Dünyayı Sarsan Salgın Hastalıklar

15 Aralık 2014 2 yorum

Salgin Hastaliklar 7

Veba, kızıl, çiçek, kolera gibi salgın hastalıklar ve onlara eşlik eden kıtlık ve kuraklıklar, tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden oldu. Yenilmez denen orduları durdurdu. Ekonomik, siyasal ve demografik sonuçlarıyla yeryüzü haritasının yeniden çizilmesinde önemli roller üstlendi ve üstlenmeye devam ediyor.

Bir Fransız düşünür, salgın hastalıklar konusunda şunu söylemişti: “Hepimiz salgın hastalıkların çocuğuyuz…”

Devamını oku…

Kategoriler:Bilim, Tarih

Psişik Tedavi

12 Aralık 2014 1 yorum

Samanizm

 

Doktorlar hastaları yüzyıllardır fiziksel ve psişik (Ruhsal) ilaç ve tedavilerin yardımıyla iyileştirmişlerdir. Ancak modern çağda batı medeniyetinin büyük bir kısmı tedavinin ruhsal boyutuna gösterdiği ilgiyi azaltmıştır. Aslında tüm iyileşmelerde mutlaka bir oranda ruhsal iyileşme söz konusu olsa da, iyileşme sürecinde zihnin işlevine verilen önem gittikçe azalmıştır. Bunun görünürdeki en büyük sebebi, batı medeniyetinin hastalıklarla fiziksel mücadelede çok ileri aşamalara gelip pek çok hastalığı etkisiz hale getirmesidir.

Devamını oku…

Kategoriler:Bilim, Bilinmeyen

Evren Balon Şeklinde Mi?

23 Temmuz 2014 Yorum bırakın

 

Çoklu Evren Teorisi Test Ediliyor.

Perimeter Ortaklığı Fakültesi’nden Matthew Johnson ve diğer bilim insanları çoklu evren teoreminin hipotezini bilimsel açıdan test edilebilir bir dünyaya taşımaya çalışıyor.

Büyük patlamadan önce her şey sadece vakumdu. Vakum karanlık enerji adı verilen bir genişleme alanıyla (Higgs alanı) kaplandı. Sanki bir demlikteki suyun buharlaşırken kabarcıklar çıkarması gibi balonlara ayrıldı. Her balon bir diğer enerjisi az olan vakumu içerdi ve halen hiçlikte değildi. Bu enerji nedeniyle balonlar genişlemeye başladı. Sonunda kaçınılmaz olarak bazı balonlar birbirlerine çarpmaya başladı. Bu arada ikinci bir balonun üretilme ihtimali var.

Devamını oku…

Kategoriler:Astronomi - Uzay, Bilim

Ele Geçirilemeyen Efsane: Oak Adası Hazinesi

19 Mayıs 2014 5 yorum

Orada olduğu biliniyor fakat çıkarılamıyor

1795 yılında Kanada’da Oak Adası’nda gömülü bir hazinenin bulunduğu söylentisi duyuldu. O günden beri define avcıları, hazineyi bulmak için yaşamlarını ve servetlerini harcadılar. Aşağıda, sarfedilen çabaları ve definenin neden bulunamadığı anlatılıyor.

1795 Yılının bir yaz günü, Daniel McGinnis adlı 16 yaşında bir delikanlı, Mahone Körfezi’ni kanosuyla geçiyordu. McGinnis, Nova Scotia’nın güney kıyısındaki Mahone Körfezi’nde bir adada kıyıya çıktı. Körfezin güneydoğu kıyısı açıklarındaki bu adayı neden seçtiğini kendisi de bilmiyordu. Çünkü, yakında başka adalar da vardı. Belki de, McGinnis adanın farklılığından etkilenmişti. Oak (Meşe) Adası, adını, tüm adayı kaplayan sık kızıl meşe ormanından almıştı.

 

Devamını oku…

Kategoriler:Bilinmeyen, Tarih

Mitolojiden Gerçeğe Doğru: Atlantis Efsanesi

21 Nisan 2014 3 yorum

 

Bugün Atlantis, şairler, romantikler, hayalperestler için yitirilmiş bir cennet, keşfedilmemiş bir El Dorado, mükemmel bir ütopya… Yarın bilimin konusu olacak mı?

Keşfedilmemiş El Dorado

Atlantis efsanesi, tarih bo­yunca meydana gelen değişikliklerden fazla etki­lenmedi. Platon, doğumundan 9000 yıl önce var olmuş ve yanardağ patlamasıyla suya gömül­müş Atlantis’i zengin biçimde betimlemişti. O zamandan beri, Atlantis uygarlığı pek çok yazarın, şairin, ressa­mın ve bilim adamı­nın hayallerini süsle­di. Atlantis’in gerçek bir ülke olduğunu öne süren 70’ten faz­la kitap var. Bunların arasında, 17. yüz­yılda yaşamış İngiliz filozof Francis Bacon’ın Yeni Atlantis adlı kitabını özellikle anmak gerekiyor. Bacon, Atlantis’i Kuzey ve Güney Amerika ile ilişkilendirmişti.

Devamını oku…

İstanbul Efsaneleri

15 Nisan 2014 Yorum bırakın

Bir varmış, bir yokmuş… Allah’ın kulu çokmuş. ‘Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken; eşek mühürdar, katır silahtar iken; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; yaranı safa, kızıştı kafa, ak sakal, kara sakal, berber elinden yeni çıkmış bir taze sakal… ‘Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem sorarmıyım natırı, nadan olan bilmez ahbap hatırı. ‘Dereden geldim, tepeden geldim, sandığa girdim bir de ne göreyim, köşede bir hanım oturuyor. Şöyle ettim, böyle ettim, hanım yerinden kalktı, yüzüme baktı, çıktık birlikte yola, ne sağa saptık, ne sola… Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik, bir de arkamıza baktık ki bir arpa boyu yer gitmişiz… Ne dönülür geri, ne gidilir ileri, sana bir masal söyleyeyim bari gel beri…

‘Bir varmış, bir yokmuş. ‘Diyarların en güzeli, efsanelerin sultanı bir Şehr-i İstanbul varmış…

Devamını oku…

Çalıntı Kıtalar

07 Nisan 2014 1 yorum

 

Bu kitap Kristof Kolomb hakkında değildir. Onun dahi ya da aptal, haydut ya da aziz, iyi bir denizci ya da şanslı olup olmadığıyla pek ilgilenmiyorum. Amerika kıtasına ayağını basan ilk Avrupalı olup olmadığıyla ya da ne yaptığını bilip bilmediğiyle de ilgilenmiyorum. Vikingler Atlantik’i ondan 500 yıl önce geçmişlerdi; üstelik Kolomb 1506’da öldüğünde, ulaştığı yerin Asya olduğunu sanıyordu hâlâ. Bunlar önemli değil. Kristof Kolomb 1492’de Avrupa’dan Amerika’ya varmamış olsaydı, çok geçmeden başka bir Avrupalı aynı şeyi yapacaktı. Kolomb Meydanı’na, İngiliz Kolombiyası’na ve Kolombiya Cumhuriyeti’ne başka bir Avrupalının adı verilecekti. Kolomb’la ilgili olarak önemli olan, Amerikan yerlisinin gözünde, onun başka bir kıtadan başlayan yolculuğunun, de­nizden felaket getiren bir işgal olmasıydı.

Devamını oku…

Kategoriler:Tarih
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 612 takipçiye katılın