Anasayfa > Astronomi - Uzay, Bilinmeyen, Tarih > Sümer Yaradılış Destanı Enuma Eliş’te Marduk (Nibiru)

Sümer Yaradılış Destanı Enuma Eliş’te Marduk (Nibiru)

Tanrıların Çobanı


Berlin devlet müzesinde bulunan VA/243 katalog nolu bir akkad silindir mührü gök cisimlerinin bilinen betimlemesinden oldukça farklıdır. Bu Sümerlilere göre güneş sistemini gösteren bir betimledir : on iki gök cismi içeren bir sistem.

Eğer bu Sümer gök haritası 200 yıl önce incelenmiş olsa idi keşfedilmemiş gezegenlerden dolayı eski insanların cahilane betimlemesi olarak yazılı kayıtlar arasında yerini alacaktı. 4500 yıl önce çizilen bu betimleme, Mars ve Jüpiter arasında farklı bir gezegenin olduğu konusunda oldukça ısrarlıdırlar ve bu 12.Gezegene NI.BI.RU (Geçiş Gezegeni) adını vermişlerdir. Babil astronomları ona Marduk demişlerdir.

Enuma Eliş (Yükseklerdeyken ) destanı bizlere ;

Enuma eliş la nabu şamamu.
Yükseklerde Gök henüz isimlendirilmemişken
Şaplitu ammatum şuma la zakrat
Ve aşağıda , sağlam zemin (Dünya) çağırılmamışken

İki gök cisminin bir dizi gök tanrısını doğurduğunu anlatır. Gök varlıklarının sayısı arttıkça, İlksel babayı rahatsız edecek kadar büyük gürültü ve şamata ortaya çıkar. Sadık haberci, genç tanrıları disipline edecek önlemler almasına karşın genç tanrılar İlksel babaya karşı birleşirler ve onun güçlerini çalarlar.
İlksel babaya karşı isyanı yöneten tanrının bir önerisi vardır ; Küçük oğlu tanrılar meclisine katılmaya davet edip, ona üstünlük verilmelidir ki, bu küçük oğul, “ canavar” a dönüşen analarıyla savaşmaya tek başına gidebilsin.
Kendisine üstünlük verilen genç tanrı, Babil versiyonuna göre MARDUK, canavarla yüzleşmeye koyulur ve şiddetli bir savaştan sonra onu yenerek ikiye böler. Bir parçasını gök yapar diğer parçasını ise dünya. Sonra göklerde sabit bir düzen kurmaya konulur, her bir tanrıya kalıcı bir konum tahsis eder.

Bu tablet ve tablet parçaları bulundukça ve tercüme edildikçe sıradan edebi eserler olmadığı ortaya çıkar. Bu tabletler Babil’ in en önemli metinleriydi ve törenlerde okunurdu. Bu metinlerde Marduk ‘un üstünlüğünü hakkında propaganda yapmak için yaratılış destanının kahramanı yapmışlardır.

Enuma Eliş adlı göksel dramanın sahnesi, ilksel evrendir. Göksel aktörler, yaratmış oldukları kadar yaratanlardırda.

1.Perde.

Yükseklerde Gök henüz isimlendirilmemişken,
Ve aşağıda, Dünya çağrılmamışken ;
Boş ama başlangıçta mevcut olan APSU, Vucuda getiren onları,
MUMMU ve TİAMAT – hepsini doğurandı o,
Birbirine karışmıştı suları.

Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı.
Tanrıların hiçbiri vucuda gelmemişti,
Hiçbirinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti;
İşte tam ortalarında tanrılar şekillendi.

Uzayın içinde “tanrılar” yeni gezegenler daha ortaya çıkacak,adlandırılacak, “kadeleri” yani yörüngeleri belirlenecektir.sadece üç cisim mevcuttur : “ başlangıçtan beri mevcut olan” ;

AP.SU : Başlangıçtan beri mevcut olan.
MUM.MU : Doğmuş olan
TİAMAT : Yaşamın kızı

AP.SU ve TİAMAT’ ın “ suları “ karışmıştır, ilksel sular evrenin temel yaşam veren elementleridir.Demekki AB.SU güneştir, “başlangıçtan beri var olan “.
Ona en yakın olan MUMMU dur. Destanı anlatan MUMMU, AP.SU’ nun güvenilir yardımcısı Merkürün, dev efendisinin çevresinde dönen küçük gezegenin tanımıdır.
Daha ileride TİAMAT vardır, MARDUK’ un parçaladığı canavardır. Ama ilksel başlangıçta o, ilk bakire anadır. O ve AP.SU arasındaki uzay boş değildir. AP.SU ve TİAMAT ‘ın ilksel elementleri ile doludur. Bu sular karışmıştır ve yeni gezegen oluşmuştur.

Suları birbirine karıştı….
Tam ortalarında tanrılar şekillendi :
Tanrı LAHMU ve tanrı LAHAMU doğdu ;
Bu adlarla çağrıldılar.

Etimolojik olarak bu oluşan iki gezegenin adları LHM (savaşmak) kökünden çıkmıştır. Eskilerin bize bıraktığı miras Mars’ın savaş tanrısı ve Venüsün savaş tanrıçası olduğu anlatımlarda mevcuttur. Ayrıca astronomik olarakta bu bilgi doğrulanmıştır yani ; kayıp gezegen “Tiamat’ın Mars’ın ötesinde yer almış olduğunu gösterir. Mars ve Venüs, Güneş (Ap.Su) ve Tiamat arasında yer alır. (Şekil : 2-3)

Güneş sisteminin oluşumu devam eder. Lahmu ve Lahamu, yani Mars ve Venüs doğmuştur, daha,

Onlar yaşlanmadan önce
Tayin edilmiştir bir boyuta göre boyca-
Tanrı ANŞAR ve tanrı KİŞAR biçimlendi,
Onları bastırılıp
Günler uzadıkça ve yıllar çoğaldıkça ,
Tanrı ANU oğulları oldu-atalarına bir rakip.
Derken Anşar’dan ilk doğan Anu,
Eşiti olarak ve kendi suretinde NUDİMMUD’u yarattı.

Yaratılış destanı 1.Perde hızlı oynamaktadır. Mars ve Venüs’ün sınırlı boyutlara kadar büyüdüğü, onlar oluşumunu tamamlamadan bir diğer çift gezegen oluştuğu konusunda bilgileniriz. Bu iki gezegen adlarında anlaşıldığı üzere muhteşem gezegenlerdir. ANŞAR (prens, göklerin en başta geleni) ve KİŞAR ( sağlam karaların en başta geleni). Bunlar ilk çifti boy bakımından aşarlar. Bu ikinci çift sıfatlandırma ve konumları itibariyle Satürn ve Jüpiter olduğu anlaşılır. (Şekil : 6)

Derken biraz zaman geçer (yıllar çoğalır) ve üçüncü bir çift gezegen doğar. İlki ANU’dur, Anşar ve Kişar’dan küçüktür (onların oğlu), fakat ilk gezegenlerden daha büyüktür. ( boyca atalarına rakip). Derken ANU ikizi bir gezegen doğurur, eşiti olarak ve kendi suretinden. Destanın Babil versiyonu NUDİMMUD diye adlandırır, bu EA/ENKİ’ nin bir sıfatıdır. Boyların ve konumların tarifi güneş sistemimizin Uranüs ve Neptün’üdür.

Bu dış gezegenler arasında açıklanması gereken bir diğer gezegen vardır, Plüton. Yaratılış destanı zaten ANU’ya ANŞAR’dan ilk doğan diye hitap ederek, ANŞAR/Satürn’den doğan bir diğer gezegensel tanrı ima etmektedir.

Destan Anşar’ın elçisi GAGA’ yı diğer gezegenlere çeşitli görevlerle nasıl gönderdiğini aktarırken, bu gök ilahına daha sonra yetişir. Apsu’nın elçisi Mummu’ya denktir, buda akla Merkür ve Plüton arasındaki benzerlikleri getirir. Demekki GAGA plütondur. Sümerliler gök haritalarında Plüton’ u Neptünün ötesinde değil, elçisi veya uydusu olduğu için yanına koymuşlardır.

GÜNEŞ – Apsu , başlangıçtan beri mevcut olan.
MERKÜR – Mumu , Apsu’nun danışmanı ve elçisi.
VENÜS – Lahamu , çarpışmaların hanımı.
MARS – Lahmu , savaş ilahı.
??? – Tiamat , yaşam veren bakire.
JÜPİTER – Kişar , sağlam karaların en baş geleni.
SATÜRN – Anşar , göklerin en baş geleni.
PLÜTON – Gaga , Anşar’ ın danışmanı ve elçisi.
URANÜS – Anu , göklerin olan
NEPTÜN – Nudimmud (Ea) , sanatkarane yaratıcı.

Gezegenlerin oluşumuyla ilgili mükemmel drama sona erdikten sonra yaratılış destanı yazarları 2. perdeyi, göksel bir karmaşa dramını göstermek üzere açarlar… Yeni yaratılan gezegen aileleri, dengeli olmaktan oldukça uzaktırlar. Birbirlerini çekmekte, Tiamat’ ı şıkıştırmakta, ilksel cisimleri rahatsız edip tehlikeye sokmaktadırlar.

İlahi biraderler birleşip gruplaştılar ;
İleri geri giden tiamatı rahatsız ettiler.
Göklerdeki ikametlerindeki yaramazlıklarıyla.
Tiamat’ ın “göbeğini” karıştırıyorlardı
Apsu şamatalarını azaltamıyordu;
Tiamat onların yaptıkları karşısında sessizdi.
Yaptıkları tiksindiriciydi.
Yolları, ortalık karıştırıcıydı.

Burada düzensiz yörüngelere yapılan göndermeler söz konusu. Apsu gezegenlerin düzensizliklerinden rahatsızdır ve “ tiksindirici” bulup, niyetini onların yollarını yıkmak olarak açıklar. Mummu ile kucaklaşır. Aralarında her ne plan kurmuşlarsada diğer tanrılar tarafından duyulur ve kendilerini ihma planı karşısında dilleri tutulur. Aklını başına toplayan Ea dır. Apsu ‘nun üstüne “ uyku dökmek” üzere bir numara düzenler, diğer tanrılar ‘da bu planını beğenince Ea evrenin aslına sadık kalarak yeni bir harita çizer ve güneş sistemimizin ilksel suları üzerinde lanet okur.

Ea hızla Apsu’dan çıkan muazzam ilksel madde saçınımlarını içen Ea/Neptün “Apsu’nun tacını çekip atmosferden oluşan pelerinini çıkardı “.  Apsu yenilmişti. Mummu artık ortalarda dolaşmıyor “yakalanmış ve arkada bırakılmıştı”, efendisinin yanında cansız bir gezegendi artık.

Güneşi yaratıcılığından eden, yani ek gezegenler oluşturmak için daha fazla enerji ve madde yayma sürecini durduran tanrılar, güneş sistemine yeni bir barış getirmişlerdi. Zafer,  Apsu ‘nun anlamını ve konumunu değiştirerek dahada vurgulandı. Herhangi bir ek gezegen artık sadece artık sadece yeni Apsu ‘dan, yani “ derinden” en dıştaki gezegenin baktığı baktığı dış uzaydan gelebilirdi.

Göksel barış bir kez daha bozulana kadar geçen süre destanda söylenmiyor.Fakat küçük bir duraklamadan sonra 3. Perde açılıyor.

3. Perde açılır ;

Mukadderat odasında , Kaderlerin yerinde,
Bir tanrı doğdu, tanrıların en kudretlisi en akıllısı;
Derin’in tam ortasında MARDUK yaratıldı.

Derin’de dış uzayda , ona yörüngesel hareketin, yani bir gezegenin “ kaderinin” kendisine verildiği bir bölgede oluşmuştur.Onu yakalayan Ea’ydı (Neptün).Yeni gezegen görülecek bir şeydir.

Biçimi cezp ediciydi, gözlerini kaldırışı pırıl pırıl;
Gelişi tanrısaldı ,eski zamanlardaki gibi emreden…
Yüceliği tanrıların üstündeydi,hemde baştan aşağı…
Tanrıların en ulusuydu, boyu aşıyordu;
Azaları muazzamdı, fazlasıyla uzundu.

Dış uzaydan çıkıp gelen Marduk hala yeni doğmuş bir gezegendir, ateş ve radyasyon yayar.” Dudaklarını kıpırdatınca , alevler çıkıyordu”
Marduk diğer gezegenlere yaklaşırken “ onlar marduk’a ürkütücü şimşeklerini fırlattılar” ve o ışıl ışıl oldu, “o tanrıların halesine büründü”. Demek ki yaklaşması güneş sistemimizin diğer üyelerinin elektrik ve diğer yayınımlarını alt üst etmiştir. O yaklaşırken On gök cismi onu beklemektedir, yani Güneş ve diğer dokuz gezegen.

İlk olarak onu “getiren” , güneş sisteminin içine çeken Ea/Neptün gezegeninin yanından geçer. Marduk, Neptüne yaklaşırken, Neptün’ün kütle çekimi bu yeni gelenin üstündeki yoğunluğunu arttırır. Marduk’un yolunu tamamlar “ amacı için iyi kılar “.
Marduk, bu sırada hala eriyik halde olmalıdır. Ea/Neptün’ün yanından geçerken kütle çekimi sanki “ ikinci bir başı “varmış gibi Marduk’un bir tarafını şişirmeye başlar. Ancak bu geçişte Marduk’un hiçbir parçası kopmaz.Ama Anu/Uranüs bölgesine ulaştığında, madde parçaları kopmaya başlar ve bu Marduk’un dört uydusunun oluşmasına sebep olur.

Geçiş sırası , yani önce Neptün, sonra Uranüs’ün yanından geçmesi Marduk’un güneş sistemine, sistemin yörüngesel yönünden değil, saat yönünde hareket ederek ters yönden geldiğini gösterir. Hareket halindeki gezegen kısa süre sonra dev Anşat/Satürn’ün daha sonra ise Kişar/Jupiter’in muazzam kütle çekimi ve manyetik güçlerince kıskıvrak yakalanır. Yolu daha da içeri, güneş sisteminin merkezine, Tiamat’a doğru bükülür.

Marduk’un yaklaşması kısa süre sonra Tiamat ‘ı ve içteki gezegenleri (Mars,Venüs,Merkür) rahatsız etmeye başlar.” Akıntılar oluşuyordu, Tiamat ‘ı rahatsız rahatsız etti: tanrılar huzursuzdu, bir fırtınaymış gibi sürükleniyorlardı.”

Yaklaşmakta olan büyük gezegenin kütle çekimi kısa süre sonra Tiamat’tan parçalar koparmaya başlar.Tam ortasından on bir “ canavar” onun bedeninden “kendilerini ayıran” ve Tiamat’ın yanında giden “ “kükreyen, ileri atılan “ uydular yığını ortaya çıkar.
Kendisini hızla gelen Marduk’la yüzleşmeye hazırlayan Tiamat “onları halelerle taçlandırdı”, onlara tanrıların (gezegenlerin) görüşünü verdi.

Destan ve mezapotamya kozmogonisi, Tiamat’ın KİNGU denilen “ onun meclisini oluşturan tanrılar arasındaki ilk doğan “ olan baş uydusuna belirgin önem atfeder.

Kingu’yu yüceltti,
Aralarında onu büyük yaptı…
Savaşın baş komutasını
Onun ellerine bıraktı.

Çatışma yaratan kütle çekimine tabi olan Tiamat’ın bu büyük uydusu Marduk’a doğru kaymaya başlar. İşte bu dış gezegenlerin özellikle rahatsız eden şey Kingu’ya bir Kaderler tableti, yani kendine ait bir gezegensel yörünge bahşedilmesidir.

Tiamat’a yeni gezegenler doğurma hakkını kim verdi ? diye Ea sorar. Sorunu Anşar’a, dev Satürn’e götürür.

Tiamat’ın tüm planlarını ona tekrarladı :
“…bir meclis oluşturdu ve öfkeden ateş saçıyordu…
eşsiz silahlar ekledi, canavar-tanrılar doğurdu..
bu türden on bir tane doğurdu;
Meclisini oluşturan tanrılar arasında ,
Kingu’yu yüceltti, ilk doğanı,baş yaptı…
Ona bir kaderler tableti verdi, göğsüne
Bağladı onun “

Huzursuz göklerde bir çatışma büyümektedir; tanrılar birer birer kenara çekilir. Öfkeli Tiamat ile kimse savaşmayacakmıdır. ?

Neptün ve Uranüs’ü geçen Marduk artık Anşar’a (Satürn) ve onun geniş halkalarına yaklaşmaktadır. Bu Anşar’a bir fikir verir , “ Kudretli olan, intikamcımız olmalı, savaşta kurnaz olan: Marduk, kahraman”

Satürn’ün halkalarına ulaşan Marduk cevap verir ;

“ Eğer gerçekten de , intikamcınız olarak
Tiamat’ ı yenecek yaşamlarınızı kurtaracaksam-
Kaderimi üstün kılacak bir meclis toplayın hele “

Koşul cüretkar ve basittir : Marduk ve kaderi , Güneş cevresindeki tüm tanrıların arasında üstün olacaktı.İşte o sırada, Anşar/Satürn uydusu Gaga, yani geleceğin Plüton’u yolundan ayrıldı.

Anşar ağzını açtı
Gaga’ya , danışmanına bir sözcük söyledi…
“Yola koyul Gaga “
tanrılar önünde dur.
Ve sana diyeceğimi
Onlarada tekrarla.

Diğer tanrı gezegenleri geçerken Gaga onları “ Marduk için kararınızı verin diye sıkıştırdı.Karar beklendiği gibiydi : Marduk kraldır diye bağırdılar ve onu daha fazla zaman yitirmemesi için sıkıştırdılar: Git ve Tiamat’ın yaşamına son ver.

4. Perde

Tanrılar Marduk’un kaderini kararlaştırdılar ; birleşik kütle çekimleri Marduk’un yörüngesini sadece tek yöne bir savaşa “Tiamat ile çarpışmaya gidebilecek biçimde saptadılar”
Marduk’un başlıca silahları uydularıydı, Marduk yanından geçerken Uranüs’ün sağladığı dört rüzgardı. Güney rüzgarı,Kuzey rüzgarı, Doğu rüzgarı, Batı Rüzgarı. Artık devlerin, yani Satürn ve Jüpiterin yanından geçen Marduk üç uydu daha “doğurur” Kötü rüzgar, kasırga ve dengi olmayan rüzgar.
Uydularını bir “fırtına arabası” olarak kullanarak doğurduğu rüzgarları, yedisini öne sürdü.” Hasımlar çarpışmaya hazırdı “

Efendi ilerledi, yolunu izledi
Öfkeli tiamat çevirdi yüzünü
Efendi Tiamat’ın iç kısmını taramak için

Kingu’nun ,onun eşinin planını anlamak için taradı.

Ama gezegenler birbirine yaklaştıkça, Marduk ‘un rotası düzensizleşmeye başladı.

Baktı ,rotası yerinden oynuyor
Yönü şaşmış,işleri karışmış.

Marduk’un uyduları bile rotadan sapmaya başladılar,

Tanrılar, yardımcıları
Yanında yol alanlar
Muzaffer Kingu’yu gördü , görüşleri bulandı.

Ama olan olmuş, rotalar artık geri alınamaz biçimde çarpışmaya ayarlanmıştı. “Tiamat kükredi “ Efendi tufan yapan fırtınasını, kudretli silahını kaldırdı”. Marduk dahada yaklaşınca “lanetler” okumaya başladı ; yani Ea ‘nın daha önce Apsu ve Mumu üzerinde kullandığı türden göksel dalgalar. Fakat Marduk hala üstüne gelmeye devam ediyordu.

Tiamat ve Marduk, tanrıların en akıllıları
Birbirlerine doğru ilerlediler,
Yüz yüze çarpışmak için bastırdılar
Savaşmak için yaklaştılar.

Destan artık sonrasında Gök ve Yerin yaratıldığı göksel çarpışmayı tarife koyulur.

Efendi onu yakalamak için ağını yaydı
Kötü rüzgar’ı en arkadakini, onun yüzüne doğru fırlattı.
Tiamat ağzını açıp onu yutmaya kalkınca-
Kötü rüzgar’ı ileri sürdü ki dudaklarını kapayamayasın
Derken şiddetli fırtına Rüzgarları göbeğine saldırdı;
Bedeni ayrıldı, ağzı kocaman açıldı.
Oraya bir ok fırlattı, göbeğini yardı:
İçini parçaladı, rahmini yardı.
Onu böyle alt edip, yaşam nefesini söndürdü.

Güneş sistemi dışardan gelen, büyük kuyruklu yıldız gibi gezegen tarafından işgal edildi. Fakat bu gezgen Tiamat ile çarpışmadı, bu büyük astronomik öneme sahip bir durumdur. Tiamata çarğan Marduk değil Marduk’un uydularıdır .Uydular Tiamat’ın bedenini “ ayırdı” onda geniş yarık açtı.

Marduk ve Tiamat arasındaki bu ilk karşılaşma onu yarılmış ve cansız bıraftı fakat kaderi, bu ikisi arasındaki karşılaşmalarla belirlenecekti. Tiamat’ın uydularının lideri Kingu ile ayrıca ilgilenilecekti. Fakat diğer on, daha küçük uydusunun kaderi bir an önce belirlenmeliydi.

Tiamatı lideri yandikten sonra
Ordusu parçalandı, çetesi dağıldı
Onun yanında yürüyen yardımcıları olan tanrılar,
Korkudan titriyorlardı
Kendi yaşamlarını korumak için sırtlarını döndüler.

Buraya kadar yapılan anlatımlar göksel olaylar karşısında bugüne kadar en orijinal teorileri ortaya çıkarmaktadır fakat 2000 ‘li yıllara kadar gerek din gerekse bilim dünyası tarafından görünmez, görünmek istenmez. Bizler kafalarımızı gök yüzünden yere çevirdirdiğimiz vakit, bilim dünyası bizim adımıza düşünür ve bize doğruluğunu yadsıyamayacağımız bilgileri biz gündelik hayatlarımızın sıradan koşuşturmalarıyla uğraşırken masamızın üstüne koyar.

Ağa atıldılar ,kendilerini kapana kısılmış buldular…
Onun yanında yürüyen tüm demonlar çetesini
Prangalara vurdu, ellerini bağladı…
Sıkıca sarmaladı ,kaçamadılar.

Bu iki devrimci teori bilimsel bulgular ile yazı sonunda ele alınacaktır.

Savaş bittikten sonra Marduk, Kingu’dan kaderler tabletini geri aldı ve kendi göğsüne ekledi : Rotası artık kalıcı bir güneş çevresinde yörüngeye oturmuştu. O zamandan başlayarak Marduk her zaman göksel çarpışma sahnesine geri dönecekti.

Tiamat’ı yenen “ Marduk göklerde yelken açtı,uzaya açıldı ,Güneş’in çevresinde turladı ve dış gezegenlerden başlayarak yine geçişini yaptı.” Marduk’un dileğini yerine getirdiği Ea/Neptün , “ zaferini marduk’un belirlediği”, Anşar/Satürn. Derken yeni yörüngesinin rotası Marduk’u zafer meydanına ,” yenilen tanrılar üstündeki gücünü sağlamlaştırmak” için Tiamat ve Kingu’ya geri getirdi.

5. Perde kalkar ve ; Dünyanın ve Göklerin yaratılış hikayesi başlar.

“Güneşin çevresindedeki ilk dönüşünü tamamlayan Marduk “ boyun eğdirdiği Tiamat’a döndü.”

Efendi onun cansız bedenini seyretmek için durakladı.
Canavarı ikiye ayırmayı maharetle planlamıştı.
Sonra bir midye gibi onu iki parçaya ayırdı.

Marduk’un uydularından bir diğeri, kuzey yıldızı denilen , kopan yarıya çarpar.Sert darbe, Dünya olacak olan bu parçayı , daha önce hiçbir gezegenin dolaşmadığı bir yörüngeye sürükler.

Efendi Tiamat’ın arka kısmını ezdi
Silahı ile bağlantılı kafatasını kopardı
Kanının kanallarını kesti;
Ve kuzey rüzgarının onu,
Bilinmeyen yerlere taşımasına sebep oldu.

Dünya yaratılmıştı.
Alt parçasının kaderi başka türlüydü ; ikinci gelişinde Marduk ona çarptı ve parçalara ayırdı:

Onun diğer yarısını gökler için bir perde olarak kurdu ;
bir araya getirerek , bekçileri olarak onları yerleştirdi…
Tiamat’ın kuyruğunu Büyük Şerit’i bir bilezik gibi
Oluşturmak üzere büktü.

Bu kopmuş yarının parçaları göklerde bir “bilezik” içteki ve dıştaki gezegenler arasında bir perde oluşturmak üzere dövüldü. Bir “ büyük şerit” oluşturacak şekilde esnettiler. Asteroit kuşağı yaratılmıştı.

Gök bilimciler ve fizikçiler asteroit kuşağı tarafından ayrılan iki grup oluşturan iç veya “karasal” gezegenler /Merkür,Venüs,dünya,ay ve mars) ve dış gezegenler (jupiter ve ötesindekiler) arasında büyük farklılıkların mevcudiyetini kabul ederler.

Tiamat ikiye ayrılır. Parçaların bir kısmı göklerde, asteroit kuşağı, diğeri ise Dünyadır. Tiamatın baş uydusu Kingu, Dünyanın Ay’ı haline gelir. Diğer uyduları ise artık kuyruklu yıldızları oluşturmaktadır.

Tabletler bizlere –ilk kez “kayıp gezegen”’in ortadan kayboluşuna ve sonucunda asteroit kuşağının ve dünyanın yaratılışına yol açan göksel olayların tutarlı kozmogonik-bilimsel açıklamasını sunmaktadır.

Tabletlerle ilgili her bulmaca deşifre edildikçe cevap aradığımız sorularada cevap getirir. Dünya’nın, kıtaların neden onun bir tarafında toplanmış olduğuna ve karşı tarafta ise niçin derin bir çukur var olduğu konusu gün yüzüne çıkar. Tiamatın sularına yapılan göndermeler’ de aynı zamanda aydınlatıcıdır. Ona sulu canavar denirdi ve Timatın bir parçası olan dünyanın bu sularla eşit biçimde donanmış olduğu sonucunu çıkarmak mantıklıdır.

Aslında bu kozmolojik teoriler kulağa yeni gibi gelsede din kitapları yazarlarınca bir doz daha şifrelenerek kitaplarına yazmışlardır. Örnekleme yapmak gerekirse ,

İşaya peygamber “ilksel günleri”, Rab’bin “Mağrur olanı oyduğu, sulu canavarı döndürdüğü, Tehom-Raba’nın sularını kuruttuğu” zamanları yad eder.

Mezmur yazarları , Eyüp peygamber bu göksel efendinin “Magrur olanın yardımcılarını” da nasıl vurup öldürdüğünü hatırlatır ve etkileyici astronomik ayrıntısında ,

Boşluğun üzerine şimali yayar
Ve hiçliğin üzerinde dünyayı asar..
Onun gücüdür suları tutan,
Onun enerjisidir mağrur olanı yaratan,
Onun rüzgarıyla dövme bilezik ölçüp biçildi
Onun eliyle kıvranan ejderha söndü bitti.

Marduk’un kuzey rüzgarı Dünyayı göksel konumuna ittikten sonra, Dünya Güneş etrafında kendi yörüngesini(böylece mevsimler) ve kendi ekseni etrafındaki dönüşünü (gece-gündüz) edinmiştir. Mezapotamyadaki metinlerde marduk’un Dünyayı yarattıktan sonraki görevlerinden birininde “Güneşin günleri”ni (Dünyaya) tahsis etmek ve, gün ve gecenin bölgelerini kurmak olduğunu iddia eder.
Modern bilim adamları Dünya gezegen haline geldikten sonra volkanları püsküren, gökyüzü sisler ve bulutlarla dolduran sıcak bir top olduğuna inanıyorlar, sıcaklıklar düşmeye başlayınca, buharlar suya dönüştü ve dünyanın yüzünü kuru karalar ve okyanuslar olarak ayırdı. Enuma-eliş’in tableti, çok kötü biçimde tahrip olmuş olsada aynı bilimsel bilgileri verir. Fışkıran lavları Tiamat’ın tükürüğü olarak tanımlayan yaratılış destanı bu fenomeni doğru biçimde atmosferin , dünya okyanuslarının ve kıtalarının oluşumundan önceye yerleştirir. “Bulut suları toplandı” ktan sonra , okyanuslar oluşmaya başladı ve dünyanın “temelleri” yani kıtaları yükseldi. “Soğuk Yapma” yani soğuma gerçekleşince,yağmur ve sis ortaya çıktı.Bu arada “ tükürük” sacılmaya, “katmanlar yayarak” dünya’nın topografyasını biçimlendirmeye devam etti.

Dünay okyanuslar, kıtalar ve bir atmosfer ile artık dağların, nehirlerin, pınarların,vadilerin oluşumuna hazırdır. Tüm yaratılışı Efendi Marduk’a atfeden Enume Eliş anlatmaya devam eder ;

Tiamat’ın başını (dünya) konumuna koyarak
Onun üzerine dağları yükseltti
Pınarları açtı , şiddetli akıntılar boşaldı.
Gözlerinde Dice ve Fırat’ı saldı
Memelerinden ulu dağları biçimlendirdi.
Kuyular için, taşınacak sular için pınarlar deldi.

Dünya üzerindeki yeni göksel düzenin parçası olan Marduk “ ilahi ay”’ı görünür kıldı…ona geceyi işaretleme, her ayın günlerini belirleme görevini verdi “

Metin onu ŞEŞ:Kİ (Dünyayı koruyan gök tanrısı) diye çağırır.Destanda bu isimden daha önce hiç bahsedilmez fakat onun (dişil) göksel basıncı (kütle çekim) içindedir.Dünya , yeniden bedenlenen Tiamattır, Ay’a dünyanın koruyucusu denir.Tiamat’ın Kingu’ya baş uydusuna koyduğu ad budur.
Yaratılış destanı Kingu’yu Tiamatın parçalanan ,dağılan ve kuyruklu yıldızlar olacak biçimde Güneş etrafında ters yörüngeye sokulan ordusudan özellikle ayrı tutar.Marduk yörüngesindeki ilk dönüşünü tamamladıktan ve savaş alanına döndükten sonra Kingu’nun kaderini açıklar.

Ve Kingu ‘yu aralarında şef olanı
Küçülttü,
Onu tanrı DUG.GA.E diye saydı
Ondan kaderler tabletini aldı
Zaten hakkı değildi.

Görüldüğü üzere Marduk Kinguyu yok etmemiştir. Boyutunu küçülterek ,Tiamatın kendisine bağışladığı bağımsız yörüngesini elinden alarak ceza vermiştir.Bu göksel Duggae , “yaşamsal unsur” larından yani sular,radyoaktif maddelerden ayrılmıştır. Bu Sümer terimleri KİN.GU (yüce elçi) , DUG.GA.E (kurşun çömlek) ‘e dönüştürülmüştür.

Bu metinler, Tiamatın baş uydusunun bizim Ay’ımız olduğunu onaylamakla kalmaz, NASA’nın “ büyük şehirler boyundaki gök cisimlerinin aya çarpması “ sırasındaki muazzam çarpışmayla ilgili bulgularıda onaylar. L.W King tarafından ; The Seven Tablets of Creation adlı çalışmasında deşifre edilen tabletler Ay’ı harap gezegen diye tarif eder.

Dünyanın Ay’ının ve Kingu’nun aynı uydu olduğunun kanıtı olan bu betimleme SU.EN ( çorak diyarların efendisi) kelimesinden türeyen tanrı SİN adının daha sonraki zamanlarda AY ile ilişkilendirilmesiyle etimolojik açıkdanda güçlenir.
Tiamat ve Kingudan kurtulan Marduk bir kez daha “gökleri geçer ve bölgeyi tarar”, Anşar/Satürn’ün eski uydusu için son bir kader tableti belirlemek üzere “Nidimmud’un mekanı’na (Neptün) odaklanmıştır.
Destan Marduk’un göklerdeki son işlerinden biri olarak bu gök tanrısını “gizli bir yere” tayin ettiğini “derin” ‘e (dış uzaya) bakan, şimdiye kadar bilinmeyen bir yörüngeye oturttuğunu ve ona “Sulu Derin” in danışmanlığını verdiğini bildirir.Bu yeni konuma uygun olarak gezegenin adı US.Mİ (yolu gösteren) olur, yani en dıştaki gezegenimiz Plüton.

Tabletler bize güneş sistemimize ait tüm sırları verir , modern kozmolojinin yeni yeni keşfetmeye başladığı bilgilere eski insan sahiptir ; bu tabletler, dünyanın oluşumunu, dünya üzerindeki okyans çukurları,ay üzerindeki tahribat, kuyruklu yıldızların ters yörüngeleri, Plüton’un muammalı fenomenini,mükemmel biçimde cevaplar.
Gezegenler için “istasyonlar oluşturan “ marduk kendisi için “Nİ.Bİ.RU istasyonunu aldı “ ve “gökleri geçti ve taradı” yeni güneş sistemini.Sistem artık karşılıkları olan on iki büyük tanrı ile birlikte on iki gök cisminden oluşmaktaydı:

https://insanveevren.files.wordpress.com/2011/10/evren-ve-insan-gif24.gif?w=600
  1. taha mert
    23 Aralık 2013, 20:56

    Biraz kısa bilgi verseniz

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: