Anasayfa > Astronomi - Uzay, Bilim, Teknoloji > Bozmasın Bizi Bu Uzay

Bozmasın Bizi Bu Uzay

1900’lü yılların sonlarına yaklaştıkça hepimiz büyük bir merak ve heyecanla bekliyorduk ikibinli yılları… Kolay değil UZAY ÇAĞI’na gidiyorduk son sürat. Androidler, robotlar, başka gezegenlerde hayatlar ve oralardan buralara gelecek ziyaretçiler. Yanlış hatırlamıyorsam TRT 1 de haftada bir gece, o da oldukça geç saatlerde ağzımız bir karış açık seyrederdik VISITOR adlı uzay dizisini… Çok değil bizden, yirmi, bilemediniz otuz sene sonrasından bahsediyorlardı. Işınlanmaktan, zamanda yolculuktan, gezegenler arasında misafircilik oynamaktan dem vuruyorlardı. Nasıl ağzımızın suyu akmasın, nasıl ağzımız bir karış açık kalmasın…

Hele birde 80’li yıllarla birlikte Özal dönemi başlamış ve türk insanı dünyada çoktan evriminin ikinci aşamasına geçmiş teknoloji ile tanışmışken, artık hayallerimizin gerçekleşmesine ramak kalmıştı. Yıllardır kapakları kapalı tutulan barajın, tüm kapaklarının aynı anda açılması gibi bir süreçte bulduk kendimizi. Bir çoğumuz bilgisayarlarla tanışmış, internetin nasıl bir gavur icadı olduğunu öğrenmeye başlamıştık. Artık hazırdık UZAY çağına. Şunun şurasında beş, on yıl kalmıştı. Bütün eksiklerimizi tamamlayıp, elin Avrupalısından geri kalmamalıydık. Cep telefonları, dizüstü, dijital teknoloji, uzay mekikleri derken, zaman doldu….

Akrep ile yelkovan 2000 yılının 00:00‘ında kesişince insanlar sevinç çığlıkları arasında karşıladı uzay çağını. Ama sabah uyandıklarında hiçbirinin evinde uzaydan bir misafir yoktu geceden gelen ve kalan. Yaza planlayabilecekleri bir haftalık MARS seyahati programından da bahsetmiyordu Turizm acentaları… Aldatılmıştık… Hala işlerimize anam, babam usulü benzinle çalışan otobüslerle ve tekerlekleri üzerinde bildiğimiz asfalt yollardan gidip geliyorduk. Evlerimizde bize hizmet edecek robotlar da henüz satılığa çıkmamıştı vitrinlerde… Ay, bizler için hafta sonları mangal yakmaya gidebileceğimiz bir mekan olmaktan çok, hala mehtabında rakı içmelik bir dekor ve fondan ibaretti.

Ama büyük bir hızla ilerlemeye devam ediyorduk. Teknoloji artık hayatımızın her alanına nüfus etmeye başlamış ve bizlerde farkında olmadan esiri olmuştuk bu teknoloji denen canavarın. O kadar fazla esiri olmuştuk ki, bir enerji kesintisi söz konusu olduğunda tüm hayatımız felce uğruyordu. Hadi belki yedek bataryalarımız birkaç saat, bilemedin birkaç gün idare edebiliyordu. Ama ya onlarda bitince ?

Hayatımızda teknolojinin bizlere sağladığı kolaylıkları ve bu kolaylıkların getirdiği rahatlığı inkar edemeyiz, ama bu rahatlığın bizleri ara sıra ne kadar çaresiz bırakabileceğinin farkında mısınız?

Yaşantınıza bakın ve ne kadar teknoloji esiri olduğunuzu sorun kendinize. Cep telefonunuz, bilgisayarınız, kredi kartlarınız, televizyon, vcd, dvd, dijital kamera, internet, bu oyuncakların hepsini birden elinizden alsalar, ne yapardınız? Tekrar eski yaşantınıza adapte olmanız ne kadar zaman alırdı bir düşünün lütfen… Cep telefonlarımızın çekmediği yerlerde daral geliyor, tüm programlarımız alt üst oluyor. Bankamatikler, OUT OF ORDER verdiği zaman eve beş kuruşsuz dönüyoruz. Eve gittiğimizde ise eğer elektrikler kesilirse evimizi ısıtamıyoruz bile. O kadar fazla etkene ihtiyaç duyuyoruz ki hayatımızı mevcut halinde tutabilmek için.

Şimdi önümüzde Uzay çağının bizlere vaad edip de henüz veremediği oyuncaklar için farklı tarih senaryoları var. 2020, 2049, vs. vs.

Gerçekleşme ihtimalleri tartışılır ancak farz edelim ki gerçekleşti. Sonucunda ne getirecek bizlere? Asıl üzerinde durulması gereken konu bu. Ne getirecek, ne götürecek? Bilimin ve teknolojinin bulunduğu noktadan kilometrelerce ileriye gideceği kesin. Bu gelişmeler sonucunda eğitim, sağlık, ulaşım ve hizmet sektörlerinde insanlık için binlerce faydalı gelişmeler sağlanacak. Çağın vebası AIDS artık tehdit etmeyecek belki insanları, yada Amerika’ya birkaç saatte gidebileceğiz. Ama diğer yandan da esaretimiz artacak.

Bütün bu sonuçların dışında birde, bizlerden istenen ve empoze edilmeye çalışılan bireyselleşme sürecine hizmet ediyoruz modern dünya düzeninin.

Şu anda bile çocuğu olan aileler, çocukları ile iletişim kuramaz oldular. Kuşak çatışmaları anne, baba ile çocuk arasında yaşanırdı; şimdilerde iki kardeş arasında neredeyse kuşak çatışması yaşanıyor. Benim küçük kardeşim, yeri geldiğinde beni geri kafalılıkla suçluyor. Çocuklarımız ile kim bilir neler yaşayacağız. Giderek gelişen ve geliştikçe de a-sosyalleşen bir nesil. Sanal aşklar, sanal sevgiler ve sanal hayatlar yaşayan bir nesil. İletişim sanatını yavaş yavaş öldürüyoruz. Artık kimse, kimse ile iletişim kuramaz oldu. Aynı ofiste çalışan insanlar, birbirlerine e-posta atar oldu. Arkadaşlarımızı aramak yerine mesaj atar olduk… Bütün bu sürecin sonunda bir de uyanacağız ki kendimize yabancılaşmışız. Kendimizi tanımıyoruz…

Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir ve değişim beraberinde gelişimi de getirir. Ama bu gelişimden faydalanıp onu amaçlarınıza,  araç yaparsanız ne ala… YAŞASIN UZAY, YAŞASIN 2020’LER, YAŞASIN TEKNOLOJİ, GELSİN 2050’LER…

Ama eğer araçlar, hayatınızın amaçları haline gelir ve gönüllü esirleri olursanız bu araçların tek söyleyebileceğim; BU UZAY BİZİ BOZAR…

Kaynak

  1. 25 Şubat 2012, 12:38

    slm. tamam 2000’li yıllarda uzay bekliyorduk. olmadı. ama çok daha iyisi ve tahmin edilemeyeni gerçekleşti: internet.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: