Anasayfa > Astronomi - Uzay, Bilim, Bilinmeyen > Dördüncü Boyut Gemisi

Dördüncü Boyut Gemisi

Zaman denildiğinde ne anlıyoruz? İlk olarak başlangıç ve bitiş kavramlarını çağrıştırır bize. Çünkü biz doğarız başlar ömür kronometresi çalışmaya ve son nefese kadar vaktimiz vardır bize sunulan hayat hediyesini yaşamak için. Düz bir çizgi hayal ederiz hemen, ömrümüzü de bu çizginin üzerinde geçirdiğimiz bir yol. Sonunda süre dolar, yol biter ve kronometre durur. Peki zaman da durmuş mudur bu anda?

Peki nedir zaman? Hep yarış halinde olduğumuz, yetişmeye uğraştığımız, bazen durmasını istediğimiz ya da bir an önce geçmesi için sabırsızlandığımız zaman nedir? Evrenin her yerinde aynı mıdır? Dümdüz bir çizgi midir? Hep ileriye doğru mu akar? Zamanın sonu var mıdır? Maddeye bağımlı mıdır yoksa madde olmasa bile zaten kendi başına var olan bir olgu mudur? Boyut mudur yoksa?

Bu ve benzeri soruların cevaplarını bulabilmek için zamanı, hem sosyal hem de bilimsel olarak anlamaya çalışmak doğru olacaktır.

Bilimsel yaklaşımlara baktığımızda, öncelikle uzay-zaman kavramlarının birbirinden ayrı olmadıklarını, birbiriyle iç içe kolektif bir çalışma içinde olduklarını anlamamız gerekiyor. Önce Newton bazı şeylerin mutlak, bazı şeylerin izafi olduğunu buldu. Aynı zamanda kütlenin çekim kuvvetini de bulmuştu. Bunun üzerine konumuzla ilgili olarak 2. büyük adım Michelson ve Morley’in, ışık hızının evrenin her yerinde değişmez bir değer olduğunu, yani saniyede 300.000 km. olduğunu bulması oldu. Böylece görecelilik teoreminin ilk adımları ortaya çıkmıştı. Artık ışık hızı referans alınarak, evrende her hareketi ışık hızına uyarlayarak ölçebilirdik. Einstein, birleşik uzay-zaman 4 boyutlusunu gündeme getirdiğinde ise zamanın açıklanabilmesi için oldukça yol alınmış oldu. Bundan böyle zaman 4. boyut olarak kabul edilmeye başlandı.

Bu noktaya geldiğimizde ise önce boyut kavramını ele almak gerekir. Basitçe örneklersek; nokta sıfır boyutudur, noktaların yan yana dizilmesi çizgiyi oluşturur; bu da 1. boyuttur. Çizgileri dik olarak birbirine eklediğimizde bir dörtgen ve düzlem elde ederiz; bu da 2. boyut… Bu düzlemleri birbirine dik gelecek şekilde birleştirdiğimizde ise bir küp yada dikdörtgenler prizması elde ederiz ki bu da 3. boyuttur. Buraya kadar anlamak kolay çünkü maddesel olarak beynimiz de üç boyutlu olduğundan bunları kavramakta pek sorun yaşamayız. Ancak 4. boyut devreye girdiğinde işler karışır.

Üç boyutlu olan dünyamızın iki boyuta indirgenmesi örneği ile sanırım konu biraz daha net olarak şekillenebilir. Bunun için yaklaşık 100 yıl önce Reverend Edwin Abbott’un, “Flatland: Birçok Boyutların Çekiciliği” adlı kitabına göz atmamız faydalı olacaktır. Flatland, iki boyutlu bir dünya idi. Yani hareketlerin sadece ileri geri, sağa ve sola şeklinde olabildiği, sadece düzlemsel bir yer. Burada çok çeşitli geometrik şekillerden oluşan varlıklar yaşıyordu. Flatland’ daki yaşam, gezegenin sakinlerinden biri olan ”kare” nin ilginç bir olay yaşadığı güne kadar son derece sakin ve sessizdi. O gün Flatland’a dış uzaydan bir “şey” geldi. Bu üç boyutlu vücudu olan bir küre idi. Fakat kare, bu ziyaretçiyi, Flatland anlayışı ile sadece kesit, yani bir ”daire” şeklinde görebilirdi. Küre, kareye bazı özellikler verip değiştirerek, onu kendi üç boyutlu dünyasına götürdü. Bu kare için inanılmaz bir deneyim oldu. Bir zaman sonra kare, kendi gezegenine döndüğünde kimse ona inanmadı. Toplum dışı ilan edilerek Galileo gibi cezalandırıldı…

Bu hikaye bize, 3 boyutlu halimizle 4. boyutu algılamamızın güçlüğünü anlatmak için oldukça güzel bir örnek teşkil eder. Bizim dünya değiştirmemiz de karenin hikayesi gibi bambaşka boyutlara geçmek gibi bir şey olsa gerek, kim bilir?…

Fiziksel dünyamıza göre zamanı kabaca tanımlamak istersek; iki hareket arasındaki süreye zaman diyebiliriz. Yada maddenin yer değiştirmesinin hızı… Yani zaman, fiziki koşulları  ne olursa olsun herkes için aynı olan, mutlak ve evrensel bir olgu değildir, göreceli ve değişkendir. Hareketin hızı zamanın da hızıdır. Hareket ve maddenin nesnel hali zamanla belirir. Zamanın olmadığı yerde, nesnellik de yoktur. Bu nedenle zaman, cismin kesinlikle belirleyici faktörüdür. Uzay ve zaman birlikte anlamlıdır ve biri olmadan diğerinin var olması mümkün değildir.

Görelilik kuramında, biricik mutlak zaman yoktur. Bunun yerine herkesin, nerede olduğuna ve nasıl devindiğine bağlı olarak işleyen kendi özel zaman ölçüsü vardır… Her olayın oluş ve bitişi kendi zamanıdır. Her bir birim olay için ayrı ayrı zamanlar vardır. Yani maddeden ayrı süren giden zaman diye bir şey yoktur. Uzay-zaman bir bütündür ve biri olmadan diğeri anlamsızdır.

Mesela elimize bir film şeridi alalım. Buradaki film de bir arabanın düz bir çizgide 10 sn. lik hareketi olsun. Filmin çekim hızını da saniyede bir kare olarak öngörelim. Böylece elimizde 10 karelik bir film mevcuttur. Her bir karede araba farklı bir yerdedir. Filmi elimize alıp baktığımızda arabanın 10 ayrı yerdeki 2 boyutlu görüntülerine sahibiz demektir bu. Şimdi aynı arabanın yanına gidelim. 3 boyutlu olarak karşımızda duran arabayı hareket ettirelim. Gözlerimizi kapatalım. Elimizdeki 10 ayrı karedeki gibi olduğu yerlerde durduralım ve sadece karede durmuş olduğu yerlerde gözlerimizi açalım. Eğer zaman boyutu olmasaydı, sadece o 10 ayrı yerde duran birbirinden bağımsız 10 ayrı araba varmış gibi algılayabilirdik bu durumu. Yani hareketin devamlılığını tanımlayamazdık. Bir sabitlik söz konusu olacaktı. Böylece de maddenin bir nesnelliği kalmayacaktı.

Görelilik kuramında  Einstein, iki olay arasında  ölçülen aralığın, gözlemcinin nasıl hareket edeceğine bağlı olduğunu gösterdi. Yani çeşitli hızlardaki araçlar veya maddelerde geçen zamanın, uzay-zaman içinde değişik konumlarda bulunan gözlemcilere göre ”göreceli” olduğunun varsayımıdır bu. Özetle, ayrı yönde ve hızda hareket eden  aynı iki olay arasında farklı uzunlukta aralıklar algılanacaktır. Bu etki genel olarak  ‘ikizler paradoksu’ ile en iyi açıklanır. Mesela ışık hızına yakın bir süratle giden bir uzay gemisini, dünyada ikizi bulunan birinin kullandığını varsayalım. Uzay gemisi ile ışık hızına yakın bir yıl gitmesi durumunda Dünyada yaklaşık olarak 14-15 yıl geçmiş olacaktır ve Dünya’da kalan ikizinden çok daha genç olarak geriye dönmüş olacaktır.

Şimdi, zamanın var olmadığı geçmiş, gelecek üçlüsünün aynı an ve yerde bulunduğu teorisine göz atarsak; farklı zamanlardaki olayların uzayda aynı yerde oluştuğunu belirlemek olanaksızdır. Buna Hawking şöyle bir örnek veriyor; trende pingpong oynuyorsunuz. Topun aynı noktaya geri dönme hızı 1 sn. dir. Bu bir saniyede referansımız masa olduğu için top masanın boyunun 2 katı kadar yol almış alacaktır yani ortalama 3- 3,5 metre. Bu durumu trenin dışında bir yerden izleyen birisi ise trenin 1 saniyede kat edeceği yol olan 25 metre olarak algılayacaktır. Topun hızı trenin içindekiler için sadece masada aldığı yol ile ilişkilidir. Trenin dışındaki kişi içinse topun hızı trenin hızına eşittir. O halde, mutlak bir durağanlık konumu olmayışından ötürü, Aristo’nun sandığı gibi olaylar uzayda mutlak bir konuma bağlanamaz. Olayların konumu ve aralarındaki uzaklık trendeki bir kişiye göre başka, tren yolunda duran bir kişiye göre tamamen başkadır ve birinin konumunu öbürüne tercih etmek için bir neden yoktur.

Zamanın en önemli etkenlerinden birisi de kütledir. Kütlenin çekim alanının zamanı yavaşlattığı kanıtlanmıştır. Dünyanın merkezine daha yakın bir yere ve yüzeyde bir yere yerleştirilen 2 duyarlı saatle yapılan deneyde, merkezdeki saatin daha yavaş çalıştığı gözlenmiştir. Kütlenin çekim alanı zamanın eğrilmesine yol açar. Aslında çekim alanı her şeyin eğrilmesine ve formun bozulmasına yol açar. Dünyanın yüzeyi de uzaysal bir düzlemdir esasında ancak, merkezde oluşan çekim alanı nedeniyle düzlem eğrilip sonunda birleşerek küre formuna dönüşmüştür. Keza dünyanın uzayda aldığı yol da düzlemsel eğilimli olmasına rağmen güneşin çekim alanı nedeniyle eğrilmiş ve elips şeklini almıştır. Zamanın formu da bu örneklerdeki gibi doğrusal eğilimli olmakla beraber, olayı gerçekleştiren kütlenin çekim alanı nedeniyle eğrilmeye ve sonunda küreye dönüşmeye meyillidir. Bu küresel form maddenin ve olaya etkiyen diğer maddelerin hızı ile genişleme ya da büzülme yaşayacaktır. Zamanda sabitlik söz konusu olmayacaktır.

Güneş ile dünya arası yaklaşık olarak 152 milyon Km.dir. Güneş ışığı bu mesafeyi yaklaşık 8 dakikada geçer. Yani güneşin yok olması durumunda biz ancak 8 dakika sonra bunu anlayabiliriz. Gece gökyüzüne baktığımızda bize bir milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan yıldızları da görürüz. Bir yıldızın ışığı bir milyon yıl boyunca geleceği için, yıldız yok olmuş olsa bile bunu fark edemeyiz ve yıldızı orada duruyor zannederiz. Bizim şimdimizde yıldızın geçmişini algılarız demektir bu. Yani kısaca geçmiş, gelecek ve de zaman sabit değil göreceli ve değişkendir.

Zaman mekanda bir yer tutmaz, sadece ona eşlik eder. Zaman, bir boyut olmasının dışında aynı zamanda da enerjidir. Bunu daha iyi anlamak için atomun yapısı ve kuantum alanlarına değinmek gerekeceğinden bu konuda teknik olarak sadece elektro manyetik alan ve fotonları dikkate almamız gerektiğini söylemekle yetineceğim. İşte insanların yaşlanması da zaman enerjisini tüketerek olur. Bir teoriye göre, şişman insanlar zaman enerjisini daha çok tükettikleri için daha önce yaşlanırlar. Cisimler hızlandıkça daha az yaşlanırlar, zaman enerjisinden daha az etkilenirler. Uzayda bulunan ve doğumla ölümü saniyenin milyonda biri olan parçacıklara dünyada rastlanılmış, bunun nasıl olabileceği araştırılmış ve bulunmuş bu parçacıkların ışık hızında hareket ettikleri için zamandan etkilenmeyerek yok olmadıkları ve bize göründükleri ortaya çıkmıştır.

Konu hakkında daha fazla bilgilenmek isteyenler, birleşik alanlar teorisi, kuantum, paralel evrenler, kurt kapanı, kara delik, ışık hızı konuları ile ilgilenmelerini tavsiye ederim.

Sonuç olarak sabit, düzlemsel ve her yerde aynı olan, maddeden, uzaydan bağımsız akan mutlak bir zaman yoktur. Uzay ile zaman birlikte tanımlıdır. Zaman bir boyuttur ve maddesel olan harekete-olaya eşlik eder. Zaman her bir olayın kendisine aittir ve o olayla tanımlıdır. Yani her olay kendi 4. boyut gemisinde seyahat eder. Sınırsız sayıda gemi, sınırsız sayıda kaptan ve sınırsız sayıda da yolcu var demektir bu da.

İyi yolculuklar…

Yazar: Peri Aksakoğlu

Kaynak

  1. ceyhun
    30 Mayıs 2012, 20:55

    teşk. sizede ii yolculuklar

  2. ceyhun
    30 Mayıs 2012, 20:56

    emeginize sağlık. devam ..

    • 30 Mayıs 2012, 21:43

      Beğeni ve desteğiniz için teşekkür ederiz ve sizinde ifade ettiğiniz gibi; durmak yok yola devam…

  3. angel
    29 Nisan 2013, 14:15

    nedir zaman nedir
    bir su mu bir kuş mu
    nedir zaman nedir
    iniş mi yokuş mu

  4. İLME TALİP
    10 Mayıs 2013, 01:59

    NOT=LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN!!! Zaman kendi içinde bir mekandır. zamanın işleyiş şekillerine değilde kendilerinde olan format gereği şöyle düşünebiliriz. KURAN hadi, bizleri cinlerin varlığından haberdar eder ki buna iman edenler bunun hak ve hakikat olduğunu bilirler. cinlerde bu üç boyutluluk yasasına bağlıdır fakat neden birbirimizi göremiyoruz??? çünkü zamanı kullanma şekillerimiz farklıdır. bizler zamanı hızlı mekanları yavaş kullanırken, cinler ise zamanı yavaş mekanları hızlı kullanırlar. buna biraz daha zihnimizin kabul edeceği şekilde açacak ve anlatacak olursak, şöyle bir açıklama getiririz. herkes hayatında muhakkak bir kaç kez rüya görmüştür. ve bilim adamlarının yaptığı açıklamalar sonucunda ele alacak olursak bir rüyanın uzunluğu 8, ile 10 saniye arasında değişiyor. bu zaman dilimini kendi güncel hayatımızda değerlendirecek olursak bu 8 ile 10 saniye arasında en fazla 3 odaya gireriz. yani üç farklı mekan değiştirmiş oluruz. fakat bu 8 ile 10 saniyelik rüyalarımızı bütün detaylarıyla anlatmaya çalıştığımızda kişinin gördüğü rüyaya göre değişir. bir kaç saatimizi bile alabilir anlatmamız. işte bizim cinlerle birbirimizi göremeyişimiz zaman ve mekanları farklı şekillerde kullanmamız. yani bizlerin gördüğü rüyada ise bizler zamanı yavaş mekanları hızlı kullanıyoruz cinler gibi…zaman kendi içinde bir mekandır deyişim kafanızı karıştırmış olabilir. onada şöyle bir örnek getirirsek belki daha iyi anlaşılır. bir mekan düşünün mekanın içinde mekanlar var. bir eve dıştan baktığımızda içini görmediğimiz için içinde kaç oda var bilemiyoruz. bu bu evin kapısından içeriye girdiğizde bir mekanın içinde kaç mekan olduğunu görebiliyoruz. yani mekanın içinde mekanları görebiliyoruz. birde şöyle bir açıdan bakalım bizler bu mekanların içinde iken aralarda duvarlar var bu duvarlardan dolayı biz diğer duvarın arkasında olanları göremiyoruz. ama yanımızda ise bizim şeklen düşünmemiz mümkün olmayan başka varlıklar var onlar bu duvarların arasından geçebiliyor yada görebiliyor. buda onların çok boyutlu olduğunun göstergesidirki kiramen katibi meleklerimiz üç boyutlu değil çok boyutludur. bizler bir odadan diğer odaya geçerken duvarların içinden geçemeyiz ama onlar çok boyutlu olduğu için geçebilirler…hayallerimiz de çok boyutludur. KURAN öyle mucizevi bir kitaptırki insana basiret nurları saçar.(CASİYE SURESİ-20.)ci ayette öğrettiği gibi…hepinizi ALLAHIN KELAMI OLAN KURANIN KOLLARINA BIRAKMAK DUASI İLE SİZ KURANA DOĞRU KOŞARSANIZ O SİZİ KOLLARI ARASINA ALIR VE SARAR… YAZIMDA BELKİ NOKTALAMA VE İŞARETLERİNİ YERİNDE KULLANAMAYAŞIM İLKOKUL MEZUNU OLDUĞUM İÇİNDİR. FAKAT YUKARDA YAZDIĞIM BİLGİLERİ OKULDAN DEĞİL KURANDAN ÖĞRENDİM… HAYRETLERİNİZİ ARTTIRACAK ÇOK DAHA FAZLA ŞEYLER YAZMAK İSTERDİM FAKAT YAZI ÜZERİNDEN BU KADAR OLUYOR ANCAK…

    • ezzkar
      24 Aralık 2014, 21:55

      Bu konu hakkinda daha detayli bilgi paylasma firsati bulursaniz cok sevinirim

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: