Anasayfa > Bilinmeyen > Srinagar’daki İsa Mezarı

Srinagar’daki İsa Mezarı

https://i0.wp.com/www.stephen-knapp.com/NI0190SrinagarRozabal.jpg

Srinagar’ın merkezinde “Rozabal Khanyar” denilen kutsal yapı bulunmaktadır. Rozabal “Peygamberin Mezarı” demektir ve Khanyar, bu mezarın bulunduğu Srinagar’da bir semtin adıdır. Cami, kilise ve Hint tapınağına benzer bir karışımdan oluşan binaya dar bir sokaktan gidilmektedir. Yapı, küçük taşlarla bezenmiş bir bahçede bulunmaktadır. Daha dikkatlice bakılınca, bu taş blokların aslında birer mezar taşı olduğu fark edilir. Yani peygamberin mezarı bir Müslüman mezarlığının ortasında bulunmaktadır. Doğal olarak orada ilk önce Yus Asaf’ın, İsa’nın mezarı vardı ve daha sonraları onun yanında mezarını yaptırmak bir şeref sayıldı. Bu mekanı büyük bir yer olarak düşünmemek gerekir; çok kalabalık olduğunda epeyce daralmaktadır.

Girişteki küçük holden, ortasında zarif tahta oymalarla çevrilmiş mezar odasının bulunduğu galeriye girilmektedir. Müslüman ve Hint adetlerine göre ayakkabılar dışarıda bırakılır. Dar girişin üzerinde asılı bulunan tabelada Latin ve Arap yazısıyla şu sözler yazılıdır:

ZIARAT YUZA AS AF KHANYAR

Bu durumda Arapça bir sözcük olan “ziaret” kutsal bir insanın mezarı anlamındadır. Bu Arapça metin ziyaretçilere, burada, yüzyıllar öncesinde, Keşmir’den gelen ve yaşamını hakikatleri bildirmeye adamış olan Yus Asaf’ın mezarının bulunduğunu açıklamaktadır.
Tahta parmaklıklardan açılan kapıdan Yus Asaf ve Sayid-Nasr-ud-Din’in mezarlarını örten güzel işlenmiş sandıklar görünmektedir.
Prof. Hassnain’le birlikte mezarı ziyaret eden Erich von Daniken, esas mezar odasına girmek için izin almıştı. Onun açıklamalarından, İsa’nın mezarını ziyaret etmenin onun gibi çok gezmiş bir insanı dahi derinden etkilemiş olduğunu anlamaktayız. Bırakalım da yazarın kendisi anlatsın:

“Sandık açıldı, beni takip edenleri memnun edebilmek için kısa bir dua okudum. Daha sonra kameramı çekime hazırladım ve küçük parmaklıklı bir kapıdan içeri girdim. Geçmişi düşününce açıklayamadığım birşekilde şaşkınlığa düştiiğümü inkar edemem. Hatırlıyorumda; o zamanlar geçim sıkıntısı beni zor çekimlere konsantre olmaya zorluyordu. Flaş patladı. Mukadderata karşı bir hürmetsizlik mi? Birden aklıma okul zamanında bize öğretildiği şekliyle, her türlü davranışı hoş gören İsa geldi. Benim meraklı tutumumu da hoş göreceğini düşündüm. Gömleğimin cebinden pusulamı çıkardım; mezar taşları doğu-batı yönlerinde yerleştirilmişti.

Çeşitli objektiflerle çekimler yaptım, hayal kırıklığına uğradığım için daha çok ilgileniyordum. Bu taşlarla kaplı mezar, içinde ne olduğuna dair bir ipucu veriyor muydu ki? İddia edilen her şey sadece bir kuruntu değil midir? Bu taş plaklar kaldırılmalı, gerçek mezar ortaya çıkmalıydı. Ancak ayak ve el kemiklerindeki yaraların ortaya çıkmasıyla gerçek ispatlanabilir. Belki mezar ilave bilgi verebilirdi. Hatta İsa gibi ünlü bir şahsiyetin yaşamının yazılı olduğu bir belgenin de mezara konmuşolacağı düşünülebilir. Bulunan en küçük bir kemik bile ölüm zamanının tam tarihini bulmaya yetecektir.
‘Sayın profesör; neden mezarda tahminlerden birer gerçek oluşturmak için araştırmalar yapılmıyor?’
Hassnain, senelerden beri bunun için boşuna çaba sarf ettiğini açıkladı. Yukarıdakiler, Hristiyanların, Müslümanların ve Hintlilerin dinsel duygularını incitmekten korkuyordu. Bana göz kırparak: ‘Bu konuda yazın!’ dedi.
‘Kitaplarınız her yerde okunacak ve tartışılacaktır.
Belki bu yardımcı olur. Ayrıca, şayet sonunda bütün dünyadaki bilginler en üst Hintli makamlara bir mezarı açtırabilirlerse, bu, büyük bir başarı olurdu.’ “

Bilimsel açıdan bakılınca, Prof. Hassnain’in dileklerine katılınır. Fakat bunun pek çok Keşmirlinin dinsel duygusunu incitip incitmeyeceğini düşünmek gerekir. Bu mezar bir tür ulusal mabede dönüşmüştür ve atasının mezarında rahatının bozulması -hangi dine ve kültüre mensup olursa olsun- her insanı rahatsız eder.
Rauzabal mezarı hakkında birkaç nokta daha: Üst kattaki tahta oymaların arkasında yere kazınmış ayak izlerine rastlanmaktadır. Mezar bekçisine bunun anlamı sorulduğunda, kısa ve öz olarak şu cevabı verir:
“Bunlar Yus Asaf’ın ayak izleri.”

Budizm ve Hinduizmin örf ve adetleri bilinir, ayak izlerinin, özellikle de büyük boyutlardaki ayak izlerinin azizlere veya tanrılara ait olduğu kabul edilir. Tabii ki bunlar bir gün kazınmış, fakat bu izlerde çivi yerleri belirgin bir şekilde içine oyulmuştur. Bu gerçek, doğal olarak tüm spekülasyonları ve soruları kızıştırır. Asıl soru şu olmalıdır: Bu çivi izleri ne zaman oraya oyulmuştur? Ayak izleriyle birlikte mi yoksa daha sonra mı? Yoksa bunlar sadece rastlantısal çukurlaşmalar mı, eksiklik veya aşınma izleri mi? Bu soruların peşinden gitmek, tabii ki çok cazip. Ama bu kutsal ve sıkça ziyaret edilen yerde teknik aletlerle araştırmalar yapmaya kim cesaret edebilir ki? Bu soruları geçici bir süre gündeme getirmemek gerekecek.

https://i0.wp.com/www.elevenshadows.com/travels/india1997/imageswithID/Ladakh14a-sarc-id.jpg

Bu kutsal mezarın tanıtımını, zamanın mezar bekçisi olan RachmanMir’in (1766) ricası üzerine yayınlanan, beş Müslüman müftü ve aynı zamanda dört kadı tarafından imzalanan fermanla bitirmek istiyorum:
“Bu krallığın, içtihat, din ve salahivet bakanlığı, Baladur Mir’in oğlu Rachman Mir’e, Tanrı tarafından takdis edilen peygamber Yus Asaf’ın kutsal mezarının, her türlü insan tarafından, onurlandırmak ve ona kurbanlar sunmak için ziyaret edildiğini anlatmaktadır. Bu kutsal şehrin bu hediyeleri almaya ve değerlendirmeye hakkı olduğunu, başka kimsenin bu hakka sahip olmadığını ve hakkı olduğunu söyleyenleri engelleyebileceklerini beyan ederiz. Bu beyanattan sonra Süleyman’ın tahtını yeniden yapan ve pek çok mabet inşa ettiren Kral Copananda’nın’ hükümdarlığı sırasında Yus Asaf adında bir adamın ortaya çıktığı ispat edilmiştir.
O, kral soyundandı, bütün dünyasal haklardan feragat etmiş ve yasa koyucu duruma gelmiştir. Gece ve gündüzünü dua ederek geçirmekte ve uzun süreli meditasyonlar için yalnızlığı seçmekteydi.

Bu, Keşmir’de, insanların yanlış tanrılara taptıkları ibadetler sonucu meydana gelen büyük sel baskınından sonra olmuştur. Yus Asaf, Keşmir halkına peygamber ve vaiz olarak gönderilmiştir. Ölünceye kadar Tanrı’nın Bir olduğunu va az etti. Daha sonra göle yakın olan Mohall Kehanyar’da. Rauzabal olarak bilinen bir yere gömüldü. 1451’de, İmam Musa Ali Raza’nın evladı olan, Sayid-Nasrud-Din, Yus Asaf’ın yanına gömüldü.
Mezar şimdi üst ve alt kesimden pek çok kişi tarafından ziyaret edildiği için ve daha önce bahsi geçen mezarın bekçiliği, kendisine miras kalan Rachman Mir, buraya getirilen bütün kurbanları kabul etme hakkına sahiptir ve ondan başka kimsenin hediyeler üzerinde bir hakkı yoktur. 1766 yılının jumade-al-Thania’nın, on birinci gününde elden verilmiştir.”

Altında beş imamın ve dört kadının adı ve imzası bulunmaktadır. Ben metni İngilizceden aktardım, biraz basitleştirdim ve Müslüman yılı (hicri takvim) yerine Hristiyan yılını (Miladı takvimi) kullandım. Metinde sözü edilen göl, Srinagar’ın doğusunda yer alan İsa’nın mezarına uzak olmayan Dal gölüdür. Bu göl, İsa’nın Keşmir’de bulunduğu süre içerisinde Galile’deki Genezareth gölünün oynadığı rolü oynamıştır. İsa göçten sonra halkına buradan seslenmiş ve ömrünün son günlerini hep burada geçirmiştir. Mezarının göle yakınlığı -göl mezardan sadece birkaç sokak uzaklıkta dır- bu tahminleri doğrulamaktadır.

Kaynak

Kategoriler:Bilinmeyen
  1. 26 Mayıs 2011, 14:42

    Hazreti İsanın mezarı nasıl olabilirki? Hazreti İsa göğe çekildi. kendisinin yeryüzünde bir mezarı yoktur, gökte tekrar yeryüzüne göndrilmeyi beklemektedir.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: