Ana Sayfa > Tarih > Kâbe İlk Ne Zaman Yapıldı, Nasıl Yapıldı? Kâbe’nin Tarihçesi

Kâbe İlk Ne Zaman Yapıldı, Nasıl Yapıldı? Kâbe’nin Tarihçesi

 http://www.kazeltextil.com/image/data/styelislam/450pcs_KAABA_80x60_canvas.jpg

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor. (şöyle diyorlardı) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur: Şüphesiz sen işitensin, bilensin”. (Bakara Suresi – Ayet: 127)

Kabenin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz.Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler.Kabenin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz.Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz.Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Bu nurdan sütun Hz.Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz.Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacerül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır.

Hz.İbrahim Allah’ın emri ile Kabe’nin bulunduğu yere gider. Oğlu İsmail, annesi ile birlikte orada iskan eder. Sonra İsmail ile beraber Kabe’nin yerini kazar. Hz.Şit tarafından yapılan binanın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kabe’yi inşa eder. Ayette “Beytullah’ın temellerini yükseltiyor” cümlesi bunu ifade eder.”

“İnsanın ilk evi” şeklinde adlandırılan ve her gün yüz milyonlarca Müslüman’ın, o yöne dönerek ibadet ettikleri Kabe’nin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor, öte yandan Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından ikinci kez inşa edilmesi sırasında bazı esrarengiz olayların yaşandığı belirtiliyor.

DÜNYADA YAŞAYAN ve çeşitli dinlere mensup insanların farklı farklı ibadet şekilleri vardır. Her inanç sahibi, kendi dininin gerek­tirdiği şekilde her gün ibadetini sürdürür. Kabe, Müslümanların ibadetinde çok önemli bir yer tutar. Her gün dünya üzerinde yaşayan milyonlarca Müslüman, nerede olurlarsa olsunlar, Kabe’nin bulunduğu yönü hedef alıp, o yöne doğru namaz kılarlar.

Kabe’nin yerini arıyor
Birçok kaynağın bildirdiğine göre, Kabe’nin bu günkü duruma gelişi, Hz. İbrahim’in zama­nına değin uzanır. İslam metinlerinde Allah’ın Hz. İbrahim’i Kabe’yi inşa etmekle görevlendirerek Mekke’ye gönderdiği yazılı­dır. Bununla birlikte, Kabe’nin Hz. İbrahim’ den çok çok daha eski dönemlere uzanan bir geçmişi olduğu da söyleniyor. Çünkü Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldiği sırada, “Kabe’nin yerini aradığından” söz ediliyor. İnanışa göre Kabe çok önceleride vardı. Fakat Nuh Tufanı sırasında yıkıla­rak kayboldu. İşte Hz. İbrahim de Kabe’nin özgün yerini bulmak ve onu yeniden inşa etmekle görevlendirilmişti.

Dünyadan 1000 yıl önce yaratıldı
İslam bilginleri arasındaki yaygın inanca göre, “Allah gökleri ve yeri yaratmadan 40 yıl ince, Kabe su üzerinde bir köpük halinde bulunuyordu.” Yeryüzü o köpükten döşenmiştir. Dolayısıyla Kabe, kâinatın mayasını oluşturmaktadır. Bir başka söylentiye göre de Allah yeryüzüne ait hiçbir şey yaratmadan 1000 yıl önce Kabe’nin yerini yaratmıştı. Aynı inanışa göre Kabe’nin temelleri yerin yedi kat altına kadar uzanır.

İlk tavaf ne zaman oldu?

Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in oğlu Muhammed, babası ile bir adamın arasında geçen ilginç bir konuşmaya tanık olduğundan söz eder. “Babam ile beraber Mekke’de Mes­cidi Haram’daydik. Babam Kabe’yi tavaf ediyordu, ben de onun arkasından gidiyordum. Birden babamın yanına bir adam yaklaştı ve şöyle dedi: ‘Ey Resulullah’ın oğlu! Sana bir şey sormak istiyorum’. Babam ise tavaf bitin­ceye kadar adamla konuşmadı. Daha sonra babam tavafını bitirdi ve Kabe’nin oluğunun (mizab) altında durdu. O adam tekrar geldi ve babama şunu sordu: ‘Kabe’yi tavafın başlangı­cını soruyorum. Tavaf ne zaman, nasıl ve niçin yapılmıştır?’ Şam yöresinden geldiğini öğrendi­ğim bu adama babam şunları anlattı:”

 “Yeryüzüne bir halife göndereceğim”
“Şam’lı kardeş, şimdi sana söyleyeceklerimi iyi ezberle ve doğru olarak anlat. Kabe’yi tavafın başlangıcı şöyledir: Allah meleklere, ‘Ben yer­yüzüne bir halife göndereceğim’ dediği zaman melekler ona, ‘Ey bizim Rabbimiz! Halife, yer­yüzünü fesada uğratacak, orada kanlar akıta­cak, düşmanlıkta bulanacak, suç ve cinayet işleyecek kimselerden, yani bizden başkasın­dan mı tayin olunacak? Rabbimiz, o halifeyi bizim aramızdan seç’ şeklinde ısrar ettiler. Allah ise şöyle dedi: ‘Ben şüphesiz sizin bilme­diklerinizi de bilirim.’ “

Gökteki beyt
“Melekler bunun üzerine Rab’larına karşı yap­tıkları bu itirazdan ötürü, O’nun gazabını anlayarak Arş’a sığındılar. Başlarını yukarıya kaldırarak Allah’a yalvarmaya başladılar. Bu şekilde hiç durmadan saatlerce arşı tavaf etti­ler. Bu hareketlerinden ötürü Allah meleklere acıdı. Bundan sonra da Allah arşın altında dört direkli bir ‘Beyt’ (ev) koydu. Bu Beyt’in direkle­rini kırmızı yakuttan süsledi ve ona Beyt’üd Darrah adını verdi. Sonra da meleklere şöyle dedi: “Arşı tavaf etmeyi bırakın da bu Beyt’i dolaşın.’ Bunun üzerine melekler bu gökteki Beyt’in çev­resinde tavafa başladılar. (Bazı araştırmacılar Darrah’ın, gökte tam Kabe’nin hizasında bulunduğunu ve buna da Beyt’ül-Mamur denildiğini öne sürüyorlar).

Melekler Kabe’nin temelini kazıyorlar
Yine bir diğer İslam inancına göre, Âdem, cennetten yeryüzüne indirildiğinde, Allah onu teselli etmek için melekler aracılığıyla yeryüzüne bir beyt indirmişti. Melekler yeryü­züne inip Kabe için yedinci kata kadar varan bir temel kazdılar. Temele ancak otuz kişinin kaldırabileceği büyüklükte taşlar yerleştirdi­ler. Âdem de bu sağlam temelin üzerine cen­netten indirilen beyti yerleştirdi. Ve onun çevresinde ilk tavaf eden kişi oldu.

Tufan’da kayboldu
Nuh Tufanı’nda ise Kabe’nin yeri kayboldu. Tufan’dan, Hz. İbrahim’in zamanına kadar yeri de belirsiz kaldı. Sadece Kabe’nin bulun­duğu alan biliniyordu. Bu yer de kırmızı top­raklı ve sel sularının ulaşamayacağı kadar tümsek bir tepe durumundaydı. Yeri kesin olarak belli olmamakla birlikte, insanlar tara­fından Kabe’nin yerinin bu bölgede olduğu biliniyordu ve tıpkı bugün olduğu gibi o zaman da yeryüzünün çeşitli yerlerinden insanlar Kabe’nin bulunduğu bölgeye gelip dua ederlerdi, ibadet ederlerdi.

Esrarengiz bulut
Bu durum Hz. İbrahim’in Allah tarafından Kabe’nin yeniden inşa edilmesiyle görevlen­dirildiği zamana kadar sürdü. Bu konuya iliş­kin kaynaklardaki bilgilere göre Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından inşasında birtakım esrarengiz olaylar oldu. Sözgelimi Hz. İbra­him, Kabe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldi­ğinde, yanında bir melek ve ‘Sekine’ adı verilen bir “şey” vardı. Sekine’nin ne olduğu konusunda çelişkili ve farklı bilgiler öne sürü­lüyor. Kimilerine göre, Sekine iki kanadı ve kedi başı gibi bir başı olan ve çok hızlı uçan bir “kuş” idi. Kimilerine göre ise Sekine’nin insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı ve bir tür inilti sesi çıkarırdı. Daha başkaları ise Sekine’nin hoş bir rüzgâr olduğunu öne sürüyorlar.

 Mekke Kabe gece görünümü
 

Müslüman hacıların Kabe’ de tavaf ettikleri sırada çekilen bir gece fotoğrafı, islami inanışa göre ilk tavaf Âdem Peygamberden önce melekler tarafından yapıldı. Meleklerin gökte tavaf ettikleri yer, tam bugünkü Kabe’nin bulunduğu yerin üstündeydi

Bulut yere iniyor
Hz. İbrahim, bugünkü Kabe’nin bulunduğu yere gelince Sekine, ona, “Burada dur!” dedi. Kabe’nin yeri bu şekilde belirlendikten sonra Sekine, içinde baş şekli bulunan bir bulut biçi­minde yere indi. Bulut ona Kabe’nin inşa edi­leceği yer üzerinde görünerek şöyle dedi: “Ey İbrahim! Rabbin sana bu bulutun altında ve onun ölçüsünde bir temel kazmanı emrediyor.” Hz. İbrahim de bulutun gösterdiği ölçülerde yeri kazmaya başladı. Oğlu Hz. İsmail de ona yardım ediyordu. Bir süre sonra Kabe’nin Adem tarafından inşa edildiği zamanki ilk temeline ulaştılar. Bundan sonra meleklerin de yardımıyla Kabe inşa edilmeye başlandı. Kabe’nin inşasında kullanılan taşların, Sina, Lübnan, Hira, Zeytinlik ve Cudi dağlarından getirildiği söyleniyor.

http://www.mavidamlaturizm.com/ziyaret/mekke/kabeyeni.jpg

Kabe’nin kapısının üzerindeki siyah örtü hac mevsiminde kaldırılır. Kapıya el sürmek hacıların yerine getirmesi gereken bir davranış olarak kabul ediliyor

Levite olan taş
Kabe’nin yüksekliği yerden bir adam boyu olunca bulut birden kayboldu. Bundan sonra Kabe’nin duvarları inşa edilmeye başlandı. Hz. İsmail taş taşıyor, yaşlı babası Hz. İbra­him de duvar örüyordu. Fakat binanın duvar­ları yükselip de insan boyunu aşınca Hz. İsmail özel bir taş getirdi. Bu taş denildiğine göre yere temas etmiyordu ve Hz. İbrahim’in ihtiyacına göre alçalıp, yükseliyordu. Kabe’ nin duvarı Hacer-ül Esved taşının bulunduğu yere gelince Hz. İbrahim oğluna şöyle dedi: “Bana öyle bir taş getir ki, onu bu köşeye koyayım.” Bunun üzerine Hz. İsmail, babası­nın istediği taşı bulmak için çevrede dağlara çıktı. O sırada kırşısına Cebrail çıktı ve ona Hacer-ül Esved taşını verdi. Taş böylece bugünkü yerine yerleştirildi.

İnsanlar kirletmeseydi, şifa verecekti
Hz. Muhammed’in ise Hacer-ül Esved ile ilgili olarak şöyle dediği söyleniyor: “Bu taş eğer cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletil­miş olmasaydı onunla her türlü hastalık, veba ve musibetten kurtulmak için Allah’tan şifa istenirdi. Allah elbette bir gün onu ilk yarattığı şekle döndürecektir. O, cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi, fakat, Allah onu, kötülerin günahlarından ötürü değiştirip, ziynetini zalim ve günahkârlardan gizledi. Çünkü onlar, cen­netten çıkma bir şey bakmaya layık değillerdir.”


Cennetten getirildiğine inanılan Hacer-ül Esved taşı, Hz. Muhammed’e göre bu kara taş önceleri bembeyazdı, insanların günahları onu kararttı.

“Hacer-ül Esved cennete dönecektir”
Hz. Muhammed’in Hacer-ül Esved ile ilgili diğer sözleri de şöyle: “Hacer-ül Esved cennet taşlarından bir taştır. Eğer ona kirli eller dokunmasaydı, şimdi aynen indiği şekilde kala­caktı… Hacer-ül Esved Allah’ın yeryüzündeki sağ elidir. Allah onun vasıtasıyla kulları ile tokalaşır… Cebrail, Hacer-ül Esved’i cennetten getirdi ve onu gördüğünüz yere yerleştirdi. O sizin desteğinizdir. O durdukça siz iyilik üze­rinde kalırsınız. Ona gücünüz yettiği kadar yapışın. Çünkü şüphe yoktur ki, Cebrail bir gün gelip onu getirdiği yere götürecektir… Hacer-ül Esved cennet yakutlarından bir yakuttur. Dönüp gideceği yer de yine cennettir.”
İbni Abbas ise şöyle diyor: “Yeryüzünde cennete ait sadece iki varlık vardır. Bunlardan biri Hacer-ül Esved, diğeri ise Makamı ibrahim’dir. Eğer bunlara müşriklerin elleri dokunmamış olsaydı, onlara dokunan kimse­lere Allah şifa verecektir.”

Dünyaya ait değil
Hacer-ül Esved taşı, Kabe’nin doğu köşe­sinde, kapıya yakın bir yerde ve yerden 1,5 metre yükseklikte yer alır. Bu taş, 30 cm çapında, yumurta biçiminde, hafif sarı ve kır­mızı damarlı bir taştır. Bilim adamları Hacer-ül Esved’in yüzyıllardır çeşitli etkilerle karşı karşıya kalmasından ötürü, onun yapısını anlamanın son derece güç olduğunu söylü­yorlar. Ayrıca bu taşın yeryüzünde kendi türünde “tek” olduğunu öne sürenler de var. Bazı araştırmacılar da Hacer-ül Esved’in dün­yaya ait bir taş olmadığını, başka bir dünya­dan getirilmiş olabileceğini belirtiyorlar.

http://insanveevren.files.wordpress.com/2011/04/kabe.jpg?w=600

Kabe ve 19 sayısı
Öte yandan, gizemli 19 sayısının Kabe ve çev­resinde de ortaya çıktığı görülüyor. Derinle­mesine olmamakla birlikte, yapılan küçük bir inceleme, şu sonuçlan ortaya koydu: Kabe’ nin de içinde bulunduğu Mescid-ül-Haram’ın kapılarının sayısı 19′dur. Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim’in arasındaki uzaklık 19 metredir. Kabe’nin içerisinde bulunan levha­ların toplam adedi 38′dir (2X19). Bu levhalar­dan yine 19 tanesi yeşil renktedir. Kabe’nin güney köşesi (Rükn-ül-Yemani) ile doğu köşesi (Rükn-ül Esved – Hacer-ül Esved’in bulunduğu köşe) arasında 19 taş vardır.

Ruhsal enerji merkezleri
Yazılı tarihin bilgilerine göre Kabe’nin ne zaman, hangi uygarlık zamanında, nasıl ve niçin yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi yok. Bazı gizemciler Kabe’nin, yeryüzünün en büyük ve en güçlü ruhsal enerji merkezi olduğunu belir­tiyorlar. Onlara göre yeryüzünün çeşitli yöre­lerine dağılmış durumda bulunan psişik enerji santralları var. Esrarengiz yeraltı ülkesi Agarta, Paskalya Adası’ndaki dev heykeller, İngiltere’deki Stonehenge megalitleri, ve Piramitler bunlardan sadece birkaçı. Öte yandan, bilindiği gibi ley araştırmacıları da bu söz konusu noktalarda, “ley enerjisi” adını verdikleri fakat içeriği tam olarak bilinmeyen bir enerjinin akıştığından söz ediyorlar.
Eski insanlar ve enerjinin odaklandığı noktaları şu ya da bu şekilde biliyorlardı ve bu odak noktalarına çeşitli yapılar kurmuşlardı. Tarihin çeşitli dönemlerinde insanların bura­larda dinsel törenler düzenledikleri biliniyor.


Hacıların Safa ve Merve arasında yapmaları gereken yürüyüşten bir görünüş

Hatta Druid rahiplerinin izleyicileri günü­müzde bile, yılda bir kez Stonehenge megalitleri çevresinde toplanıp dinsel tören yapıyorlar. Fakat kuşkusuz tüm bu enerji merkezleri artık, o ilk etkinliklerini kaybet­mişe benziyorlar.

Kabe’nin, Hacer-üI Esved ve Makamı İbrahim’in İçinde yer aldığı Mescid-ül Haram. Mescid-ül Haramın 19 kapısı var. Ayrıca Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim arasındaki uzaklığın da 19 metre olduğu belirtiliyor.

Kozmik enerjileri topluyor

Eğer gerçekten Kabe denildiği gibi bir ruhsal enerji merkezi ise, etkinliğini hâlâ tüm canlılı­ğıyla sürdürüyor demektir. Kabe’nin, birta­kım kozmik enerjileri bünyesinde toplayarak yeryüzüne dağıttığı, böylece bir tür transfor­matör işlevi gördüğü söyleniyor. Bunun sonucunda da her gün milyonlarca Müslü­man, Kabe yönüne dönerek oradan yayılan psişik enerji ile uyuma geçiyorlar. Ayrıca, namaz sırasında yapılan hareketler de bu enerjinin, insanın ruhsal ve fiziksel varlığının tüm unsurlarına nüfuz etmesini sağlıyor. Kabe’de tavaf yapıldığı zaman ise, yani enerji­nin odak noktasının çevresinde dönüldüğü zaman bu psişik enerji ile en üst düzeyde bağlantı kurulduğu an oluyor. Nitekim insanların tavaf sırasında birtakım normalötesi olaylar yaşadıkları söyleniyor. Bunların arasında zaman kaymaları, ışınlama olayları, apor olayları, çeşitli ruhsal görüntüler var. Hatta tavaf sırasında gökte uçandaire gördüğünü söyleyenler bile var.


Şeytan taşlama yeri. İslam inanışa göre Hz. ibrahim, oğlu İsmail’i Allah’a kurban etmek istedi. Denildiğine göre Hz. ibrahim’i böyle yapmaya zorlayan şeytan oldu. Hz. İbrahim önce buna karşı çıktı ve Şeytan ile aralarında bir mücadele başladı. Şeytan, Hz. ibrahim’ e taşlar atmaya başladı. Bu olayın geçtiği yer olduğuna İnanılan noktaya sonraları fotoğrafta görülen sütun dikildi. Bu sütuna taş atılarak şeytan’ın kovulacağına inanılıyor .

Kıyamet günü tanıklık yapacak
Hacer-ül Esved taşının ise Dünyadışı bir kökeni olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Hacer-ül Esved’in, öyle sadece basit bir taş olmanın ötesinde evrensel düzeyde bir işlevi olduğu belirtiliyor. Bu işlevin ise Dünyadışı zekâlarla bağlantılı bir tür kozmik bilgisayar olabile­ceği düşünülüyor. Nitekim, bazı gizemciler, Hz. Muhammed’in şu sözünün, ancak bu şekilde bir anlam kazanabileceğini vurgulu­yorlar: “Şüphesiz, Allah bu taşı, göreceği iki gözü ve kendisini öpenlere şahitlik yapacağı bir dili ile kıyamet gününde insanlar için konuşturacaktır.”

Categories: Tarih
  1. 23 Mayıs 2011, 16:22 | #1

    çok değerli bilgiler, teşekkürler Allah razı olsun, eyvAllah

  2. evren
    24 Haziran 2011, 11:53 | #3

    Aydınlattığınız için teşekkürler. Allah razı olsun.

  3. Tugay
    03 Temmuz 2011, 00:21 | #4

    Çok teşekkürler siteniz gerçekten ilginç ve güzel :)

  4. 03 Temmuz 2011, 02:42 | #5

    Beğeniniz için ben teşekkür ederim.

  5. mehmet
    19 Ağustos 2011, 01:57 | #6

    hz peygamberin oğulları daha küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.ilk tavaf nezaman oldu kısmındaki hz. muhammed’in oğlu hz hüseyin kısmının düzeltilmesini rica ederim hz. hüseyin hz. muhammed’in torunu hz. ali’nin oğludur

  6. 21 Ağustos 2011, 18:29 | #8

    özellikle bazı paragraflar için “bir varmış bir yokmuş” şeklinde giriş gerekiyor.

    bir takım insanlar için çok çok güzel bir ticaret merkezi konumunda, paralı ibadetin en güzel örneği

  7. futbol
    23 Ağustos 2011, 21:23 | #9

    teşekkürler

    • 13 Mart 2012, 21:54 | #10

      rabbim maun suresinde der ki; ey kureyşliler siz benim evime beytime sahip çıkın bende bu çöl olan ne hayvancılığın ne de tarım yapılmayan güvensiz bu beldeyi size hem güvenilir hemde bir ticaret merkezi haline getireyim…bu nu söyleyen rabbimdir sevgili kardeşim….

  8. mehmet ali yıldırım
    15 Eylül 2011, 12:19 | #11

    İKİ GÜNDÜR BİLGİSAYARIMIN BAŞINDAN KALKAMADIM…. ÇOK AMA ÇOK GÜZEL BİR SİTE HAZIRLAMIŞSIN ELLERİNE VE EMEĞİNE SAĞLIK

  9. yılmaz
    16 Eylül 2011, 19:00 | #13

    ÇOK DEĞERLİ VE ÇOK YAYGIN DİN DIŞI HURAFELERİNİZİ OKUYUP DEHŞETE KAPILDIM.BU KADAR HURAFEYİ İNSANLAR NASIL BİR ARAYA GETİRMİŞ ANLAYAMIYORUM.İNSANLARDA İTİRAZSIZ DİNLİYORLAR PES DOĞRUSU*BU KADAR HADİS YAZANA KADAR BİRTANEDE AYET YAZSAYDINIZ KONU DAHAİYİ ANLAŞILIRDI .AMA NERDE BU KONUDA BİRTEK AYET OLMADIĞINI SİZDE BİLİYORSUNUZ .ALLAH HİDAYET ETSİN

  10. melek
    29 Kasım 2011, 20:40 | #14

    allah razi olsun aydinlatiginiz icin

  11. hulya
    06 Aralık 2011, 12:43 | #16

    gerçekten çok beğendim bilgiler bilgilendirme yönünden muhteşem olmuş..ALLAH razı olsun.bu şekilde yolunuz açık olsun..

  12. YUSUF
    12 Aralık 2011, 16:02 | #17

    teşekkürler….:D

  13. elifnur
    28 Aralık 2011, 19:31 | #18

    çok teşekkürler çok lazım omuştu yardım ettiniz

  14. 31 Aralık 2011, 16:51 | #19

    Kabe bilgilerim yenilendi. Siteyi kuran yada bilgi ekliyenlerden Allah razı olsun.

  15. solomon
    28 Ocak 2012, 12:15 | #20

    Kabe carbon demektir. insanın temel yapı taşı, bir anlamda çarmıhı demek olan carbon. kabe küptür, carbon da kübiktir. 6 köşelidir, carbon sayısı da 6 dır. Kutsiyyet demeyelim, dinselliği, yapan adamın carbon sırrını bilen bir alim olmasından ileri geliyor. yani bunu yaptığına göre adam zamanının en akılllı adamı. lider, şef, önder olmalı. e şefin yaptığı elbette önemlidir. bulut mulut sekine hikaye. sekine olması için musa olması gerek, süleyman olması gerek, davud olması gerek, çünki tabutussekine dir anlatılmak istenen. ama tam olarak bunları söyleyemezler, çünki ne süleymanlar, ne musa, ne davud ne de muhammetdirler kendileri. ancak kendilerini muhammet yerine koymak için sekine gerek. işte uydurmuşlar sekineyi. sekineyi musa ve mehdiden başkası zor tutar, çarpılırlar. herkes onun kondansatörünü bağlayamaz. hacerül esvede gelince, bu sefer tam tersi: mazrufa değil, zarfa bakalım, aslonan mazruf değil bu olayda zarftır, görürseniz.

    • Kamil
      27 Mart 2012, 05:37 | #21

      Sn. Solomon Burda anlatilan hersey %100 dogrudur diyebilecek kadar din ulemasi degilim. Fakat sunu belirtmekte fayda var. Bahsi gecen mubarek yapi islami bir eser falan degildir, O nedenle onu yapan ustadir, seftir gibi benzetmeler hos degil. islama karsi dusunceleriniz bi kenarda kalsin oyle dusunun ve yorumlayin lutfen. Bilgililerinizide alirken Musevi cerceveden degil, notr olan kaynaklardan alir iseniz doruyu daha kolay idrak edersiniz, Bize gore tek din islamdir. isevi, Musevi,Davudi, Muhammedi hepsi islami anlatir. Bahsi gecen mabet dinler ustudur. Anlatimda kullanilan isimler peygamber isimleridir. Oyle siradan kimselerden bahsedilmiyor. Hangi nedenle carpilirlar onu anlayamadim.Zaten bizim peygamberimizide tanimayan, zamaninda Hz.isa (A.S) tanimayan inanisin urunudur sizin dile getirdikleriniz, Saygilarla…

    • Miko
      28 Mart 2012, 09:52 | #22

      bu yazıyı bir yerlerde bende okumuştum ama tam olarak nerden alıntı yaptığınızı hatırlayamıyorum. sekine sanki Allah’ın takdiri değilde Musa As. tapulu malıymış gibi kullanma klavuzu ona aitmiş gibi bir yazı olmuş. sekinenin birebir açıklması kesin kanaatle yapılamazken sizin bunu söylemeniz çok enterasan.
      Kabe ile ilgili bir çok şey vardır. bir tanede ben anımı anlatayım. Uşak ilinde ailemin yanına izine gittiğim bir zaman akşam kızılığında bulutların üstünde Kabe ve etrafında tavaf eden insanlarla beraber göründü inanmayabılırsınız ama buna bir çok insan şahit. sizin karbon bunu yapabilir mi bılmıyorum. ben Karbona değil zahirde Allah’ın evi olarak bilinen Kabe’ye yöneliyorum. Din akla iman kalbe gelmiştir. imanınızı akılla bilimsel açıklama işine girerseniz yanlışla düşersiniz. Kur’an da anlatılan Fil vakası o zaman karbon yıkılmasın diye olmuş olur ki sizin anlatınızdan çıkardığıma göre bizlerin putu gibi gördüğünüz Kabe’ye çok yanlış bir atıf olmuş olur. İçinde taşıdığı maneviyata iman ederek insanlar ibadet eder, etrafında tur atayım da gezeyim değil. Karbonun böyle bir etkisi ve maneviyatı varsa gitmeye ne gerek var. farklı bakış açısı ile çok enteresan bir yazı olmuş. Hz. İsa ya inanıp da onun var olmadığını ispatlamaya çalışanların zoraki yazılarına benziyor. saygılarımla

  16. coşkun tural
    29 Ocak 2012, 22:00 | #23

    allah emeyi olanlardan razı olsun

  17. 08 Şubat 2012, 23:15 | #24

    Bu güzel yazı için teşekkürler.

  18. TUNAY ÇETİNKAYA
    10 Şubat 2012, 23:57 | #25

    Kabe konusundaki bu derin ve güzel bilgiler için teşekkürü borç bilirim

  19. 19 Şubat 2012, 11:17 | #26

    bu bilgileri neden uydurulmuş bir şey dilinde söylüyorlar bn anlamadımm.bunların hhepsi birer gerçek .müslüman olmayan biri bu açıklamaarı okusa .hıı demek böyle bişey yok muş uydurma gibi bişeymiş der.lütfen eklerini düzgün kulllanın .

  20. fatma
    24 Şubat 2012, 18:11 | #27

    allahım nasip eder inşallah oraları görmeyi,yüz sürmeyi allah razı olsun çok güzel bilgiler aldım.

  21. 10 Mart 2012, 20:28 | #28

    Şeytan taşlamak dinimizde yok ki öyle bir vaka da yok Kur’an da …

  22. mevlüt
    12 Mart 2012, 14:32 | #29

    Hz Nuh As. ve Hz. Adem As. içinde bulunduğu bir kitap yazarken çok faydalı bilgiler oldu. elinize emeğinize sağlık

  23. Gizem
    14 Mart 2012, 19:52 | #30

    Hayatımda bu kadar güzel bir site görmedim.(Resimler de ayrı bir hava katmış.)

  24. Recep
    17 Mart 2012, 09:38 | #31

    Kesinlikle bu sitenin reklamı yapılmalı çok değerli ve akılda kalıcı bilgiler barındırıyor.

  25. habib çelik
    22 Mart 2012, 02:23 | #32

    Kabe nin mimari yapısı hakkında yorum yapan arkadaşlara:
    Öncelikle şunu ifade etmekte fayda var, milenyumda insan zekası verilen pöpüler eğitim verileri ile bireyde algılama yetenekleri ile uyumlaştırılarak formatlanması ile “kurgulama” yeteneğini geliştirmiş ve bu kurgulamalar neticesinde “doğru”! algılamasında kaymalara sebeb olmuş ve bundanda pisiko-sosyolojik vakalar haline geldik. bu gelişim ve değişim, ana kara kıtaların, evrendeki galaksilerin , yıldızların coğrafi düşüm olarak yüzlerce yılki konumlarından farklı noktalara kaymaya benzer bir durumdur. kabenin ilk mimari yapısı dünyaya benzer, elipstik bir yapı halinde idi . kare halini h.z peygamberin – dönemin şartlarında kabe halkının ileri gelen ailelerin aşiretlerin ve gereksede sosyolojik yaşam biçimi gereği barışcıl bir planın işlev kazanması için kabenın mimari yapısı son şeklini kare olarak almıştır. gerisini siz araştırın.

  26. sevim
    05 Nisan 2012, 23:55 | #33

    peygamber efendimiz H.Z MUHAMMED S:A:V olarak kullanılrsa daha iyi olacaktır okurken ben tuhaf oluyorum çok güzel hazırlanmış fakat bu kısım beni rahatsız etti…

  27. devran
    08 Nisan 2012, 07:41 | #34

    Peki böyle degerli bir yapitin üstü neden örtülü?o kadar degerli peygamberlerimizin emek harcadigi ve ibadet ettigi bu yapiti, tüm ALLAH sevenlerinin görmesi hak degilmidir?Ayrica hz.Ali´nin dogdugu bu kutsal mekanda bizden gizlenmek istenen sir nedir?Bu konuda beni aydinlatirmisiniz ,ayrica verdiginiz bilgi ve emekler icin tesekürler saygilarimla.

    • 08 Nisan 2012, 18:48 | #35

      Kabe’nin içinin yasak olması Suudi yetkililerin bir uygulaması. Saygılar bizden size.

  28. 11 Nisan 2012, 01:42 | #36

    baytullani iy tanmak istiyorum

  29. 24 Nisan 2012, 15:21 | #37

    Bakara/127′yi incelemenizi tavsiye ederim. Bu ayette geçen “beyt” kabemidir? Yoksa islam sistemimidir? Hz.İbrahim ile oğlu Hz.İsmail niçin dört duvardan oluşan bir yapıyı inşaa edip de insanları bu yapıya yönelerek Allah’a ibadet etmeye çağırsın? Bu Kurana, akla, mantığa ters değilmi? Allah neden kübik ve küçük bir yapıyla temsil edilsin. Hem sonra Kuranda kabenin Allah’ın yeryüzünde temsilcisi olduğuna dair bir ayet gösterebilirmisiniz?

    • 25 Nisan 2012, 01:35 | #38

      herşey kuranda yazılı değildir..bazı şeyleri rabbi teala anlamamız için peygamberleri göndermiştir..biz ümmetlerin yapması gereken de onları taklit etmektir…kur an_ı kerimde namazın kılınış biçimi şekli rükunlarına rastlayamzsınız. o halde 5 vakit namazı nasıl kılacağız söylermisiniz?
      demekki herşey kuranda değil cenabı allah Hz.Muhammed(S.A.V) vasıtasıyla namazı nasıl kılacağımızı öğretti…şeytan taşlamaya gelince sevgili kardeşim ibrahim peygamber oğlu ismail i kurban etmek için götürürken şeytan o küçük ismaile yaklaşır.ve ona babasının kendini sevmediğini gaddar olduğunu ve öldüreceğini söyler.rabbi için onu kurban edeceğini söyler.ismail yerden bir taş alarak şeytana atar ve o emretmişse ben ses çıkarmam. bu kez hacere yanaşır.ibrahim oğlunu kesmek için götürüyor biliyor musun ? der.allah emretmiş der.hacerden yerden bir taş alır ve şeytana atar : -Ey hain der.O emretmişse biz onun emrine itaat ederiz, der.

      ne güzel demiş şair:
      Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür!
      Sana çöl gibi gelen, O göl diyorsa göldür!
      NECİP FAZIL KISAKÜREK

      selametle …

  30. 26 Nisan 2012, 09:51 | #39

    Sayın Emel Hanım;

    Herşeyin kuranda yazılı olmadığını, bazı şeylerin de anlaşılması için Rabbimizin peygamber gönderdiğini söylüyorsunuz. Elbette her şeyin kuranda bulunduğunu iddia edemeyiz. Ancak Allah (CC) tarafından peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderilen ve bizim için yeterli olan hükümleri Allh (CC) kuranda beyan buyurmuştur. Bize düşen kuranda belirtilen hükümleri, emir ve yasakları en iyi şekilde anlayarak hayatımızda yaşamaktır. Üstellik Allah (CC) kitabta hiç bir şeyin eksik bırakılmadığını, dinin tamam olduğunu, kuranın mümine yettiğini haber vermektedir. Bu duruma göre peygamberimiz kuranın dışında, ayetlerden başka hüküm koymamıştır. Peygamberimizin haber verdiği, insanlara tebliğ edip öğrettiği tüm hususlar kuran ayetleridir. Dolayısıyla kuranda bulunmayan, ancak peygamberimize atfedilen tüm uygulamalar ve sözler peygamberimiz adına dine sokulan uydurmalardır. Bizzat peygamberimiz ayetin diliyle vahye uyduğunu haber vermektedir. Peygamberimiz kendiliğinden dine hiç bir ilave yapmamıştır, vahiyde hiç bir eksiştme de yapmamıştır. Allah (CC) neyi vahyettiyse aynen insanlara duyurmuş, anlatmış ve öğretmiştir. Dinde hüküm sahibi yalnızca Allah (CC)tır. Peygamberimizin sünneti olarak anlatılagelen hususlar ise örfi ve bölgesel uygulamalar olup, kişilerin terciihine bırakılmıştır. Eğer peygamberimizin sözlerini ve davranışlarını kitapla birlikte dinin kaynağı kabul edersek, dini Allah (CC) ile peygamberimizin ortak yapımı bir din haline getirmiş oluruz ki, bu kurana, vahye terstir. Açıkçası şirktir. Dinde hüküm yalnızca Allah(CC)’a aittir. Dinin sahibi ve hüküm koyucusu sadece ve sadece Allah(CC)’tır. Tevhidin temeli budur.

    Bu hususlardan hareketle, namazın kuranda tarifi yoktur. Namazın baştan sonuna kadar kılınış şekli kuranda yeralmamıştır. Namaz bir ritüeldir, Allaha dua etme, yalvarma, yakarma, Allahı sena etme duasıdır, ritüelidir. Zamanı, vakitleri, kılınış şekli, rekat sayısı gibi hususlar serbesttir. Kişilere bırakılmıştır. O nedenle de her mezhepte namazın rekat vakitleri, rekat sayısı, ellerin ve vücudun konumu gibi hususlar farklıdır. Tarihi süreç içeriisinde namaz uygulaması nesilden nesile farklılıklar arz ederek ve kitaplara da yazılarak, kurallaştırılarak günümze kadar gelmiştir. Namaza dururken ayakta ve kabeye dönüleceğine ilişkin Bakra/144 ayeti delil gösterilir. halbuki bu ayette peygambere ve yanındaki ashabına nerede olurlarsa olsunlar, nereden çıkarlarsa çıksınlar hedeflerinin daima mescid-i haram (Mekke kenti) olduğu, bu şehrin mutlaka fethedlmesi gerektiği stratejik olarak emirlenmektedir. Dolayısıyla bu ayetten namazda kabeye dönüleceğine dair hüküm çıkarılamaz.

    Kuran ayetlerinde salat ve türevleri olan kelimelerle, kıyam, kıble, rüku, secde,tesbih, zikir ve anma gibi kavramlar çoğunlukla namaz olarak çevrilerek, namazın kuranda emredildiği şeklinde bir görüş yüzyıllar boyu kitaplarda yeralmıştır. Halbuki salat bağlılık, dine, dinin iman esaslarına ve emir-yasaklarına, vahye bağlı olmak, bu bağlılığı sürdürmek, teslim olmak, kabul etmek, gönülden bağlanmak, iman etmek, imanı hayatı boyunca sürdürmek kurana uygun bir inanç üzerinde olup, hayat yaşamak demektir. Ayrıca, tesbih Allahın yarattığı fıtrat üzere yaşamak, yaradılışının gereğini, uygun olanını yapmaktır. Zikir de kuran hükümlerinin devamlı olarak zihinde canlı ve taze tutulması, heran kullanım hazır olacak şekilde sürekli talim, eğitim, öğretim yapılmasıdır. Rüku etmek, kuran hükümlerine saygı duymaktır, Secde vahye, kuran hükümlerine teslim olmak, boyun eğmek, teslimiyeti sürdürmektir. Kıble yaşam biçimi, inanç sistemi, dini kimlik, kişinin yönü, hayata bakış açısı, vahye teslimiyetinin yönüdür. Kıyam kuran hükümlerinin hayata geççirilmesi, hayata tatbik edilmesi, yaşanılması ve yaşatılması, ayağa kaldırılmasıdır.

    Özetle, bu kavramları ve diğerlerini kuran bütünlüğü içerisinde, kuranı kurandan anlayarak okursanız kavramların gerçek anlamlarını rahatlıkla göreceksiniz. Selamlar saygılar

    • 26 Nisan 2012, 11:35 | #40

      Kemal Bey;
      ben kuranın aksini savunacak bişey söylemedim.ben elimden geldiğince kuran okuyup anlatan bir insanım.söylemek istediğim şuydu.bazı şeyleri rabbimiz Hz.Muhammed vasıtasıyla bize öğretmiştir.Onun verdiği hükümleri yargılamak bize düşmez.Fil suresine bakın bi ne oldu…Ebrehe ordusunu toplayıp kabeyi yıkma karaı aldı.Abdulmuttalip le karşılaştı sandı ki Abdulmuttalip aman kabeyi yıkma diyecek ama Abdulmuttalip çalınan develeri için gelmişti.ve kabenin sahibi ben değilim onu koruyacak korur dedi.ve yüce rabbimiz ebabil kuşları ile kabeyi yıkmaya gelen orduyu yerle bir etti. bu kabenin kutsallığını gösterir.
      Kureyş suresinde ne diyor cenabı allah siz kureyşliler bebim beytimi evimi koruyun bende size bu çorak toprağa hem ticareti getireyim hemde bu beldeyi size güvenilir kılayım.bu kabenin yine yüce mevla tarafından kutsal kabul edildiğini ilan eder.dini kendimize göre şekillendiremeyeceğimiz aşikar ortadadır.burada konuşurken kişierin okuduğunuda düşünelim.yanlış aksedilen tek bir sözün vebali büyüktür…selametle kalın…

  31. 26 Nisan 2012, 12:32 | #41

    Sayın Emel Hanım;
    Öncellikle Kuranı okuyup anlamaya çalışmanızı ve anladıklarınızı da diğer kişilere anlatmaya çalışmanızı taktirle karşılıyor, bu gayret ve çalışmalarınızın devamını diliyorum. Yazımda ben de kuran hükümlerini yargılamadım, bize kuran hükümlerini yargılamak değil, anlayıp yaşamak düşer. Haşa haddimize değil. Böyle bir anlayıştan Allah(CC)’a sığınırım.

    Yazınızda söylemek istediğinizin; bazı şeylerin rabbimiz Hz.Muhammed vasıtasıyla bize öğretmiş olduğunu belirtmişsiniz. Bunları söylerken, “Allah(CC)’ın peygamberimize öğrettiği bazı şeyler” derken, bunların kuranda bulunmayan hususlar mı olduğunu anlatmak istiyorsunuz. Eğer böyle düşünüyorsanız, bu düşüncenizin yanlış olduğunu söylemek isterim. Zira Maide/3.ayette rabbimiz dinini tamamladığını ve kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadığını beyan buyurmaktadır. Haliyle bize gerekli olan tüm bilgiler kuranda yazılmıştır. Allah(CC)’ın kuranda bildirmediği, ancak peygamberimize söylediği iddia edilen (vahyi gayri matluv – kayda geçmemiş vahiy) bilgiler kuran dışında olan ve dine aykırılık içeren çok sayıda batıl inanç ve hurafenin dinimize girmesine neden olmuştur. Bu tehlikeye dikkat etmemizde yarar vardır. O nedenle dinin en temiz, katışıksız kaynağı olan kitaptan öğrenilmesi kaçınılmaz olmaktadır.

    Ayrıca, Fil suresinde geçtiğini ve kabeyi yıkmaya gelen Ebrehe’nin ordusunun başına neler geldiğini beyan etmektesiniz. Fil suresinde Ebrehe’nin ismi ve kabe geçmez. Hem kabe o dönemde putperestlerin tapınma merkeziydi. Allah(CC) putevi olan kabeyi niçin korusun ve ehli kitap oan hıristiyanlara karşı neden müşrük putperest arapların safında yer alsın. Bu hususlar size mantıklı geliyormu? Bakara/127 ayetini detaylı bir şekilde incelerseniz bu ayette geçen “bety” kavramının kabeyi değil, islam sistemini, dini anlattığını göreceksiniz. Bakara/125′de “beyt”in insanlar için güvenli olduğu, oraya girenin emniyette ve huzurlu olacağı bellirtilir. Kabe ise ancak 100 m2 olan bir alana sahiptir ve insanların tamamının bu yapının içerisine girmesi mümkün değildir. Keza kabe tarihte 15 kez bir çok sebepten yıkılmıştır, yeniden inşaa edilmiştir. Dlayısıyla geçmite çok kez yıkılan bir bina Allah(CC)’ın sistemi, insanlara huzur ve güven veren bir yapı olabilirmi?

    Geleneksel meallerde Bakara/127 ayetine göre kabenin Hz.İbrahim ile oğlu Hz.İsmail tarafından inşaa edildiği ileri sürülür. Ancak, kuran ayetlerini ve tarihsel verileri karşılaştırmalı olarak incelediğinizde, Hz.İbrahim’in Mekke kentine hiç gelmediğini, burada yaşamadığını göreceksiniz. Ayrıca, Secde/3, Sebe/44 ve Yasin/6 ayetlerinde peygamberimize hitaben “ATALARI DAHA ÖNCE UYARILMAMIŞ ELÇİ” kureyş topluluğuna da “KENDİLERİNE DAHA ÖNCE ELÇİ GÖNDERİLMEMİŞ TOPLULUK” diye hitap edilmektedir. Kabenin M.Ö 800′lü yıllarda hintlilerce inşaa edildiği (o tarihlerde Arabistan yarımadası Hint İmparatorluğunun egemenliği altındadır) bilinmektedir. Bu ayetlerden ve tarihi verilerden hareketle, Bakara/127′den geçen beyt’in kabe değil, islam sistemi, Allahın dini olduğu açıkça görülecektir.

    Tüm bu bilgilerden hareketle, Fil suresinde anlatılan olguların kabenin korunmasına yönelik olmadığı, tarihte bayrağındaki arması fil olan ve fili kutsal varlık olarak gören ve putperest inanca sahip, hakka hukuka riayet etmeyen, zulüm, baskı ile halkını yöneten zalim, putperest idarecilerin ve yönetim sisteminin Allah (CC) tarafından nasıl yerle bir edildiği anlatılmaktadır. Tabi kabeyi kutsal kabul eden mekke müşriklerinin torunları tarafından peygamberimizin ve dört halifenin vefatından sonra eski müşrik inançlarına dönmüş ve kuran ayetlerini kendi inanışlarına uydurarak ayetleri tahrif etmiş, buna karşı gelen müslümanları da katlederek (kerbela, harre olayarı) kendi inançlarına uydurdukları sistemi alimler vasıtasıyla kitaplara geçirterek ve devlet baskısıyla da halka zorla inandırarak günümüze kadar gelmiştir.

    Selam ve dua ile Allah(CC)’a emanet olunuz…

  32. 28 Nisan 2012, 01:08 | #42

    Allahın dini kusursudur..Kusurlu olan biz kullarız.Ben aşkla ve yüreğimdeki sevdayla yaşarım Allah’ımıda dinimide.Ben sadece o kusursuz dini yaratan rabbime tevekkül eder kalbimle bakarım.Din de mantık aranmaz. tartışarak ben kendi dinime zarar veririm..Ayetleri yargılamak benim gibi aciz bir kula düşmez..ben gözüm kapalı maşuğuma teslim oldum….

    yolunuz açık olsun selametle….

  33. atay
    04 Mayıs 2012, 21:33 | #43

    sevgili arkadaşlarım ve admin (admin de arkadaşım elbet ayırarak kabalık etmemişimdir umarım. :) ).
    konuda sanki bir eksiklik var gibi geldi bana. benim okuduğum kitaplardaki bilgilere göre kabe ‘güneş ve ay tapımları (kültleri)’ döneminde inşa edildiğine dair çeşitli kanıtlar var. bu, bizim çok tanrıcılık diye bildiğimiz, aslında tek tanrıcılık dönemlerine; yani İslamiyet teki adıyla ‘cahilliye dönemi’ne rastlar. Mustafa Kemal’in de bu konunun araştırılması için Tahsin Mayatepek i Meksika ya göndererek görevlendirdiğini biliyorum. ve edindiği bulgular ışığında bir derleme yaptıgını ancak bu kitabın hala basılmadığını da biliyorum. (bkz. Turan Dursun- din bu 1,2,3,4) yani demek istediğim (temelinde) ; bu konunun daha bilimsel kaynaklara bakılarak ve araştırılarak yeniden derlenmesi taraftarıyım. ve ben de bu konuda elimden gelen araştırmayı değerli sayfa okuyucuları için yapmaya hazırım. sevgiler dostlarım…

  34. 07 Mayıs 2012, 12:45 | #44

    COK DEGERLI BILGILER.ALLAH RAZI OLSUN.KESKE HERKES BUTUR FAYDALI SITELERI KULLANSA VE ALLAHIN BUYUKLUYUNU BIR KES DAHA KAVRASA.

  35. 07 Mayıs 2012, 13:10 | #45

    HURMETLI KEMAL BEY. BEN AZERIYIM,DIN HAKKINDA NE KADAR AZWEY BILDIGIMI SIZIN YORUMLARINIZI OKURKEN BIRKEZ DAHA ANLADIM. ALLAHIMA,KITABIMA,PEYQAMBERIME OLESIYE BAGLIYIM AMA, NE KADAR AZ WEY BILIYORMUWUM MEGER. ITIRAF EDIYIM DINI KITAPLAR OKURUM,AMA KURANI-KERIMI OKUMADIM HIC.SANKI ANLAMAZSAM GUNAH ETMIWIM GIBI OLURUM DIYE DUWUNUYORUM.BIDE OKUYUPTA YERINE YETIREMEDIKLERIMIZDEN CEKINIYORUM.AMA DEGERLI YORUMLARINIZI HAP TAKIP EDICEM. ALLAH SIZDEN RAZI OLSUN.ZIRA HEPIMIZ GIDICEGIMIZ TEK YER VE TEK YON ONUN YANIDIR. SELAMETLE.

  36. 08 Mayıs 2012, 13:43 | #46

    Sayın Sevinç İmanlı Kardeşim;
    Güzel duygularınız ve temennileriniz için teşekkür ederim. Amacımız doğru bildiklerimizi sizlerle paylaşmak ve doğruyu bulmaktır. Sözün en güzeli ve en doğrusu da tabiiki Allah (CC)’ın kelamı (Kuran)dır. Müminler de sözün en güzeline (vahye-kurana) uyarlar der ayet.
    Sayın kardeşim, kuran kavramlarını (salat, beyt, mescid-i haram, beyt-i haram, mescid-i aksa, kıyam, rüku, secde, kıble, zikir, tesbih, hakk, adalet, takva, hikmet, sünnet … vb) kurandan ve kuran içerisindeki anlamlarıyla aanlayarak okursanız, kavramları kuran bütünlüğü içerisinde kavrarsanız kuranı okumaya ve anlamaya doyamazsınız. Zaten Allah-u Tealanın (CC) bizden istediği de bu değilmi? Kuranı satır satır okuyup, üzerinde derin derin düşünüp, doğadaki ayetleri (gökler, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, dağlar, uzay… vb) ve bedenizmizdeki ayetleri (vücudumuzun ve ruhumuzun detayları) kuranla birleştirerek anlamalıyız, anladıklarımızı da hayatımızda yaşamalıyız, yani Allah’a (CC) kulluk etmeliyiz. Allahın (CC) emirlerine sarılıp, yasaklarından kaçınmalıyız. İŞte müslümanın, müminin hedefi ve amacı budur.
    Selam ve dua ile Allah’a(CC) emanet olunuz.

  37. 08 Mayıs 2012, 14:02 | #47

    Sayın Sevinç İmanlı Kardeşim;

    Allah-u Teala (CC) kuranı okunması, okunarak anlaşılması ve anlaşılan hususların da hayata tatbik edilmesi, öğüt-ibret-ders alınması için gönderdiğini kuranda haber vermektedir. Kuran son derece açık, anlaşılır bir kitaptır ve her ulus kendi diline kuranı tercüme ederek kuranda anlatılanları anlamak durumundadır. Zira bizim ana dilimiz arapça olmadığı için, arapça inen kuran ayetlerinin dilimize çevrilmesi gerekmektedir. Ancak, çevirilerin yanında kuranda geçen ve bir önceki yazımda belirttiğim kuran kavramlarının da kuran bütünlüğü içerisinde öğrenilmesi, anlaşılması gerekmektedir. Kuran dışındaki bilgilerle bu kavramları anlamaya çalışırsak, çoğunlukla hata ederiz. Kuran tafsilatlı (detaylı), anlaşılır ve kendi kendini açıklayan bir kitaptır. Allah (CC) kuranın eksiksiz olduğunu, bize yetecek bilgileri tekrar tekrar açıklayarak verdiğini, öğüt alınması gereken bir kitap olduğunu ayetlerde bildirir. O nedenle müslümanın en önemli görevi, kuranı en güzel şekilde anlamak, öğrenmek, bilemediklerini uzmanlarına danışarak öğrenmek ve öğrendiklerini de hayatına tatbik etmektir. Bunun adı da zaten Allah’a (CC) kulluk etmektir. Kuranı okuyun, bol bol okuyun, ana dilinizde ve anlayarak okuyun. Vahyin ne demek istediğini, size ne anlatmaya çalıştığını öğrenin. Böyle yaparsanız Allah (CC) katında sevabınız çok olacaktır. Allah anlayışınızı genişletecek ve kalbinizi sırat-ı müstakime (dosdoğru – endoğru yola) döndürecektir.
    Selam ve dua ile Allah(CC)’a emanet olunuz.

  38. emel
    08 Mayıs 2012, 15:14 | #48

    öyle bişey ki Kuran_ı Kerim ilk okuduğunda sadece ne yazdığını öğreniyorsun.2.kez okuduğunda içindeki derin manaları anlmaya başlıyor hatalarını görüyorsun. 3.kez okuduğunda ise var gücünle hayatına geçirmek için gayret göstermeye başlıyorsun…Kuranın kalbe inmesi işte en güzeli bu…Ne güzel söylemişsiniz ibret ve ders almak gerekir…ankebut suresinde ne büyük ibretler ve dersler var anlayana….paylaşımlar için sağolun…

  39. 09 Mayıs 2012, 16:17 | #49

    Allah razı olsun..Çok güzel bir yazı olmuş..

  40. 13 Mayıs 2012, 22:08 | #50

    Sn. Emel Hanım,

    Gerçekten yazdıklarınızı ben de tecrübe ettim… çok doğru yazmışsınız…
    Allah hepimizin imanını yukseltsin ve bizi kurtarsın..Amin…
    Emel

  1. Henüz geridönüş yok.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 150 other followers