Anasayfa > Diğer, Kültür, Tarih > Şeytan Roma’nın Şeytansız Dünyası

Şeytan Roma’nın Şeytansız Dünyası

https://i1.wp.com/spqr360.com/images/article_images/third_punic_war.jpg

Yüzyıllar boyunca ve özellikle Rönesantan günümüze batı ideolog ve tarihçileri Roma’ya gönderme yaparak kendi idealleri uğruna ahlaksızca çarpıtmalar yapmış , bu çarpıtmalar ile yaratmış oldukları sanal dünyalarına sahte kökenler icad etmişlerdir. Ortaya sahte bir Roma İmgelemi çıkararak Romalı gibi poz veren XIV Louis ve Napolyondan, Musolini ve Hitlere yeni Romaların yaratıcıları ortaya çıkmıştır. Bu yeni Roma yaratıcılarının listesi oldukça uzundur.

Batının kendine yeni Roma yaratma endişesi sadece liderler ilede sınırlı kalmamıştır. Bir Roma Villasını andıran Versailles ‘ten Berlindeki Wilhelm Almanyasının devlet binalarına, Washington’daki Capitol ve Beyaz Saraya kadar bir dolu sahte Romalı binası inşa edilmiş, eğitimden sanata kadar yeni Romacılık (Neo-Klasizm) etkisini göstermiştir.  İşin dahada komik olan yanı ise Hıristiyanlığa geçiş yapan Bizansın Roma Ruhunu ( –  Bireysel ibadet yasağı – tek tanrıcılığın olmaması ), açıkça yok saymasını görmezden gelerek bu işlerin yapılmasıdır.

https://i0.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/2f/Holy_Roman_Empire_Arms-double_head.svg/500px-Holy_Roman_Empire_Arms-double_head.svg.png

Roma önceleri tek bir politik ilkenin hüküm sürdüğü tüccar bir ulustu. Batı dünyası Ruhu olmadığına çok üzüldü ! , özellikle Hristiyanlar, faşist ve naziler ruhlarını ona vermek için tarih sahnesi boyunca yarıştılar. Gerçekte Roma’nın ne aşkın bir tanrısı , ne şeytanı ne de Cehennemi vardı. Şeytan Roma , hep şeytansız yaşadı.

Tüm bunlar batı tarihçi ve ideologlarını harekete geçirdi ve Roma Dininin aslında Romalı olmadığını aslında Romulus’un kuruluştan itibaren imparatorluğu Hristiyanlığa hazırladığı ile ilgili yüzlerce hatta binlerce sayfa seçkin kişilerce hazırlandı ve yayımlandı.  Kimi zaman Grotesk sınırlara dayanan bu revizyonizm Romayı kutsayarak XX yy. Emperyalizmine model olarak dayatıldı. Roma tarihi batıda okullara ders olarak kondu, fakat önemli bir sorun vardı !?, az gelişmiş beyinlerin yaratmış olduğu çok tanrılı ve putperest bir yaşamın üretimi olan ve  barbarlık olarak yeni dünyaya yayılan düşünceyi nasıl açıklayacaklardı. ?  Bunun üzerine Suetone’ dan ve Tacitus ‘tan daha ileri gidilerek Hristiyanlığa gölge düşüren imparator imajları gölgelenerek, kaçıklıklar, aptallıklar ve kanlı ahlaksızlıklar derlemeleri yapıldı. Ama bunlar Vergilius,  Cicero ve Marcus Aurelius ‘un Roma’sı değildi. Örneğin Ticatus’ un boş yere kötü yürekli olduğunu ve romanesk uydurmaların aksine, o anda elli kilometre uzakta bulunan Neron ‘un   Roma ‘yı yakmadığını şehrin külleri üzerinde Lir çalmadığını ve hatta kendi sarayınıda kaybettiği için çok üzgün olduğunu ortaya koymak için bu yüzyılın sonuna kadar beklendi. Dahada kötüsü bu isterik  Şeytan destekcisinin aslında  Seneca tarafından eğitildiğini ve Augustine tapınağındaki kütüphaneyi yeniden yaptırdığı , eğitime, bilime ve güzel sanatlara ilgi duyduğunu kanıtlamak için yine beklemek gerekti.

Kısaca batı ideologları Roma tanrılarını , Yahudi-Hristiyanlığa şaşırtıcı şekilde benzeyen XX yy ‘da Melanezya etnografyasından ödünç alınan ve kutsal bir duyguyu ifade eden mana’da özetleyen mistik bir tanrısallıkla donatmak için ellerinden geleni yaptılar. Tüm bunlar olurken Roma dininin, Romalıların o dönemde bilmedikleri bir bölgeden formüle edilmesinin imkansızlığını kimse söyleyemedi. Batı kültüründe hayatın her alanında yaratılan bu sanal dünya Budacılığı mayasız ekmeğin isa peygamberin etine, şarabınsa kanına döneceği görüşü ile açıklamaya benzer. Daha da kötüsü herşey bilimseldir.

Mana ‘yı bir kenera bırakırsak Numen sözcüğü Romalıdır ve Vergilius ‘un Aeneis’inde geçer ve ortak kabul görmüş anlamı kutsal varoluştur. Buna göre başlangıçtan itibaren insanda doğa üstü duygusu vardır. Bilindiği gibi Romalıların büyük pratik duyguları vardır ve tanrılarına meslek adı verirle ; birinci ekin tanrısı Vervactor , ikincisi Reparator, tapan geçme tanrısı İmporticor , tohumlama tanrısı İnsitor gibi. Batı tarihçileri Romada tarihin her döneminde şeytan aramışlar, fakat bulamamışlardır. Nedeni ise ters giden şeylerin Obarator ya da Occator ve başkalarının memnuniyetsiz olmaları ve intikamıdır.

Bu yararcı tanrıların bir kökeni olmak zorundadır. İtalyaya Roma’dan çok daha önce yerleşilmiştir ve Roma’lılar İÖ bin yılın İtalyanlarının soyundan gelmektedir. Bu dönemden itibaren büyük bir kültür homojenliği ortaya çıkar. İki temel kültür vardır , birincisi ölülerin gömüldüğü çukur mezarlar kültürü, ölü yakma kültürü. Birincisi Villanova, Adriyatik, Apulia , Sicilu kültürlerini bir araya toplar, ikincisi ise Golasecca, Atestine ve Latial kültürlerini. Dinleri hakkında fazla bir şey bilinmez.

Yine bilmekteyiz ki, savaş alanından kaçan Troyalı Aeneas , babasını Sicilyada kaybettikten ve Kartaca kralicesine esir düştükten sonra Tiber nehrinin ağzına vardığı zaman Latium kralı tarafından kabul edildi , kral kızı Lavinia’yı ona verdi. (Latin sözcüğü burdan türemiştir) Aeneas’ın kurduğu şehrin adı Lavinium burdan gelir. Dolayısıyla İÖ XIII yy İtalyasında bu tarih heredot tarihlendirmesi ile aynıdır. Latium uygarlığının dini vardır ve Roma tanrıları kısmen burdan türerler. Kısmen terimi bir başka İtalyan halkının , Samnitlere akraba olan Sabinlerin de Roma’nın kuruluşuna katılmış olması ve kendi tanrılarınıda dahil etmeleri ile doğrulanır.

Aeneas ve Babası

Latinlerin ve Sabinlerin dinleri Hint-Avrupa kökenlidir, en azından Aeneas geldiğinde çok tanrılıdırlar. Tarihçiler Romanın kuruluşunda Hint-İran etkisini oldukça abartırlar. Bir çok din gibi eski İtalyadan türeyen ve yerel dinleri birleştiren Roma dininde gökyüzü tanrısı vardır, önce şimşek ona bağlanmıştır. Bu dünya işlerine pek karışmayan Jüpiter’dir – panteona başka tanrılarda eklenmiştir ; Mars, Quirinus, Ceres, Herkül, Bacchus, Venüs.

İtalyanın bir özelliği avrupnın diğer akdenizli halklarıyla yani Yunanla başlayıp Hint-Avrupalılarla son bulan halklarla çok sıkı bir özdeşleşmeyi engeller. Yunanlılara göre Aeneas soyundan gelen efsanevi kahramanlar Romulus ve Remus ‘un Romayı İÖ 753-749 arasında kurduğu dönemde kuruluşun üçüncü büyük katılımcısı olan ve  Hint-Avrupalı olmayan bir halk vardır : Etrüskler.  Heredot Etrüskleri Doğu Anadoludaki Lidya kökenli olduklarını, II bin yıl sonu ile I bin yıl başı arasında İtalyaya göç ettiklerini söyler. Diğer bir ayrıntı Troyalı ve dolayısıyla coğrafi olarak Lidyalılara yakın bir halk olan Frigyalı Aeneas ‘ın Etrüsklerin kuzeni olmasıdır. Burdan çıkan sonuç italyanın ve İlk Roma topluluğunun önemli bir bölümü I. bin yılda Türkiyeden gelmiştir. Etrüskler , Latinlerle birlikte Roma metropolü kurucusudur.

Etrüsk

Etrüskler diğer İtalyan sakinleri gibi Zerdüşt reformundan çok önce Vedacı panteondan kurtulmuşlardır. Vedacılığın Tanrı-Şeytan kutuplaşması yoktur. Etrüsk ve Roma dininde şeytana raslanmaz. Aynı şekilde Yunan’dada şeytan yoktur.

Yunan kültürünün Roma üzerindeki etkisi batılı ideologların söylemlerinin tersine oldukça kısıtlıdır, çünkü Jüpiterin Zeusla eşleştirilmesi tamamen biçimsel ve yapaydır. Zeus , Yunanda verilen bir sözün asla güvencesi olmamıştır, Ceres ‘in Libera mı , Ariane , Venüs ya da Semele mi olduğu hala tartışılmaktadır. Roma Atinanın bir taklidi değildir. Dönemin İtalyasında dinler iç içe geçmişti , Dumezil ” aydınlanma çağında Romalıların mitolojisi yoktu ve Halikarnoslu Dionysios onları büyüden koruyan ve ritüellerini katışıksız ve süssüz bir teolojiye bağlamalarını sağlayan bu hayal gücü sadeliklerini övüyordu ” der. Romalılar için , Romaya sürgün edilmiş bir Yunanlı olan ve Romanın bir yunan yansısı olduğunu söylemek iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

Romanın başlangıcından itibaren konsül, eyalet yöneticisi , memur , yani görevli olan tanrıları vardır. Buğday ve bağlar için tanrıları , tarladaki faaliyetler için tanrıları , hatta hırsızlar için bir tanrıçaları bile mevcuttur. Romalı mitlerde büyük fantaziler yoktur. İnancı her durumda şiir duygusu ve saçmalığa benzetecek olursak Romalıların olaylar karşısında ayakları daima yere basmıştır. Doğa üstüne yönelme onlar için bir düzensizlik demektir. Yunanlılar dini Demokrasinin garantörü yapmışlardı ; Romalılar ise devletin garantörü yapmışlardır. Yunanda Romada dinsel tuhaflıkları benimsemediler, insanın bir kuştan , bir yılanla birleşmesinden oluştuğunu ileri sürmediler. Başlangıçtan itibaren dinleri işlevseldi, yunan dinine tesir eden taşkınlıklar doğu kökenliydi. Özellikle sanat tarihinde Romalı ve sonrası olarak gerçekçiliği betimlemek bu noktada önemlidir.

https://i2.wp.com/s2.hubimg.com/u/407045_f520.jpg

Roma dininin anahtarı oldukça paradoksal bir biçimde, bu konu hiç açılmak istenmez, tanrılarla bireysel ilişkinin yasak olmasıdır. Her ihlal Romalıyı anarşik dindarlık suçlamasıyla karşı karşıya bırakır. Kehanet, fal, büyü gibi uygulamalar din ihlalleri arasındadır. Doğa üstü güçlerin varlığını söylem yapmak senatoyu karşıya almak demektir… Tanrılara doğrudan başvuru kağıt üstünde bir söylem değildir ; örneğin Seneca ” De superstito ” adlı  kitabını bu konuya ayırmıştır.  Hristiyan kültürüyle yoğrulmuş   (Yahudi-Hristiyan-Müslüman) çağdaş kabul edilen dünya insanının bunu anlaması mümkün değildir, Tanrısallığa bireysel baş vurunun iki önemli sakıncası bulunur. Birincisi, koruyucu tanrıların iktidarının, yani bizzat site’nin ruhunun yasa dışı olarak çalınmasıdır. Bu ilahi güçlerin tanrısallığının kendisine verildiğini ileri süren İnsan Tiranları oluşturur.  (Romalılar günümüz gerçeğini binlerce yıl önce görmüşler) İkinci tehlike ise toplumun üstünlüğüne dayanan site yasalarının çökmesidir. Bu yasaların üstünlüğüne son verir.

Aynı yasaklama daha sonra Roma dininde mistisizmin yokluğunu değil olanaksızlığınıda açıklar, bu çağdaş tarihçileri aldıkları eğitim nedeniyle  oldukça yanıltan bir konudur. Bu eksiklik bir zayıflık değil bir görevdir: Çünkü tanrılarla konuşan ya da tanrının onunla konuştuğunu söyleyen bir insan artık toplum üyesi değildir. Herkes bilir ki mistisizmin sonu delilik ve akıl hastalığıdır.

Aynı yasaklama şeytanın yokluğundada geçerlidir. Mazdacılığın ve yahudiliğin Ahriman’a ya da Şeytana verdiği iktidar tanrının gücünden gelir ve bu güç kamu düzeni için bir tehlikedir. Roma dinindeki az sayıdaki cin’in rollerinin sınırlı olmasının sebebi budur. Tanrısallık sadece site yaşamının özünde saklıdır.  İtalyada kehanetler ve kahinler yunanda kazandıkları güce asla ulaşamamıştır. Metafizik duygunun köreltilmesi Roamlılara şeytan suçlamalarınıda beraberinde getirmekle birlikte yasalarla yönetilen bir uygarlığı doğurmuştur. Yunanda görüldüğü üzere asla insan kurbanlara raslanmaz, suçlunun canının alındığı görülmez. Elbette cani olduğu hukuksal olarak kanıtlanmış kişiler hariç.

Roma’nın Cumhuriyetinden doğuşundan imparatorluğun çöküşüne kadar bir tutku, entrika, vahşilik, taşkınlık, aynı zamanda da işitilmemiş bir incelik ve kültür şehri olduğunu hafızalardan çıkarmamak gerekir. Yüzyıllar boyunca Roma modelinin takip edilmesi boşuna değildir. Roma Ulus devletin en tipik örneğidir, sitenin daha sınırlı modelini mükemmelleştirmekle meşul Yunan buraya pek aldırmaz. Roma özünde sömürgeleştirici fakat dikkatli encelendiğinde uygarlaştırıcı dehası içinde site’yi çok geniş boyutlara yaymıştır. Pax Romana böyle oluşmuştur fakat asla Pax gracea oluşmamıştır.

Bu yüzyıldan itibaren heyecansız bir dinden rahatsız olan çok sayıda tarihçi ve batı ideoloğu kendisini bunun gerçekte Roma dini olmadığını kanıtlamaya adamıştır. Bu tutum daha sonraları revizyonist olarak nitelendirilecektir. Romanın Ön-Hristiyanlaştırılması çalışmalarına yoğun olarak katılan Dumezil ; aslında Romanın dinsel duyuları olduğunu fakat süreç içerisinde bunu kaybettiğini ileri sürer. Dinsel duyu nedir sorularını ise cevapsız bırakır. Daha 1930 ‘larda Carcopino İmparatorluğun dinsel pratiğinin çöktüğünü savunur ; papazların kutsal ayinlerini atalarının kutsal günlerinden alarak devam ettirdiği söylemini yapacak kadar gözü dönmüştür. Ona göre Cumhuriyetten , imparatorluğa geçerken Roma dini değişmemiştir. Halkın bu dinin değerini anlamasıda on iki yüzyıl sürmeside tüm bu açıklamalar karşısında tebessümle karşılanacak bir gerçekliktir.  Bu paradoksal söylemler batı tarafından yazılan Hristiyan dini için olmazsa olmazlar arasındadır. Aslında Roma dinine yöneltilen eleştiri hem Tanrının hem de şeytanın olmamasıdır.

Jérôme Carcopino (1881–1970)

Roma dininin boş bir iskelet olduğu , başlangıçtan itibaren yozlaşmış bir kurgu olduğu şeklindeki inatçı ve taraflı söylemlerin sonsuza dek rafa kaldırmak gereklidir. Fakat Roma dininde mistik bir damar olmadığını kavramakta güçlük çeken Üniversite Bilimi eskiyi tekrarlamaktan vazgeçmeyeceği görülmektedir.

181 yılında Janicum Tepesi yamacında bulunan Roma ikinci kralı Numa’ ya ait mezarda esrarlı yazılarında bulunduğu söylenir. Şehir yargıcı Quintus Petilius tarafından yönetilen Senato bunları aceleyle yaktırmıştır.Yazılar kimse okumadan yok edilmişlerse de , Plutarkhos , Numa’ nın hayatında bunlardan bahsetmiştir. hayal gücü birden devreye girerek yazıların ataların  dinine karşı çıktıkları için Senato tarafından yakıldığı ileri sürüldü . Çok sonrada bu kitapların Pythagorascı yazılar olduğu söylendi, çünkü Numa Pisagordan ilham almıştı.

http://www.indiana.edu/~c494troy/maps/roman_forum.jpg

Hipotez kronolojik olarak saçmadır , çünkü İÖ VIII yy ortalarına doğru kurulmuş ve ilk kralı Romulus’tur. Ardılı Numa , VIII yy sonunda VII yy başından önc hüküm sürmüş olamaz. Hükümranlığının geleneksel olarak kabul tarihleri İÖ 715-672 dir. Oysa Pisagor Güney İtalyanın Dor Kolonisi Crotone ‘ da İÖ 530 doğru ders vermiştir. Aradaki 200 yıllık mesafe yorumu geçersiz kılar. Numa döneminde pisagorcu kimse yoktur.  Bu yüzyıl tarihçisi Armand Delatte bu konu üzerinde oldukça titiz bir çalışma yürütmüştür, bu araştırmada ünlü kayıp yazıların II. yy daki karanlık bir Roma yazarı Fulvius Nobilior ‘un ürünü olduğuyla ilgili yeterli nedenler gösterir. Bu , Numanın yıldız bilgisi nedeniyle pisagorcu olduğu söyleminin ortaya çıktığını söyler. Gerçektende Numa yıldızlarla uğraşır ve Roma yılını on iki aya bölmüştür. Fakat Plutarkhos ‘a inanılırsa Roam döneminden itibaren büyük bir astronom olarak kabul edilmez. Kısacası Fulvius ve dostu Ennius , tasarladıkları teorinin merkezine kendileriniin tasarladıkları tarif edilemez tanrıyı , Herkül Musagetus ‘u , yani müzlerin koruyucusu Herkül’ü yerleştirdiler. Bu kuraldışı bir bileşimdir ve aralarında Ovidius’un pisagor ‘ının da bulunduğu eski metinlerin hatalı yorumu temelindedir. Sanki Senato sahtekarlıklar yığınını yakmıştır. Pisagorcu öğretinin bir çom Romalı üzerinde etkisi kuşkusuz oldukça derindir fakat Numa ‘nın Gnostiklerin tarif edilemez tanrısına inandığı ve Senatonun tamamen Roma’lı bir tek tanrıcılığın bu yeniden doğuşunu tohum halindeyken bastırması düşüncesini ileri sürmek zırvalıktan başka bir şey değildir.

https://insanveevren.files.wordpress.com/2011/05/imgp40611.jpg?w=199

Roma’da hatta imparatorluk roma’sında hem dinsel pratik hem de din duygusu oldukça canlıdır. Bu Roma’nın kuruluşundan itibaren davranışlara önderlik eder, sözünü tutmamak Jupiteri kandırmak olarak kabul edilir. Asker olduğu kadar tüccar bir ulusta olan ve dolayısıyla şeref ve verilen sözlerin tutulması konusunu oldukça ciddiye alan Roma, mitologlardan çok özellikle ahlakçıları tatmin etmeye uygun bir tanrıya inanır ; Deus Fidius. Bütün italyada saygı gösterilen bu tanrıya ait yol boylarında bir çok sunak bulunur, bu ise Carcopino’nun Romalıların şenliklerine tanrılarını dahil etmediği savını bir kenara koymamızı söyler.

Bununla birlikte Roamlıların tanrıları için yapmış olduğu tapınakları nedensiz yaptıklarını düşünmek için oldukça kötü niyetli olmak gerekir. Bu tapınaklarda sayısız şenlikler, törenler, arınma toplantıları düzenlenmektedir. Roma dininde doğma yoktur, ünlü tepe dışında vatikanları bulunmaz , tanrısallığa yapılan referanslarda şeytan ve cehennem kavramına raslanmaz. Cehennem şiirsel bir kavram olup kişi inanıp inanmamakta serbesttir. Cehennemin mucidi ise Vergilius’tur. O da teolog değil şairdir. Roma’ya cehennem virüsü yunandan  bulaşmıştır. Platon cehennemden üç yerde bahseder; Phaidon, Gorgias, Devlet. Platonun Roma düşüncesinde teolog gücü yoktur, Akademik-Hristiyanlık öncesi Gnostisizmine doğru pisagorcu ve Orphikçi eğilimlerinin çok açık şekilde türevi olan asla ortaya çıkmayan asıl dünya ile asla gerçek olmayan algılanabilir dünya arasındaki kısmen manici ikiciliği ile Phaidonda eksiksiz biçimde bulunan Platon’un bize ulaşan düşünceleri hala tanımlanmayı bekler.  Nietzsche tarafından ortaya çıkarılan bu açık gariplik genellikle yanlış yorumlanan bir bölümde ( Wagner’in Yahudi düşmanlığından duyduğu tiksintiyi açıkça haykırmış olan Nietzsche ‘nin elbette hayali yahudi düşmanlığının   kanıtı olarak) ifade edilir :

” Bu Atinalının Mısırlıların – Büyük olasılıkla Mısır Yahudilerinin – okuluna katılmış olması bize pahalıya mal olmuştur. ” (Ecce Homo)

Roma elitlerinin ve entellektüellerinin Yunan mitlerini kuşkuyla karşıladıkları kesindir. Olymposlular karşısında Helen ve dahası Helenistik saygısızlık onları şaşkınlığa düşürür. Romalılar tanrılarının kavranılır kılmak için her zaman çaba harcmışlardır, sağ duyu ve mantık başka halkların tanrısallıkla bağdaştırdıkları doğa üstü güçlere yer bırakmaz.

Roma religio’ su bizim düşüncelerimizle hiç bir ilgisi yoktur, toplumu birleştirmeye yönelik ahlaki ilkeler topluluğudur. Tüm yasaların ruhu niteliğinde olup toplumsal bir bağdır.  Roma metinlerinde karşımıza çıkan bir başka sözcük pietas , Judeocu tanrı dindarlığı değil, site tanrılarına saygıdır. Daha çok kişinin yüklendiği sorumluluklarıyla olan daimi bağını ifade eden bir davranışsal eylemdir.

Romalı esas olarak filozoftur ve teolojiside hukuksaldır. Numa’nın mezarında senato tarafından yaktırılan ünlü kitaplar mistisizmin özünden dolayı değil tanrısallaştırılmış insanlar olan tanrılar olduğundandır. Senato , sapkınlık ve cılgınlıklara asla izin vermez. İmparatorların ciddi olarak kendilerini tanrı olarak görme eğilimleri vardır. Yine bazı tarihçilere göre Tacitus , yahudiliğe buradanda hristiyanlığa ilgi duyarak Roma dininin reddini yansıtır. Bu tür bir önermeyi öne sürebilmek için cahil olmanın ötesinde dürüst olmamak gereklidir. Çünkü Tacitus yahudilik ve Hristiyanlığı özdeşleştirerek Christ adı altında isayı tek zikrettiği yer de söylenti düzeyindeki bilginin tam aksini yazar ; ” Bu gürültüyü bastırmak için Neron (Tacitusa göre Roma yangınından sorumlu kişidir) günah keçileri buldu ve halkın Hristiyan diye adlandırdığı ve canice geleneklerinden dolayı sevilmeyen insanları en büyük cezalara çarptırdı . Bu adın kaynağı ise Tiberius ‘un hükümdarlığı altında vali Pilatus tarafından ölüme mahkum edilmiş olan Christ’tir.

Tacitusun yahudi-hristiyanlar için kullanmış olduğu- ilkel canice genekler – rezil -nefret gibi nitelendirmelerden sonra Carcopino’nun Ticatus hakkında bu dine nasıl bir hayranlık duyduğunu bulmasıda insanı gülümsetir.

Roma dininden iki önemli ders çıkar , birincisi Şeytan olmadan çok iyi ve uzun süre yaşanabileceği ikincisi ise etnik kaçınılmazlığın olmadığıdır. İran gibi emperyalist ve Hint-Avrupalı olan Romalılar, Etrüskler, Latinler ve Sabinler gibi aşırı mit zevki miras almadıkları gibi panteonlarını basitleştirme mirasıda almamışlardır. Ölü deniz sahillerinde güneşlenen şeytan İtalyan sahillerinde oldukça güç kaybederek Michelangelo’nun Sistine şapelinin tavanında bir komedyen olarak yardımcı bir rol vermeye yaramıştır,  fakat manzaranın göksel güçlerle ilişkisi ise farklı bir konudur.

https://insanveevren.files.wordpress.com/2011/05/img_12281.jpg?w=300

Kategoriler:Diğer, Kültür, Tarih
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: