Anasayfa > Bilinmeyen, Kültür, Kitaplar, Tarih > Popol Vuh Kişe ( Maya Kutsal Kitabı )

Popol Vuh Kişe ( Maya Kutsal Kitabı )

Popol-Vuh ya da Pop vuh Kişe- Mayalar’ın kutsal kitabıdır. Adı “zamanların kitabı” ya da “olayların kitabı” anlamına gelen Popol-Vuh, Mayalar’da kadim zamanlardan beri aktarılagelmiş sözlü tradisyonun yazıya geçirilmesiyle oluşmuştur. 18.yy.’da rahip Francisco Ximenez tarafından İspanyolca’ya çevrilmiştir. Kitapta evren, Tanrı, evrenin oluşumu, dünya çağları, evrendeki ilkeler, inisiyasyon vs. hakkındaki bilgiler sembolik bir anlatımla sunulur.
Elyazması kitabın birinci kısmı yaratılış konusunu içerir. İkinci kısımda ise Hunahpú et Ixbalanqué adlarındaki ikiz kardeşlerin öyküsü bulunur ki, bu öykü inisiyasyon sınavları ve aşamaları sürecinin sembolik anlatımı olarak yorumlanır.

Popol-Vuh’un yazdıkları:

Popol-Vuh Mayaların İncil’i sayılır. Latinceye tercümesi 1544’de Adiran Recinos ve Villacosta tarafından yapıldı.
Kitap; Yaratılış Tanrıların savaşı ve göçler-yerleşmeler bölümlerinden ibarettir. Tekvin kısmı İncil’deki Tekvin’e çok benzer.

İşte Popol-Vuh’dan ilginç bir pasaj:

“Zaman çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Birinci zaman Kaplan Güneşi zamanıdır. Bundan sonra büyük Rüzgarın Güneşi daha sonra Ateşli Gök Güneşi zamanları geçmiştir. Bir de şimdiki zaman vardır. Şimdiki zaman dünyanın sonuna kadar devam edecektir. Ve işte üçüncü zaman insanları tanrılar tarafından ölüme mahkuma edildiler. Ve büyük bir ateş zehir taş yağmuru göklerden yağdı. Ateşten daha sıcak rüzgarlar insanlığı mahvetti. İnsanların önce tırnakları döküldü derileri soyuldu gözleri kör oldu etleri çürüyüp dağıldı. Bu felaketten korunmak için insanlar mısır yığınları gibi evlerde üst üste yığılıp saklandılar. Fakat öldüren rüzgar her yere erişti. Hepsini eritti. Mağaralara saklanmak isteyenler mağaraları erimiş buldular. Ağaçlara bulunan avcılardan bile pek çoğu zehirlendi çoğunun vücutlarında büyük yaralar açıldı.”

Bilginler tarafından yapılan incelemeler Maya-Quichi’lerinin kutsal kitabı Popol-Vuh’un Tevrat’tan Hintlilerin Veda’larından ve İranlıların Zend-Avesta’sından çok daha eski olduğunu ortaya çıkarmıştır. İşin asıl şaşırtıcı tarafı Popol-Vuh’un yazdıklarının Hint asıllı kutsal yazılarla (Ramayana ve Drona Parva) desteklenmesidir!..

Bu Hint yazılarında şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir nükleer savaşın hikayesi anlatılmaktadır. Onlardan alınmış şu pasajı inceleyelim:

“Güneşten 10.000 defa daha kuvvetli olan korkunç ateş şehirleri mahvetti. Bu ateş insanların saçlarını ve tırnaklarını döktü. Duvarlarda yalnız gölgeleri kaldı. Kuşların tüyleri beyazlaştı. Bu ateşten kurtulmak için askerler kendilerini nehirlere attılar. Sağ kalanlar yaşayabilmek için eşyalarını nehirde yıkadılar. Bunlar birdenbire değiştiler maymunlaşıp ormanlara çekildiler.

Üçüncü zaman insanlarından maymunlardan başka yaratık kalmadı. Derler ki maymunlar insanlardan türediler o yüzden insanlara çok benzerler.”

Hint kutsal kitaplarından biri diğeri olan Mosola Purva’da da bu konu ile ilgili yazılar buluyoruz:

“Bu bilinmeyen bir silahtır; Demirden bir şimşek… Ölümün büyük habercisi… VRİŞNİ ve ANDAKA ırklarını bir anda mahvetti. Yanan cesetler tanınmaz hale gelmişlerdi. Birkaç saat içinde yiyecek maddeleri çürüdü zehirlendi. Ve işte KUKRA uçan bir VİMANA’dan üçlü şehir üzerine uzayın kuvvetini içinde taşıyan ölüm taşını attı. On bin güneşe bedel dumanla karışık bir ateş gök yüzüne yükseldi. Vimana gökteydi. Fakat aşağıda üçlü şehirden iz kalmamıştı.”

Ayrıntılı bilgi için:

10.000 Yıllık Nükleer Savaş (Destanı) : Mahabharata

Kolomb Öncesi Amerika’nın Esrarengiz Sırları

https://i1.wp.com/people.westminstercollege.edu/students/awc1219/HybridAWC/Images/Bonampak.gif

Bu çok eski yazıları inceledikten sonra oturup düşünelim. Asya ve Amerika… Birbirinden 20.000 km. uzakta iki ayrı kıta…

İkisinin de kutsal yazılarında aynı şeyler yazılı!.. İster istemez çok eski çağlarda dünyanın iki ucunda patlak veren bir nükleer savaşı düşünmeye zorlanıyoruz!..  Bugün artık çok eski devirlerde Asya ve Amerika kıtalarında nükleer silahların kullanılmış olduğu fikri birçok bilim adamı tarafından ciddiyetle gündeme getirilmiştir.

Popol Vuh İngilizce Metni İçin Tıklayın

https://insanveevren.files.wordpress.com/2011/10/evren-ve-insan-gif24.gif?w=600

  1. 19 Şubat 2012, 15:37

    ilgililerin dikkatine

  2. burcu
    12 Ağustos 2012, 13:54

    Bu kitabı türkiyeden alabileceğimiz herhangi bir yer var mı?

  3. hope
    16 Ağustos 2012, 10:12

    biraz dikkatli incelerseniz ” demir” kelimesi geçer metinde.bunun yanı sıra da taş kelimesi geçer. dikkatle bakın. şimdi dünyanın var olması yani dunyanın üzerinde yaşamın var olmasının tek bir elemente bağlı olduğu bununda demir oldugu ispatlanmıstır. kaynak da belirteyim:michael denton eseri natures destiny adlı yapıtı. yukarıdan güneştende sıcak denmistir ayrıca buna da dıkkat cekerim cunku gunes cok yuksek sıcaklıklarda olmasına ragmen demır uretmeye yeterlı degıldır zaten kaynaktada göreceksınız. kuranı kerimde demir indirdik deniyor. bu demir ancak gunesten daha sıcak bır göktasının dunyaya carpması ıle dunyada meydana gelebılır ve yaşam baslayabılır. kaynakta da bulacaksınız. bu göktaşlarınıa gunumuzda süpernova veya nova ismi verilmiştir.

  4. erciyes
    10 Aralık 2012, 00:00

    Âdem Aleyhisselâmın oğlu Kabil, kardeşi Hâbil’i kıskanarak öldürdükten beş yıl sonra(2), Şit (Hibetullâh) Aleyhisselâm (3) doğdu.

    Cebrail Aleyhisselâm, Hz. Havva’ya: “Allah, bunu (Şit’i), sana, Hâbil’in yerine verdi” dedi.(4) (Hibetullâh)a: Arabça’da Şes, Süryancada Şas, İbrancada Şis denir.(5) Şit Aleyhisselâm, doğunca, Âdem Aleyhisselâm da: “Bu, Hibetullâh’dır (Allah’ın Hibesidir) demiş ve Hâbil’den dolayı yemin etmiştir.(6)

    Alınlardan Alınlara Geçen Peygamberlik Nuru:

    Hz. Havva, Şit’e hâmile olunca, alnında parıldamağa başlayan Nûr, Şit’i doğurduğu zaman, onun alnına geçmişti.

    Âdem Aleyhisselâm, bundan, Şit’in kendisinden sonra, yerini tutacağını anlamıştı.(7)

    Şit Aleyhisselâmın alnında parlayan Peygamberlik Nûr’u, zevcesine, oğlu Enuş doğduğu zaman da, Enuş’un alnına, ondan da, oğlu Kaynan’ın alnına geçmiş, asırlar boyunca, alından alına geçmiş durmuş ve nihayet, Abdulmuttalibden Abdullâh’a, ondan da, Muhammed Aleyhissalatü vesselâma geçip son temelli sahibinde karar kılmıştır.(8)

    Şit Aleyhisselâmın Bazı Faziletleri Ve Peygamberliği:

    Şit Aleyhisselâm; Âdem Aleyhisselâmın oğullarının en ulusu, en üstünü, Âdem Aleyhisselâma, en sevgilisi ve ona, en çok benzeyeni idi.(9)

    Âdem Aleyhisselâm; vefatından on bir gün önce (10), Şit Aleyhisselâma:

    “Ey oğulcuğum! Sen, benden sonra, Halîfem’sin!” diyerek vazifesini takva üzere yürütmesini tavsiye etti.(11)

    Onu, bir vasiyetname ile yerine vekil bıraktı.(12)

    Bunu, Kabil’den ve Kabil oğullarından gizli tutmasını, ona emretti.(13)

    Gece ve gündüz saatlerini ve her mahlukun, Allâh’a, hangi saatlerde, ne gibi ibadetler yaptıklarını bildirdi. Vuku bulacak Tufan hakkında da, bilgi verdi.(14)

    Âdem Aleyhisselâm; Kabil oğullarının zina ve içkiye düştüklerini, bozulduklarını görünce de, Şit Aleyhisselâmın oğullarına da, Kabil oğulları ile evlilik bağlantısı kurmamalarını tavsiye etti.(15)

    Yüce Allah; Âdem Aleyhisselâma, yirmi bir(16), Şit Aleyhisselâma da, yirmi dokuz sahife indirip(17) Şit Aleyhisselâmı, bu elliyi bulan sahifelere göre (18) hareket ve amel etmekle mükellef kıldı.(19)

    Yüce Allah’ın; Âlâ sûresinin on sekizinci âyetinde andığı Suhufu Ûlâ, Hibetullâh Şit b.Âdem Aleyhisselâm ile İdris Aleyhisselâm’a indirilmiş olan sahifelerdi.(20)

    Peygamberlik, din, ibâdet ve Yüce Allah’ın Hak ve şeriatlarına göre hareket, Şit Aleyhisselâm’da ve oğullarında bulundu.

    Şit Aleyhisselâmın yurdu, dağın başında; Kabil oğullarının yurdu ise, vadinin altında idi.(21)

    Şit Aleyhisselâm; Allah’ı, takdis ve tenzihden geri durmaz, kavmine de; Allah’ın buyruklarına karşı sakınmalarını, Allah’ı, her türlü noksan, eksik sıfatlardan uzak tutmalarını ve dâima iyi işler işlemelerini emrederdi.

    Bunun için, Şit oğulları ve kadınları arasında ne düşmanlık, ne kıskançlık olur, ne kin tutulur, ne suçlama yapılır, ne yalan söylenir, ne de, boş yere yemin edilirdi.

    Onlardan, her hangi biri, yemin etmek istediği zaman, ancak: “Hâbil’in kanı üzerine yemin olsun ki!” derdi.(22)

    Âdem Aleyhisselâm’dan sonra, oğullarından, Kabe’nin onarımını ilk defa, taşla ve çamurla yapan da, Şit Aleyhisselâm idi.(23)

    Şit Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Mekke’de kalmaktan Hacc ve Umre yapmaktan geri durmadı.(24)

    Şit Aleyhisselâmın Vefatı:

    Şit Aleyhisselâm; vefat edeceği sırada, yerine oğlu Enuş’u bırakıp ona; Âdem Aleyhisselâmın, tâbut içindeki cesedini, korumasını, Allah’ın buyruklarını yerine getirmesini ve kavmine de, bunu ve Allah’a güzelce ibâdet etmelerini emretmesini istedi.Oğullarına bereket duası yaptı.

    Oturdukları mukaddes dağdan inmemeleri, çocuklarının da, oradan inmelerine engel olmalarını ve lanetlenmiş Kabil’in çocuklarıyla düşüp kalkmamaları hakkında da, Hâbil’in kanı üzerine and verdi. Sonra, vefat etti.(25) Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!

    Şit Aleyhisselâm, vefat ettiği zaman, dokuz yüz on iki yaşında idi.(26) İdris Aleyhisselâm da, o zaman yirmi yaşında bulunuyordu.(27)

    Şit Aleyhisselâmın oğlu Enuş, babasının cesedini özel ağaç zamkı ile ve darçın gibi kokan ağacın kokusu ile kokuladı.(28)

    Şit Aleyhisselâmın cenaze namazını; oğulları, oğullarının oğulları ile kızları ve kızlarının oğulları gelip kıldılar.(29)

    Rivayete göre: Şit Aleyhisselâm da, Mekke dağlarından Ebû Kubeys dağındaki mağaraya gömülen Ebeveyninin yanına gömülmüştür.(30)

    Ahlâk kitapları, Hz. Âdem (as)’in, vefatından önce oğlu Şît’e ve dolayısıyla bütün insanlığa beş maddelik mühim bir öğütte bulunduğunu kaydederler. Ders ve ibret dolu bu nasihatlar şöyledir:

    “— Ey Şît! Oğullarına söyle:

    1. Dünyadan ayrılmayacaklarmış gibi bakmasınlar. Buradan bir gün göçüp gideceklerini düşünsünler.

    2. İnsanlara söyle, hiç kimsenin sözünü düşünmeden kabul etmesinler. Biraz düşünüp doğruluk derecesini incelesinler.

    3. Oğulların yapacakları işin sonunu iyi düşünsünler… Eğer ben yasak ağacın meyvesinden yerken, bu işin sonunu düşünseydim, başıma gelen gelmeyecekti…

    4. Bir işe başlarken içinde o işe ait bir endişe ve isteksizlik olursa, işi tekrar düşünüp, yeniden tetkik etsinler.

    5. Doğruluk derecesini kesin olarak bilemedikleri işlerde de bilenlere sorsunlar. Dürüstlüğüne inandıkları kimselerle yaptıkları istişare neticesinde, varacakları karara göre hareket etsinler.

    Eğer ben meleklere başvurup işimin sonunu onlarla konuşup karara bağlasaydım, başıma gelenlere katlanmak zorunda kalmayacaktım.” (31)

    Dipnotlar:

    1. İbn.İshak, İbn Hişam-Sîre c.1,s.3.
    2. Taberî-Tarih c.1,s.76.
    3. İkiz olarak değil, yalnız olarak (Mir Hâvend-Ravzatussafa. Terceme s.115)
    4. İbn.Sa’d-Tabakat c.1,s.37.
    5. İbn.Sa’d-Tabakat c.1, s.37, Taberi-Tarih c.1,s.76, İbn.Asâkir-Tarih c.6,s,354
    6. Belâzürî-Ensabüleşraf c.1, s.3
    7. Mes’ûdî-Murûcuzzeheb c.1, s.37
    8. Mes’ûdî-Murucuzzeheb c.1, s.38-39
    9. İbn.Kuteybe-Maarif s.10, Yâkubî-Tarih c.1,s.7, Mir Hâvend-Ravzat Terceme s.115
    10. Taberî-Tarih c.1,s.79, Salebî-Arâis s.47, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.49
    11. İbn.Asâkir-Tarih c.6,s.359
    12. Taberî-Tarih c.1,5.79, Mesûdî-Murucuzzeheb c.1,s.49
    13. Taberî-Tarih c.1,s.79, Sâlebî-Arâis s.47, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.49
    14. Taberî-Tarih c.1 ,s.76.
    15. İbn.Sa’d Tabakat c.1,s.39.
    16. On sahife indirildiği rivayeti de vardır. (Taberî-Tarih c. 1 ,s. 161, Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c. 1 ,s. 167, Zemahşerî-Keşşaf c.4, s.245.
    17. Mes’ûdî-Murucuzzeheb c.1,s.40.
    18. İbn.Kuteybe-Maarif s.10,.
    19. Taberî-Tarih c.l,s.81, İbn Esîr-Kâmil c.1,s.54
    20. Taberî-Tarih c.1,s.86
    21. Mes’ûdî-Ahbaruzzeman s.86
    22. Yâkubî-Tarih c.1,s.8
    23. İbn Kuteybe-Maarif, s.10.
    24. Taberî-Tarih c.1,s.81.
    25. Yâkubî-Tarih, c.1,s.8
    26. Ibn.Kuteybe-Maarif s.10.
    27. İbn Asâkir-Tarih c.6,s.359-360
    28. İbn Asâkir-Tarih c.6,s.260
    29- Yâkubî-Tarih c.1,s.8.
    30- Zehebî’den naklen Ebüttayıb-Şifâülgaram c.1,s.442
    31- bk. Ahmed Şahin, Esas Nokta
    (M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/69-70)

  5. erciyes
    10 Aralık 2012, 01:08

    Allah, hiçbir devri boş bırakmamış, hemen her devirde peygamber göndermiştir.Dünyanın her yerine peygamber gönderilmiştir. Peygamberlerin sayısını bilemiyoruz. Yalnız hadis kitaplarında, bir rivayette 124 bin,[1]
    diğer bir rivayette de 224 bin[2] peygamber gönderildiği bildirilmektedir.”Hiçbir millet yoktur ki, içlerinde, onları eğri yolun encamından sakındıran bir nebi zuhur etmiş olmasın.”[3] buyrulmaktadır.
    Kur’ân’ın bu kat’î nassı gösteriyor ki, yeryüzünde hemen her topluluk içinde peygamber zuhur etmiştir. Bunun böyle olması kat’îdir.

    Başka bir âyette, Allah şöyle ferman etmiştir:

    “Peygamber göndermedikçe (hiçbir millete) azap edecek değiliz.”[4]
    Yani Allah’ın peygamber göndermedikten sonra, bir cemaati hesaba, sigaya çekmesi ve azap etmesi, O’nun rahmetinin şümulüne muvafık değildir.
    Zira O: “Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görecek, kim de zerre kadar şer yaparsa onu görecektir.”[5]
    kat’î fermanıyla, hayrın, şerrin karşılıksız bırakılmayacağını ifade etmektedir. Oysaki, kendilerine peygamber gönderilmemiş kimseler, hayrı-şerri bilmediklerine göre, azap olacakları da söylenemez.
    Binaenaleyh Allah (celle celâluhu), hayrın-şerrin hesabını soracağına göre, demek ki, herkese peygamber gönderilmiştir. Herkese peygamber gönderen Allah, bu hükmü: “Hiçbir millet yoktur ki, içlerinde onları eğri yolun encamından sakındıran bir nebi gönderilmiş olmasın.”[6] şeklinde ifade etmiştir.

    Şu birbirine bağlı mantık silsilesi içindeki üç kanuna dikkati çektikten sonra,
    Hadisin beyanına göre 124 bin veya 224 bin peygamber gelmiş. Biz bunların nerede zuhur ettiğini bilemiyoruz; ancak dört tanesinin yerini bilebiliyoruz. Muhbir-i Sadık Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), her yerde bunların zuhur edebileceğini söylüyor.
    ….
    Hz. Idris, Hz. Sit aleyhisselamin torunlarindan bir peygamberdir.
    İdris Aleyhisselâm; beyaz tenli(6), uzun boylu, büyük karınlı, geniş göğüslü(7),

    kaba sakallı, iri kemikli, güzel yüzlü idi.(8) Yürürken, adımını, kısa atar(9), önüne bakardı.(10) Vücudu, az kıllı, başı, çok saçlı idi. Vücudunda, yaratılıştan beyaz bir nokta vardı.(11) Sesi, ince ve konuşması mülayimdi.(12)

    Kendisine 30 suhuf kitap verildi. Asil adi Ahnuh’ (Hanuh) dur. Kur’an-i Kerimde, cok kitap okudugu icin ona Idris lakabi verilmistir. Ayrica, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlik verildigi icin « müselles bin ni’me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmistir. Idris aleyhisselam’in Babil veya Misir’da Münif’de dogup yasadigi rivayet edilmistir. Babasinin ismi Yerd’dir. Annesinin ismi Berre veya Esvet’tir. Kendisi Adem aleyhisselamin altinci göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi söyledir: Idris (a.s) – Yerd – Mehlail – Kinan – Enus – Sit (a.s) – Adem (a.s). Idris aleyhisselamin pek cok evladi olmustur. Bunlardan en meshuru Metüselah’dir, cünkü Resulullah efendimizin nuru Idris aleyhisselamdan sonra ona gecmistir. Adem aleyhisselam’in oglu Kabil’in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmistir. Cebrail aleyhisselam 4 defa gelip ona Allah’in emir ve yasaklarini bildirmistir.
    Idris aleyhisselamin bunlari insanlara 105 veya 120 sene bildirdigi rivayet edilmistir. Kendisine verilen bircok mucizelerden bazilari, agaclarda ne kadar yaprak oldugunu bilmesi, havadaki bulutlara cekilmeleri icin emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi. Insanlara peygamberimizin vasiflarini ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanini anlatmistir.
    Ama ne yazik ki kendisine cok az kisi itaat etmistir. Idris aleyhisselam 72 dil konusurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmistir. Kendisi 100 sehir kurmustur. Insanlara cok ilimler ögretmistir. Bunlardan bazilari fen, tip, astronomi ve daha nice ince ve derin ilimleri anlatti.
    Kendisi kalem ile yazan ve igne ile diken (bunun icin ona terzilerin piri de denilmistir) ilk insandir. Bunlar tabiiki Allah’in ona bir ihsanidir. Yeryüzünün meskun (yerlesilmis) yerlerini 4 bölgeye ayirip her birisine bir vekil tayin etmistir.
    Bir müddet sonra Asure gününde göge kaldirildi: « Kitapta Idris’i de an. Hakikaten o, pek dogru bir insan, bir peygamberdi .Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57) . Bir rivayete göre eski Yunanlilar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tip ilimlerini Idris aleyhisselamin kitaplarindan almistir. Idris aleyhisselam hakkinda 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmistir. Allahü Teala mübarek Kur’an-i Kerim’de: « Ismail’i, Idris’i ve Zülkif’i de (yadet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onlari rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmustur. (yadet’mek: anmak, adini anmak, hatira getirmek, hatirlamak, M.K.). Peygamberimiz Muhammed sallallahu (a.s.) de bir hadis-i serifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) Idris (peygamber) ile karsilastim. Cibril bana:” Bu gördügün Idris’dir. Ona selam ver” dedi. Ben de ona selam verdim. O da benim selamima cevap verdi. Sonra bana:” Merhaba salih kardes, salih peygamber” dedi » buyurmustur. (Buhari, Müslim)

    Asrımızın fikir adamlarından, ateizmden dönmüş Profesör Mustafa Mahmud, daha evvel günümüzün modası olarak materyalizmin hayranı iken, Kur’ân-ı Kerim’i tetkik edip, İslâmiyet’i inceledikten sonra, 180 derece bir dönüşle küfürden uzaklaşmış ve füze hızı ile mescide ulaşmış birisidir. Mustafa Mahmud bir seyahatinden bahsederken diyor ki: Afrika’da, Neyam-Neyam ve Maw-Maw kabileleriyle karşılaştım. Neye inandıklarını sordum. Dediler ki; “Biz öyle bir Mâbud’a inanıyoruz ki, gökte durur, yerdekileri idare eder.” Allah gerçi gökte durmaz ama, öteden beri “O Rahmân, Arş’a istiva etmiştir (oturmuş).”[9] âyet-i kerimesiyle ifade edildiği gibi, ilâhî emir ve hükümler gökten gelir. Onun için nazarlar ve eller göklere doğru kaldırılır.. ve gördüm ki, İhlâs sûresinin mânâsını söylüyorlar: “Allah, her şey kendisine dayanan ve kendisi hiçbir şeye dayanmayan bir varlıktır. O bir ana ve babadan doğmamıştır. O’nun eşi benzeri yoktur…” Başka bir kabileye gittim. Hâlâ, yaşlı ve hastaları kesip-yiyor olmalarına rağmen, bu vahşiler, Allah’a tıpkı bizler gibi inanıyorlardı. Kur’ân’ın anlattığına yakın bir tevhid anlayışları vardı. Şayet bu hususlar onların kulaklarına bir nebi tarafından fısıldanmış olmasaydı, bunları bilmeleri düşünülemezdi. Evet bu gerçekleri onlara nebiler fısıldadı. Sonra da âbâ an-ced, bu asra kadar gelip ulaştı…

    [1] 124 bin nebi olduğuna dair bkz.: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 5/265; İbn Hibbân, es-Sahîh 2/77; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/217; el-Hâkim, el-Müstedrek 2/652; et- Taberî, Tarihu’l-ümem ve’l-mülûk, 1/95
    [2] Bursevî, İsmail Hakkı, Tefsiru Ruhu’l-Beyan, 2/323; 6/49; 8/215
    [3] Fâtır sûresi, 35/24
    [4] İsrâ sûresi, 17/15
    [5] Zilzâl sûresi, 99/7-8
    [6] Fâtır sûresi, 35/24
    [9] Tâhâ sûresi, 20/5
    [10] Buhârî, hayz 6, zekât 44, iman 21, küsûf 9, nikâh 88; Müslim, küsûf 17, iman 132; Nesâî, küsûf 17, Muvatta, küsûf 2

    Hz.idris(a.s) kaynak
    6) Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.

    (7) İbn.Kuteybe-Maarif s.10, Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.

    (8) Mîr Haâvend-Ravza.Terceme s.121.

    (9) ibn.Kuteybe-Maarif s.10.

    (10) Mir Havend-Ravzatussafa Terceme 5 121.

    (11) ibn.Kuteybe-Maarif s.10, Hâkim-Müstedrek c.2,s.549.

    (12) ibn.Kuteybe-Maarif c.10.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: