Anasayfa > Tarih > Lusitania ve ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na Girişi: Komplo mu Facia mı?

Lusitania ve ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na Girişi: Komplo mu Facia mı?

Kolay bir soru?

Tarihin en ünlü gemisi size göre hangisidir?

Evet basit bir soru aklınıza gelen ilk geminin adını söyleyiverin…

Çoğunuzun vereceği yanıt büyük olasılıkla aynı olacak: Titanik, Queen Elizabeth, Bismarck… Ama büyük  bir yüzdeyle Titanik ipi göğüsleyecektir. Haksız da sayılmazsınız aslında. Hakkında bu kadar belgesel çekilen, dev bütçeli filmlere imza atılan, sayısız kitaba konu olan başka bir gemi bulmak zordur. Titanik sinema sektörü için paha biçilmez bir hazine, bir dram kaynağıdır.

Çok az bir kısmınızın bu soruya yanıtı ise Nusret Mayın Gemisi şeklinde olacaktır. Tüm dünyayı ilgilendirmese bile Türk tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir Nusret mayın gemisi. Döşediği mayınlar ile 1. Dünya Savaşı’nı belki yıllarca uzatmış, yenilmez denilen İngiliz armadasına tarihi bir ders vermiştir Boğaz’ın serin sularında. Ne yazık ki bir ulusun yazgısını tümüyle değiştiren böyle bir gemi için bir sinema filmi bile yoktur. Bulacağınız ancak belgesellerdeki ufak bir bölümdür.

Peki ya RMS Lusitania adını hiç duydunuz mu? Duymadınız mı? Belki yalnızca 18 dakika içinde okyanusun derinliğine gömülmesinden, belki Titanik’teki gibi tutkulu aşklar yaşanmamasından, belki Bismarck gibi savaş tarihinin sembollerinden sayılmamasından dolayı duymamışsınızdır. Oysa adı hepsinden az duyulan bu gemi tarihin akışını diğer tüm gemilerden çok fazla değiştirmiştir. Çünkü RMS Lusitania, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel hegomanyanın bayraktarlığını üzerinde güneş batmayan imparatorluk olan İngiltere’den devralacağının ilanı, ABD emperyalizmin küresel yayılışının ayak sesleridir.

Evet, belki Lusitania’nın 1258 yolucusunun ve 701 mürettebatının bile 1 Mayıs 1915 günü New York’tan Atlantik Okyanusu’na açıldıkları bu son yolculuklarında tarihin akışını değiştireceklerinden haberleri yoktu. 1. Dünya Savaşı’nın en buhranlı günlerinde hedefleri İngiltere’nin Liverpool limanı idi. Üstelik Almanya’nın denizaltı savaşı ile İngiltere’yi kuşatmaya çalıştığı, İngiltere’ye yardım götürdüğünden kuşkulandığı tüm gemileri batırdığı, deniz yolu ile İngiltere’ye ulaşmanın adeta intihardan farksız olduğu bir ortamda gayet cesurca bir yolculuktu bu.

Zamanının Gurur Kaynağı Lusitania

İngiliz Cunard Lines şirketinin gururu olarak 7 Haziran 1907’de denize indirilen Lusitania 240 m. uzunluğu, 30 bin 396 ton ağırlığı, 552 birinci sınıf, 460 ikinci sınıf, 1,186 sınıf olmak üzere toplamda 2,198 yolcu kapasitesi ile aynı zamanda devasa bir gemiydi de.  Hem son derece lüks hem de son derece modern bir gemiydi. Toplamda dört büyük uskura, her bir uskura güç veren 17.000 PS gücünde buhar türbinleri ile 28 knot gibi azami hıza sahipti ki bu hız onu zamanının en hızlı gemilerinden birisi yapmaya yetiyordu. Çağına göre son derece modern sayılabilecek olanaklara sahipti. Örneğin yanaştığı limanların şehir hattı telefonlarına anında bağlanabilmek gibi o zaman için ender rastlanabilecek özellikler gibi.

Lusitania’nın 1 Mayıs 1915’te son seferine çıkmasından önce önce Alman Büyükelçiliği  22 Nisan tarihinde Amerikan gazetelerine bir ilan verir. İlanda Avrupa’da sürmekte olan savaşa dikkat çekilmekte Almanya’nın İngiltere ve müttefikleriyle savaş halinde olduğu anımsatılarak olduğundan dolayı özellikle İngiltere bandıralı gemilere binilmemesini istenmektedir. Tüm bu uyarılara karşın yola çıkan Lusitania transatlantiği 7 Mayıs tarihinde İrlanda’nın güney kıyıları açıklarında yoğun sis altında ilerlerken Teğmen Walther Schweiger komutasındaki SM  U-20 sınıfı bir Alman denizaltısı tarafından saldırıya uğrar. İlk torpidonun ardından kaçma manevrası yapmak isteyen Lusitania kaptanı Thomas Turner farkında olmadan gemiyi torpidolar için çok daha kolay bir hedef haline getirir ve Alman denizaltısından atılan ikinci torpidonun isabetiyle Lusitania büyük bir hızla batmaya başlar.

Her şey inanılmaz bir hızla gelişir. Devasa transatlantik yalnızca 18 dakika içinde okyanusa gömüldüğünden büyük kargaşa içindeki yolcular filikalara bile binmeye fırsat bulamaz.  Queenstown gemisi yaklaşık 4 saat sonra olay yerine ulaştığında ancak 761 kazazedeyi kurtarabilir. 124’ü ABD yurttaşı olmak üzere 1198 kişi yaşamını yitirmiştir.

ABD Basını Lusitania’nın Batışını Dramatikleştiriyor!

Ölenlerden 124 kişinin ABD yurttaşı olması ABD’de büyük bir şok etkisi yaratır. Özelikle basında estirilen Almanya aleyhtarı kampanya gerçekten bugün dahi incelenmeye değer bir konudur. Basında estirilen tüm bu Almanya karşıtı kampanyaya karşın ise Başkan Wilson halen daha ABD’yi 1. Dünya Savaşı’na sokmayı düşünmemektedir.

10 Mayıs tarihinde Philadelphia’da yaptığı konuşma da, Başkan Wilson’un gerçekten ABD’yi 1. Dünya Savaşı’na o tarihte sokmak gibi bir düşüncesi olmadığını göstermektedir, ta ki 1917 yılında Alman Dışişleri Sekreteri Arthur Zimmermann’ın Meksika hükümetine gönderdiği telgrafın İngiliz ajanları tarafından ele geçirilişine kadar. Amerika dövüşmekten nefret ettiği için değil, ancak barışın dünya üzerinde iyileştirici bir tesir yaptığı, barışın insanlığı yükselttiği ve savaşın bunu yapamadığı için dünyaya barışa bağlı bir ulus örneği vermelidir. Dövüşmeğe tenezzül etmeyecek kadar mağrur bir adam olabilir. Keza başkalarına karşı kuvvet kullanarak haklı olduğunu kanıtlamaya muhtaç olmayacak kadar hakkından emin olan bir ulus da bulunabilir.

Amerikan halkının 1. Dünya Savaşı’na bakışını değiştiren, toplumda Almanya karşıtı bir hava oluşmasına neden olan ve 1917’de savaşa girmesini sağlayan Lusitania’nın batışındaki bazı ayrıntılar bugün bile sır perdesini korumaktadır. Bugün birçok tarihçi, Lusitania’nın batışının ABD’yi 1. Dünya Savaşı’na sokmak için düzenlenmiş bir komplo olduğunu, Lusitania’nın kasıtlı olarak Alman denizaltılarının yoğun olarak bulunduğu bir rotayı izlediğini düşünüyor. Kaptan William Turner’in seyir halindeki geminin hızını düşürerek Alman denizaltıları için çok kolay bir hedef haline getirmesi ya da 2. torpilden sonra çok büyük bir patlamanın meydana gelmesi gibi diğer etkenlerde tüm bu komplo teorilerini destekliyor. Bugün hiç değilse biliyoruz ki, bu patlamaya Lusitania’nın ambarlarındaki 8200 sandık cephane ve savaş malzemesi neden olmuştur.

Lusitani’nın enkazı bugün Güney İrlanda’nın 18 km açığında Old Head of Kinsale fenerinin yakınında yaklaşık 90 metre derinlikte yatmaktadır. Lusitania’nın batışı bir komplo muydu yoksa bir facia mıydı tartışmaları belki de hiçbir zaman aydınlanmayacak. Yazıyı ünlü Zeitgeist filminden bir sahne ile sonlandıralım:

İngiltere Dışişleri Sekreteri Sir Edward Grey: “Eğer Almanlar, içinde Amerikalıların bulunduğu bir gemiyi batırırsa Amerikalılar ne yapar?”

Woodrow Wilson’un Başdanışmanı Albay Edward House: “İnanıyorum ki bu kıvılcım Birleşik Devletler’i sarsacak ve tek başına bizi savaşa sürüklemeye yetecektir.”

Kaynak: www.serenti.org

Kategoriler:Tarih
  1. mahkum
    16 Nisan 2012, 21:05

    Amerika…Amerika…Amerika…Amerika…Amerika…Amerika…Amerika…Amerika…
    yüzyıllık projelerin ülkesi…daha kurulalı 200 yıl oldu-olmadı;dünyaya hükmetmek için ellerinden geleni yapıyorlar…
    ama en yakın zamanda büyük bir ekonomik yıkımın altında kalacaklar.””adım gibi eminim””!!

  2. Meraklı Kedi
    16 Nisan 2012, 23:38

    Konu ABD olunca altında bir ABD komplosu olmadan olur mu? Kendi çıkarı için yapamayacağı şey yoktur bunların. Lusitaniya’yı batırır, Hiroşima’yıda bombalar

  3. tuna tanrıkulu
    03 Ocak 2013, 23:50

    abd kimsenin gücü yetmez abd gizli hazine kimse bilmiyoror taBİ OBAMA hariç

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: