Anasayfa > Bilim > Mucize Dünyamız

Mucize Dünyamız

Dünya’yı çok özel yapan şey onu yaşam için elverişli kılmak adına her şeyin bir araya geliş şekli. Dünya, çorak bir kaya yığınından bildiğimiz hâline dört buçuk milyar yılda geldi. Bu, yıkım ve yenilenmeyle dolu inanılmaz bir yolculuktu. Ama şimdi, bu nâdide ve olağanüstü gezegen en büyük sorunla karşı karşıya: İnsanoğlu.

Biz insanlar, gökyüzünü taramaya muvaffak olduğumuz günden beri, uzayda bize benzer zeki yaşamın izlerini sürmekteyiz. Amerika’daki bu radyo-teleskop kümesi o arayışın bir parçası. Bu teleskoplar uzayın derinliklerini görebiliyor. Ama henüz hiçbir şey bulabilmiş değiliz. Sonuçta, kendi galaksimizde milyarlarca yıldız var. Samanyolu ise, milyarlarca galaksiden yalnızca biri. İnsan ister istemez oralarda, bizimkine benzer dünyalar olması gerektiğini düşünüyor. Bizimki gibi yaşam barındırabilen dünyalar. Ancak şimdi yeni bir teori var. Gezegenimizin oluşumundan yalnızca birkaç milyon yıl sonrası. O zamanlar Dünya’nın bir ikizi olduğu düşünülüyor: Theia. Bu iki gezegen benzer yörüngelerde doğmuştu. Sonuç: Feci bir çarpışma. Theia, Dünya’nın etrafında bir enkaz halkası bırakarak yok oldu. Bu, karmaşık yaşam için gerekli koşulları oluşturmada önemli bir ilk adımdı. Çünkü Dünya, ikizinin bir parçasını yutarak önemli ölçüde büyük bir gezegen hâline geldi. Bunun sonucunda Dünya’nın yerçekiminin gücü arttı. Bu güç olmadan Dünya’nın atmosferi zamanla uzaya sızabilirdi. Atmosferin bile yerinde durması için yerçekimine ihtiyaç vardır.

Dünya’yı bu kadar özel yapan şeylerden biri de bu eşsiz atmosferdir. Gezegenimizi sıcak tutuyor iklimleri belirliyor ve soluduğumuz oksijeni sağlıyor. Ancak atmosfer bize Dünya’daki yaşam için çok önemli bir şey daha sunuyor: Koruma. Arizona’dayız ve gezegenler için onları koruyacak bir atmosfere sahip olmanın neden bu kadar önemli olduğunu gösterecek bir yere gidiyorum. Bu dev bir meteor krateri. 50 bin yıl önce yerkabuğuna çarpmıştı. Burası, meteorların ne kadar yıkıcı olabilecekleri hakkında çok şey anlatıyor. Buradaki patlama Londra’dan büyük bir şehri buharlaştırabilecek kadar büyüktü. Ancak ölçümlere göre, bunu yapan kayanın genişliği 50 metre bile değildi. Yerden bakınca, çarpmanın ölçeği daha bir nefes kesici. Kraterin çapı bir kilometreden fazla ve derinliği yaklaşık 200 metre. Burada açığa çıkan enerji muazzamdı. Çarpma esnasındaki patlama, Hiroşima’ya atılan bombadan 100 kat daha büyüktü. Buna benzer meteorların düzenli olarak çarpması yok edici olurdu. Ancak bu krateri önemli kılan ne kadar büyük olduğu değil ne kadar nadir olduğudur.

 Arizona Meteor Krateri


Uzay, öyle görünmese bile tehlikeli bir yerdir. Yukarısı, Dünya’nın yörüngesi yakınından geçen milyonlarca cisimle dolu bir atış poligonu gibidir. Saatte binlerce kilometre hızla vızır vızır geçen kozmik şarapneller. Başka kraterler de var. Bu, Namibya’da. Bazen uzmanların, bir kraterin varlığını tespit edebilmek için Brezilya’daki bu kraterde olduğu gibi özel haritalama teknikleri kullanması gerekiyor. Ama bu kadar gelişmiş donanımla bile tüm gezegende bulunan meteor krateri 200′ü geçmiyor. Kısmen bunun sebebi, erozyonun devamlı olarak geçmiş çarpışmaların izlerini silmesi. İnce hava gibi elle tutulamayan bir şeyin bizi meteorlardan nasıl koruduğunu anlayabilmek için Dünya’ya ulaşabilmiş bir meteor bulmanız gerekir. Meteorlar çok ender bulunduğu için birinin izini sürmek, büyük mesafeler kat etmeyi gerektirir. Batı Avustralya’daki Nullarbor Ovası’na yapılan bir keşif gezisinde ona katıldım. Nullarbor, Büyük Britanya büyüklüğünde geniş bir ovadır. Meteorlar bir miktar metal içerdikleri için koyu renkli paslı yüzey dikkat çekiyor. Dışarıdan atmosfere yüksek hızla giriş yaptığı anda yüzey eriyip soyuluyor ve yeni yüzey ortaya çıkınca o da eriyip soyuluyor. Sonunda küçülüp bu boyuta ulaşana kadar böyle devam ediyor. Meteorlar atmosfere temas ettiğinde önlerindeki havayı sıkıştırırlar. Bu, yoğun sıcaklığa yol açar. Tamamı kül olana kadar katmanlar birbiri ardınca soyulur. Bu süreci vuku bulurken, kum tanesi büyüklüğündeki parçacıkların tutuşup geceleyin gökyüzünde oluşturdukları çizgiler şeklinde görürüz: Yıldız kayması.

Dünya’nın çekirdeği erimiş demirden meydana geldiği için bu hareketli metal çekirdek, güçlü bir manyetik alan yaratıyor. Bu manyetik alanı iş başındayken görmek mümkün. Aurora. Manyetik alanın tehlikeli güneş rüzgârlarının yönünü saptırması olayı.

Bu kocaman erimiş çekirdek, Dünya’daki yaşam için gerekli olan bir şeye daha katkıda bulunuyor. Gezegenin ısısını düzenlemeye. Bu olağanüstü bir düzendir. Çekirdek tarafından ısıtılmış sıcak kaya Dünya yüzeyine doğru yükseliyor. Yanlara doğru yayıldıkça yerkabuğu çok yavaş bir şekilde ayrılıyor. Bu, kıtaları hareket ettirerek Dünya’nın hareketli ve sürekli değişen yüzeyini oluşturuyor. Çekirdeğin yaptığı yaşam için önem arz eden tek şey gezegeni şekillendirmek değil. Kıtaların çarpıştığı yerlerde dev volkanik patlamalara yol açarak atmosfere karbondioksit salar. Şimdilerde karbondioksidin küresel ısınmaya sebep olan tehlikeli bir sera gazı olduğunu düşünüyoruz. Ancak Dünya’nın uzun tarihi boyunca karbondioksit gezegenimizin karmaşık yaşamın hayatta kalabileceği ısı dengesini korumada çok önemli bir rol oynadı.

İkizinin Dünya’yla çarpışması son olarak, gezegenimize oldukça özel bir armağan daha sundu. Patlamadan yayılan parçalar Dünya’nın etrafında dönerken bir araya gelmeye başladı. Ve sonunda Ay oluştu. Gerçekte Ay havasız, susuz ve cansız bir kaya yığınıdır. Nasıl bakarsanız bakın onsuz biz de burada olamazdık. Bütün varlığımızın bağlı olduğu hassas bir aygıttır Ay. Güneş Sistemi’ndeki diğer bütün uydular bağlı oldukları gezegenle kıyaslandığında çok küçüktür. Ancak oluşum şekli sebebiyle bizimki aşırı derecede büyük ve yakındır. Dolayısıyla Dünya’nın gelişiminde de aşırı derecede büyük bir fark yarattı. Ay Dünya’nın yörüngesinde döndükçe Ay’ın çekim gücü suyu ve okyanusları kendine doğru çeker. Bunun yarattığı sürekli değişen gel-git kuşağıdır. Bu gelgitler Dünya’nın canlılarına bir hayat alanı sundu. Ne var ki, Ay’ın yaşama sağladığı en büyük katkı medcezirler değildir. Daha da önemlisi, Dünya’nın istikrarlı iklîmi ve düzenli mevsimleri için Ay’a şükran borçluyuz. Ay’ın çekim gücü, Dünya’nın uzayda salınmasını engelliyor. Aksi takdirde iklîm düzensizliği ortaya çıkardı. Ay olmasaydı; Dünya’daki sıcaklık, düzenli bir biçimde kavurucu sıcaktan dondurucu soğuğa gidip gelirdi. Böyle sert iklimsel değişiklikler gezegeni yaşanmaz hâle getirirdi.

Ancak Ay’a oldukça garip bir şeyler oluyor. Bu yüzden, değerini küçümsememeliyiz. Her sabah Batı Teksas’taki McDonald Gözlemevi’nde Ay’a bir lazer ışını göndererek Ay’ın Dünya’ya olan uzaklığı ölçülüyor. Peki ışığın oraya gidip geri dönmesi ne kadar sürüyor? Ortalama iki buçuk saniye. Ay’la ilgili pek çok şey öğrendik. Ay’ın nasıl yukarı-aşağı sağa-sola hareket ettiğini ve bizden uzaklaşmakta olduğu gerçeğini. Yani neredeyse yılda 4 santimetre. Ay sonsuza dek bizimle olmayacak. Uzaklaşarak sonunda uzayda kaybolup gidecek.

Gezegenimizin Güneş Sistemi’ndeki konumunu düşündüğünüzde ne kadar talihli olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Güneş’e Mars kadar uzak olsa, yaşam için çok soğuk olurdu. Güneş’e biraz daha yakın olunca koşullar iyileşiyor. Yaşam için en önemli unsur olan suyun yüzeyde var olabileceği en uygun sıcaklıktaki, Güneş Sistemi’nin yegâne bölgesinde bulunduğumuz için oldukça şanslıyız. Venüs gibi Güneş’e biraz daha yakın olsaydık aşırı sıcak olurdu. Su her türlü buharlaşıp giderdi. Yeşil bölgeye bakın. Burası, bütün Güneş sistemi’nde karmaşık yaşam için elverişli tek bölge. Oradaki tek gezegen ise, Dünya. Ancak önemli olan tek şey. Dünya’nın Güneş’e yakınlığı değil. Uygun tipte bir güneşin yörüngesinde olduğumuz için de şanslıyız.

Güneş Sistemi’ndeki bütün gezegenler içinde Dünya için en önemli olan açık farkla Jüpiter’dir. Bunun sebebiyse, muazzam boyutu. Jüpiter Dünya’nın 300 katından daha büyük. Dolayısıyla devâsâ bir çekim alanı var. Bu alan, Dünya’ya çarpması muhtemel tehlikeli uçan cisimleri çekiyor. Jüpiter, Dünya’nın koruyucusudur. Bilimadamları onu iş başındayken gördüler bile. 90′lı yılların başlarında bir kuyrukluyıldız, Jüpiter’in güçlü çekimine kapıldı. Birçok küçük parçaya ayrılıp gezegene çarptı. Patlamalardan bazılarının bıraktığı izler, Dünya’nın kendisinden büyüktü. Jüpiter olmadan Dünya, ortalama her 10 bin yılda bir buna benzer dev çarpışmalar yaşardı. Bu tür bir bombardıman altında karmaşık yaşamın devam etmesini hayâl etmek bile zor. Kocaman bir Evren’de bile gezegenimizin gerçekten de nâdide bir Dünya olabileceğini anlamaya başlıyoruz. Karmaşık yaşama yuva olabilmek için her gezegenin sıvı hâlde suya çabuk tükenmeyecek bir güneşe ve onu meteoritlerden koruyacak dev bir komşuya ihtiyacı vardır. Dünya, bunların hepsinden istifâde etmekte. Ne kadar inanılmaz olduğunu düşününce anlıyorsunuz.

Meksika’nın ormanlarında, büyük deliklerden gittiğiniz her yerde bulabilirsiniz. Bunlara cenote diyorlar. Burada binlercesi var. Ancak çoğu henüz incelenmedi. Ayaklarımızın altındaki bir dünya. Bu mağaralar, baş döndürücü bir yerler olabilir. Ancak Dünya tarihindeki en büyük olaylardan birinin kanıtlarını barındırıyor. Cenotenin derinliklerine inmek yeni bir dünyaya girmek gibi. Bu batık mağaralara giren insan sayısı Ay’da yürümüş insan sayısından daha az. Aslında yukarıdan bakınca cenotelerin yüzlerce kilometrelik bir alana yayılmış olduğunu görebiliyorsunuz. Haritaları çıkartıldığında ormanda belirgin dairesel bir iz takip ettikleri ortaya çıkıyor. Dev bir kraterin kenarını oluşturuyorlar. Bilimsel aygıtlar altta gömülü kaya yapısının deforme olduğunu gösteriyor. Ancak devâsâ bir meteorit kraterinin dış hatları göze çarpıyor. Bu inanılmaz mağara daha büyük bir hikâyenin bir parçası.

65 milyon yıl önce dünya tarihindeki en yıkıcı çarpışmalardan biri burada yaşandı. Chicxulub adıyla bilinen meteorit buraya düştü ve dinozor neslinin tükenme sürecini başlattı. Bu meteorit 15 km çapında tüm gezegende tahribâta sebep olacak büyüklükteydi. 100 trilyon ton TNT gücüyle patladı. Patlama sonucu oluşan dev buharlaşmış kaya sütunu uzaya taştı. Yerkabuğunda 30 kilometre derinliğinde bir krater açıldı. Cenote delikleri bu zayıflayan kaya çıkıntılarının üzerinde milyonlarca yılda şekillendi. Patlama çok şiddetli gerçekleşmiş olmalı. Ancak sonradan olanlar çarpışmayı küresel bir felâkete dönüştürdü. Patlamadan uzaya taşan parçalar geri Dünya’ya düştü. Milyarlarca erimiş partikül havayı kavurarak sıcaklığı yüzlerce dereceye yükseltti. Atmosferi ise ve toza boğan yangınlar, gezegeni sildi süpürdü. Dinozorların ve diğer pek çok canlının sonu gelmişti. Neyse ki yeraltında hayatta kalmayı başaran bazı canlılar vardı. Birkaç milyon yılda olsa da sonunda Dünya’daki koşullar normale döndü.

Gezegene olan etkimize farklı bir açıdan bakmak için Meksika’ya dinozorları yok eden meteoritin düştüğü yere gitmek yeterli. Burada, Meksika’nın Yucatan Peninsula bölgesinde okyanustan uzakta orman, kesintisiz yüzlerce kilometre uzanıyor. Ancak arada bir garip kaya yığınlarına denk geliyorsunuz. Bazıları kocaman kayıp bir uygarlığın piramitleri. Bu Uxmal piramidi. Mayalar tarafından bin yıldan fazla bir zaman önce inşa edildi ve 50.000 nüfuslu bir şehrin kalbindeydi. Bugün ise bir zamanlar zengin bir kültürün küçük kalıntıları. Maya Uygarlığı’nın neden yok olduğuna dair birçok teori var. Bazıları savaş diyor, bazılarıysa kıtlığın onları tükettiğini iddia ediyor. Bu ise bize hiçbir uygarlığın sonsuza dek yaşamayacağını hatırlatıyor.

Uzayın sonsuzluğunda milyarlarca gökcisminin sadece varlığından haberdarız, onlar hakkında detaylı bir bilgiye sahip değiliz. Bu cisimler içinde canlılar için yaşanılacak yer kılınan dünya ise eşsiz bir yere sahiptir. Şimdiye kadar dünyada hayatın var olabilmesi için yüzlerde sebep bulundu. Varlığından haberdar olduğumuz bu sebeplerin tesadüfen bir araya gelmeleri imkansız derecede zordur. Tüm bu mucizelerin tesadüfen oluştuğunu ısrar ederek bir yaratıcıyı inkar edenleri anlamak ise hepsinden daha zordur.

Kaynak

Kategoriler:Bilim
  1. erhan
    15 Mayıs 2012, 14:13

    Sayın yazar, yaratıcı inancı gönül dünyanızda kalsa olmaz mıydı??

    • 21 Ekim 2012, 15:08

      Bence sen inançsızlığını iç dünyanda bıraksan daha iyi edersin.

  2. hasan
    20 Mayıs 2012, 20:27

    Koskoca bir çöplük olan internet aleminde pırıl pırıl bir yer, çölde bir vaha gibi burası ancak “bunlar tesadüfen olabilir mi,mükemmel tasarım” gibi düşünceler sizde kalsa daha iyi olurdu.

    • 21 Mayıs 2012, 22:55

      Beğeniniz, değerli görüş ve düşünceleriniz için teşekkür ederiz Hasan Bey. Gerek tarama yoluyla yapılan gerekse alıntı yapılarak paylaşılan makalelerde, etik olmadığı için görsel ilave etme haricinde içeriklerinde oynama, düzenleme yapma gibi bir durum söz konusu değil. Sizinde dikkatinizi çekmiştir, blog belli bir görüş ve düşünce çizgisinde olan bir blog değil, her görüş ve düşünceden paylaşımların yapıldığı bir ortam. Ve en öncelikli ilkemiz paylaşımlardaki objektifliği muhafaza etmek.
      Sağlıcakla kalın.

  3. 29 Haziran 2012, 15:13

    Siteyi didik didik inceledim ve emeğinize , bu kadar güzel ve temiz bilgiyi bir araya getirip bu kadar güzel bir sunum yapmanıza hayran kaldım. Çok teşekkür ediyorum.

    Erhan ve Hasan Beyler. Tüm yazıları incelediğinizde bu sitede her hangi bir görüşün site sahibinin görüşünü ifade etmediğini, içeriğin sadece başka kaynaklardan derlenerek aktarıldığını farkedersiniz.
    Zira bazı yazılar Yahudi inancını, bazıları Hristiyan inancını kimisi de Müslüman inancını yansıttığı gibi; bazı incelemelerde de Ateizm ya da Teizm izleri görebilirsiniz.

    Ben de ilk okuduğum bir kaç makalede site sahibinin şiddetli şekilde yahudi misyoneri olabileceği kanısına kapılmıştım ama farkettim ki yazıların gerçek sahiplerinin fikirleri idi okuduklarım ve tarafsız bir şekilde buraya aktarılmıştı.

    Yorumlarınız da sizin kişisel düşüncelerini dile getirdiği için tabii ki yorum için açılmış bir alana bunları yazmaya sonuna kadar hakkınız var.

    Site sahibine tekrar tekrar sonsuz teşekkürlerimi, saygılarımı iletiyorum. Kolaylıklar dilerim

    • 30 Haziran 2012, 13:34

      Blogun İletişim sayfasında özellikle ifade etmeye çalıştığım bu blogun paylaşım prensipleri ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Düşüncenize ve elinize sağlık Faruk Bey. Burası objektif bir mekan, öylede kalacak. Desteğiniz için çok teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalasınız. Saygılar.

  4. 18 Ocak 2013, 19:03

    yahu arkadaşlarbu yıl değilde geçen yıl 2012 21 aralıkta dünyanın keraneti dediler hava güzeldi ayyıp adamlara 1 nisan şakası yapıyorlar

  5. 18 Ocak 2013, 19:08

    he adamlar dese boşuna dünya yıklacak diye bizi yaratan allah sonunu getireek aleyiselam azrail dir ya belki yarın mahşer anıolursa akıllıyım ya

  6. Fatih
    17 Temmuz 2013, 22:21

    Inancsiz insanlarin sayisi 6 milyarlik insan aleminde bir damladan ibaret ancak her ne
    Hikmetse sesleri cok cikiyor.belkide yanlizligin verdigi bir dusunce ve duygunun tezahurudur.Gercek su ki her hangi bir normal zeka sahibi bir varlik bir yaratici oldugu gorebilir.bir ama,kor insan bile cevresindeki dunyanin farkinda olabilirken sizlerin inatciliginiz korlukten de ote nankorluk baska da bir sey degil.Ayrica blogger cok guzel bir hizmet sunmus ayrica tesekkurlerimi sunmak isterim.

  7. 11 Ekim 2013, 14:35

    21.yy a girdik, hala Allah’ın varlığına ve birliğine inanmayanların olması çok garip. Allah hidayet versin hepimize…
    Paylaşımlar için ise, Başarılarınızın devamını dilerim. Saygılar.

  8. 30 Ekim 2013, 22:44

    çok doğru sözler

  9. Ferda Yamanoğlu
    21 Aralık 2015, 14:59

    Rahman suresi-7.Ayet dünyanın yaratılışını anlatır.

    Rahman-7=Göğün boyunu yükseltti, mizanı koydu.

    Gaz ve tozların sıkışması sonucu güneşe yakın bir yörüngede yaratılan dünya, canlı yaşamı için uygun olan 150 milyon km’lik mesafeye uzaklaştırılarak gök yükseltilir.
    Dünyaya çarpan mars büyüklüğündeki gezegenin dünyanın ağırlığını değiştirmesi sonucunda mizan(tartı) konulur.Çünkü ay’da 10 kg gösteren bir terazi kütlesinin büyüklüğü sebebiyle dünyada 60 kg gösterir.Çarpma sonucunda kopan parçalar birleşerek ay yaratılır.
    Ay’ın çekim gücü sayesinde dünyanın 23,5 derecelik eğim açısının sapması engellenerek mevsimler oluşturulur.Yani tüm bunlar ALLAH’ın ince bir tasarımının sonucudur.

  10. Ferda Yamanoğlu
    01 Mayıs 2016, 19:18

    Enbiya -32=Göğü, korunmakta olan bir tavan olarak yarattık.
    Atmosfer, manyetik alan, Jüpiter gezegeni ve heliosferle korunan ve koruyan bir tavandır.Fussilet suresi 11. Ayet ise 7 kat göğün yaratılması için ALLAH’ın hem yere, hemde göğe emir verdiğini yazar.Yere neden emir veriyor?Çünkü atmosferi koruyan manyetik alanın yaratılması için dünyanın demir çekirdeğinin dönmesi gerekiyor.
    Kurandaki bilimle ilgili ayetler ne zaman öğrencilerin din dersi kitaplarında yer alacak?

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: