Anasayfa > Astronomi - Uzay, Bilinmeyen > Karadelikler Uzak Uzaya Açılan Kapılarmı?

Karadelikler Uzak Uzaya Açılan Kapılarmı?

Sema Kapıları

Kur’an-ı Kerim’de “semanın görünmez kapıları”na dikkatimiz çekilir. Kapılar geçit yerleri olduğuna göre, “sema kapıları” ifadesini; başka uzay-zamana, farklı boyut ve kâinatlara geçit noktaları olarak anlamak mümkün müdür? Kur’an-ı Kerim’de yer alan “sema” teriminin, bugünkü mânâsı ile “uzay-zamana” karşılık geldiğini söyleyebiliriz.
Bir türlü çıkamadığımız kâinatın dışına nihayet çıkabilecek bir kapı bulduklarını düşünen astrofizikçilere göre de, karadelikler bir uzay-zaman kapısıdır. Kur’an’ın rehberliğinde kâinattaki sırlara yorum ve açıklama getiren Bediüzzaman’a göre gökteki yıldızların bir kısmı Ahiret âlemlerine bakmaktadır.

Parelel Evrenler ve Karadelikler
Uzay gerilmiş bir ağa benzetilebilir. “Çevir de gözünü semaya bak, bir çatlak, kusur görecek misin?” (Mülk-3) âyeti uzay-zaman ağının son derece sağlam örüldüğününün de işareti olsa gerek. Ağ, üzerine konan ağır cisimlerce eğip bükülüyorsa, adına sema dediğimiz uzay-zaman ağı da içine “oturmuş” bulunan büyük kütleli gök cisimlerince öylesine eğilip bükülür. Karadelik sonsuz bir ağırlık anlamına gelmektedir. O bölgede uzay-zaman ağı eğilip bükülmekle kalmaz, âdeta yırtılıp çatlamakta, daha uygun bir tabirle delinmektedir. Delinmenin anlamı fizik kanunlarının geçerliliğinin kaybedilmesi, o yörede fizik ötesi âleme kapı açılmasıdır.

Karadeliklerin tesir sahasını bir “huni” şeklinde tasvir edebiliriz. Bu bölgenin en geniş sınırı “olay ufku”dur. Bir de çekim tesirinin olağanüstü arttığı, âdeta sonsuz hale geldiği bir bölge vardır ki, burası “huninin” inceldiği uç kısmı teşkil eder ve “tekillik” (singularite)” adını alır. Tekilliğin ötesi farklı kanunların geçerli olduğu bir bölgedir. Bir kısım bilim adamının kanaatine göre karadelikler, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi “dışına” taşmakta; “uzay-zamanı” da beraberinde götürerek bizim âlemimize benzemeyen “farklı” bir âleme — Bu mesaj otomatik olarak gelmektedir. — kapısı görevi görmektedir.

Kozmoloji ile ilgili eserlerinden tanıdığımız ünlü fizikçi Paul Davies bu konuda: “Uzay, çok karmaşık bir şekilde ‘zamana’ bağımlıdır. Uzayın ‘gerildiği ve büküldüğü’ gibi, zaman da ‘gerilir ve bükülür.” demektedir.
Zamanın ‘donarak’ ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin (singularite) en belirgin özelliğidir. Zamanın durması, zamanın “sabit” kalması; fizik kanunlarının geçerliliğini kaybederek; uzayın bütün öz ve özelliğini yitirmesi ve yepyeni bir başka kâinat’ın içine girilmesi demektir. “Orası” bizim evrenimize hiç benzemeyecek, zaman, madde ve boyutlar farklı keyfiyete bürünecektir. Alıştığımız değer birimlerine sığmayacak özelliklere, fiziğin dar kalıpları ile açıklama getirmek zor görünüyor.
Kâinat dışına açılan “kapı” arayan astrofizikçiler için karadelikler umut kapısı olmuştur. Esasen paralel evrenler, “karşı” âlemlerin yani ahirete ait dünyaların varlığına işaret eden ilgi çekici bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizim dışımızdaki evrenleri tasavvur etmek kolayca mümkün olmadığından, başka kâinatlar konusuna önceleri şüphe ile bakılmıştı. Ama bazı fizikçilerin kozmik ışınlar üzerinde sürdürdükleri çalışmalar ışıktan hızlı ışınların varlığını gösterdi. Üstelik matematikî denklemler de mücerret kâinatlara işaret ediyor, mücerret uzayları kabul etmeden ve dikkate almadan yapılan hesaplamaları yanlış çıkarıyordu. Gelişen olaylar gittikçe ışık hızından binlerce ve milyonlarca daha hızlı mücerret elemanlardan kurulu ve örülü evrenlerin varlığına destek veriyor ve konuya sıcak bakan uzmanların sayısını artırıyordu.

Gelişen bilim, madde ve uzay konusunda yepyeni kavramlar getirdi. Önceleri maddenin bu kadar kısa ömürlü olacağı kimsenin hatırına gelmemişti. Madde gibi zaman dediğimiz sürecin karadelik çekimiyle başka bir akışa girmesinin sonsuz ve farklı boyutta dünyaları gündeme getireceği tahmin edilemezdi. Eskiden değişmez ve dokunulmaz ilân edilen ve âdeta ilahlaştırılan fizikî prensiplerinin karadeliklerde alt üst olacağı tahmin edilemezdi.

Bu kâinat niçin yaratıldı ve niye yok ediliyor? Beklenen karadelik kıyametinden sonra yeni bir yaratılış var mı?

Bu konular günümüzde sadece dinî sohbetlerde yer almakla kalmıyor, en modern astronomi merkezlerinde de yer alan tartışmalar arasında bulunuyor.

Mecerra yahut, Şemsü’ş-Şumus: Karadeliklerin ötesi
Uzayın dışına çıkabilecek tüneller olarak vasıflandırılabilen karadelikler kıyametle ilgili bazı hadislerin yorumunda bizlere ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarıyla “Mecerra ve Şemsü’ş-Şumus” konusuna bazı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Ayrıca uzay ve kozmos ile ilgili âyet ve hadislerin üzerinde de bu çerçevede bazı yorumlarda bulunmak mümkündür. İlk hadis müellifi olarak kabul edilen San’ani’nin kayıtlarında Peygamberimiz’in (sav) şu sözlerine rastlıyoruz: “Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. “Bu nedir?” diye sordum. “Kıyamet onun içinde” kopacaktır” denildi. Hadisin diğer bir geliş şeklinde, “Cuma günü bir aynada bana gösterildi.” denmektedir. (Abdürrezzak San’ani, Musannef, III/256, No. 5559, 5560).

Hadiste yer alan ve kıyametin onun içinde kopacağı belirtilen “kara nokta” ile anlatılmak istenen nedir? İslamî literatürde yer alan “Mecerra” ve “Şemsü’ş-Şumus” tabirleri ile ne anlatılmak istendiği konusunda âlimler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, kapı kapı açılacağını ifade eden âyetin (Gök yarıldığı zaman -ve hep yapageldiği gibi- Rabb’inin buyruğunu dinlediği zaman) tefsirinde Hz. Ali (ra)’nin göğün “Mecerra”dan çatlayıp yarılacağı, açıklaması hayli dikkat çekmektedir. (Kadı Beyzavi, II/592; âyet için bkz. İnşikak. 84/1-2). Astrofizikteki gelişmeler çerçevesinde şimdi bu haberleri daha kolay kavrama imkânına sahibiz. Bilindiği gibi karadelikler için en belirgin özellik ağ şeklinde ve sağlam bir surette tesis edilen uzayın “çatlayıp delinmesidir.” Mevcut bilgilerimize göre âyetlerin vurguladığı “sema yarılmasını” şehadet âlemi olarak idrak ettiğimiz fizik dünyanın, yani uzay-zamanın değişerek farklı boyutlara kapı açılması olarak yorumlayabiliriz.

Kur’an bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların “anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misâl, âyet (ipucu, delil)” olduğunu tekrarlamaktadır. Enbiya-32’de “Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yaratttık.” ilâhî fermanı bu gök tavanının arkasında başka dünyaların varlığına akla kapı açmaktadır. Semanın yani uzay-zaman denen fizikî kâinatın sağlam bir yapıda olduğu yanında, “çatlaksız” olduğu da (Mülk-3) açıkça anlatılmaktadır. “Gözünü bir çevir göğe bak, bir çatlak görebilir misin?” buyurulmaktadır. Ancak kıyametle ilgili ayetlerde, semada çatlamanın vuku bulacağı sürekli vurgulanır. “Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir.” (İbrahim, 14/48) âyeti de kıyamet esnasında bu “çatlaklarla” ahiret âlemlerine kapı açılacağı açıkca belirtmektedir.

Şemsü’ş-Şumus
Çok hassas ve ileri bir çekim ölçme cihazı olan Weber dedektörünü kendi galaksimiz olan Samanyolu’nun merkezine yönelttiğimizde belli şiddette bir karadeliğin bize ulaşan çekim ışımasını kaydederiz. Bu, galaksimizin tam merkezinde bir karadeliğin bulunduğuna işaret etmektedir. Gerçekten de galaksimizin merkezinde çok şiddetli kozmik hadiseler cereyan etmektedir. Oradan alınan ışınlar merkeze yerleşmiş dev bir karadeliğin bulunduğunu göstermektedir.

Galaksimizin güneşi diyebileceğimiz bu karadeliğin tahminen üç milyon Güneş’e eşit kütlede ve birkaç ışık saniyesi (bir ışık saniyesi 300.000 km) çapında olduğu tahmin edilmektedir. Onun çekim gücünün büyüklüğünü anlamak için Güneş’in Neptün gezegenine yaptığı çekim tesirini ta on ışık yılı uzaktaki bir gök cismine uyguladığı söylenir. Karadeliklerin ağırlığını yani çekiminin şiddetini ise bir çay kaşığı kadar miktarı 40 milyar ton gelen nötron yıldızları ile kıyaslayabiliriz. Karadelikler, nötron yıldızlarından yüz binlerce defa daha ağırdır. Her karadelik gibi Samanyolu merkezindeki karadelik de durmadan yutmaya devam etmekte, gitgide büyümekte ve güçlenmektedir. Yani tesir sahası gittikçe artmaktadır. Uzun kızıl ötesi (infrared) astronomisinin tesbitleri, her saniye Güneş Sistemi’nin 50 km hızla onun yutulma sahiline yaklaştığımıza göre, dünyanın sonu bu karadelik yoluyla mı olacak? sorusu gündeme gelmektedir.

Son yıllarda ortaya çıkan tesbitlere göre de dünyayı kendisine çekip götüren sadece galaksi merkezindeki karadelik değildir. Sürdürülen seri hesaplamalar ve hassas gözlem ve araştırmalarla, Güneş’in de kendine has bir hareketi olduğu anlaşılınca, bilim dünyası büyük bir şok daha geçirdi. Güneş, Herkül Burcu yakınlarındaki ve ismine VEGA denen bir yıldıza doğru hareket halindedir. Güneş’in bu hareketinin, Kuzey Kutup Ekseni ile 37 derecelik bir açı yapacak şekilde gerçekleştiği ortaya çıkmış ve bu açıya bilimciler, “solar apex” adını vermişlerdir. Güneş, işte bu Vega yıldızına doğru her saniyede 20 kilometrelik bir hızla hareket halindedir.
Güneş’in bu hareketine, çekim gücü sebebiyle sisteme dahil bütün gezegenler gibi üzerinde yaşadığımız yaşlı ve yorgun Dünya da iştirak etmekte; böylece Güneş Sistemi belli bir doğrultu boyunca, hiç şaşmadan, şaşırmadan yoluna devam etmektedir.
Güneş Sistemi galaksi merkezine doğru hareket etmekle birlikte bir miktar sapma göstermektedir. Acaba Güneş’imiz galaksi merkezine doğru olan rotasındaki aykırılığın kaynağı ne olabilir? Aykırılığı telâfi etmek için bizi çeken başka bir merkez daha olmalıdır. Bu eğer beyaz cüce veya pulsar olsaydı görülürdü. Eğer bu bir kara cüce yahut nötron yıldızı olsaydı, uzun süreçler gerektirirdi. Bu çok zayıf ihtimal göz ardı edilirse, tek bir açıklama kalıyor geriye… Bu bir karadelik olmalıdır.

Bir karadelik veya mini mini bir kara nokta, her zaman her yerde birden karşımıza çıkabilir. Aniden burnumuzun dibinde veya yanı başımızda bitebilir. Karadeliklerin ışıyan yıldızları itip-kakma örneği, evrende çok yaygın olup, şimdi tahmin ettiğimizin on ile yüz katı daha çok olması beklenmektedir: Karadelik uzmanı Kipp Thorne’a göre en ihtiyatlı bir ölçümle, yalnız Samanyolu kollarında bir milyon karadelik bulunmaktadır. Kısacası evren, tasavvurumuzun çok üstünde karadelik barındırmaktadır. Güneş’imiz diğer güneşlere göre istisna olarak tektir. Güneş’imizin bir ikizi nin olması gerektiğini gök bilimciler kabul etmişlerdir. Güneş’imizin yakınlarında bir yıldız ışıması olmadığına göre “Güneş’in eşinin” erkenden bir karadeliğe dönüştüğü üzerinde durulmaktadır. Uranüs, Neptün, Plüton gezegenlerinde de çekim dengesizliğinden söz edilmektedir.

Güneş Sistemi’mizde kaç tane gezegen olduğunu dahi doğru dürüst bilmemekteyiz. Plüton gezegeninden sonrasını göremiyoruz. Güneş Sistemi’mizde bugün bilinen dokuz gezegen vardır. Ancak bu çok eski bir bilgidir. Bazı uzmanlara göre Güneş Sistemi, on iki gezegenden ibarettir. Bunlardan birisinin parçalandığı tahmin edilmektedir. Tietz-Bode, Güneş Sistemi’nin çapını Dünya ile Güneş arasını bir birim kabul ederek 374,8 birim olarak hesaplamıştır. Plüton gezegeninden sonraki mesafeye tam üç gezegen sığmaktadır.
Meselenin başka bir boyutuna gelince, Güneş Sistemi’nde on iki gezegenden söz eden Bediüzzaman, Güneş’in manzumesiyle beraber Şemsü’ş-Şumus’a hareket ettiğini Kur’an’ın işareti olarak dile getirmektedir.

Şemsü’ş-Şumus’u çok daha büyük bir yıldız olarak kabul ettiğimizde erken ölüme mahkum olmuş ve karadeliğe dönüşmüş Güneş’in ikizi olacaktır. Büyük yıldızların yakıtlarını küçüklere nisbetle çabucak bitirdiğini bu yüzden de “ölüme” erken gittiğini burada belirtelim. Hatırlatacağımız diğer bir nokta ise, büyük yıldızların sonunun karadelik haline gelmektir.

“Veşşemsu tecri limüstekarrin leha” (Yasin 38) âyeti (Güneş de bir delildir onlara, akar gider yörüngesinde) Güneş’in manzumesiyle beraber Şemsü’ş-Şumus’a doğru hareketine işaret eder.”

Diğer açıklamalara da göz atalım:
“..Ta Şemsü’ş-Şumus’un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır.” (Barla Lahikası, 325):

Dünyanın ömrü ise Şemsü’ş-Şumus’un hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyam iledir. (Barla Lahikası, 326):

“Ve Şemsü’ş-Şumus’a tâbi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü, Şemsü’ş-Şumus’un işarat-ı Kur’anîyede ile her bir günü 50.000 (elli bin) sene olmasıyla…”

“Şemsü’ş-Şumus’a tâbi dünyaların bekâ âleminden olduğu ve dünyamıza baktığı…”

Bu ifadelerden çıkardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:

– Güneş sistemi topluca Şemsü’ş-Şumus’a doğru yol almaktadır.

– Şemsü’ş-Şumus ahiret ve bekâ âlemlerindendir. Yaşadığımız fizikî dünyadan farklı bir âlemdir ve önemli görevler yüklenmişlerdir.

– Şemsü’ş-Şumus’ta geçerli zaman akışında bir gün, bizim ölçülerimize göre elli bin seneye eşittir. Buralarda zaman olağanüstü genişlemiştir. Bu zaman ölçüsü başka ayetlerde meselâ meleklerin sürati için dile getirilmektedir. Bu hızın, bekâ âlemlerinin, nurun hız ve zaman akışı olduğunu düşünebiliriz.

Tarihî kayıtlarda Rabbü’ş-Şıra adlı bir güneşten söz edilir. Eğer gerçekten böyle bir güneş var idiyse, şu anda böyle bir güneşin görünmemesini, onun karadelik haline gelmesi ile açıklayabiliriz. Bilindiği gibi fezada bütün yıldızlar çift olarak bulunurlar. Güneş neden istisna olarak tek yıldız halinde bulunuyor? Eğer Güneş bir istisna olarak yaratılmamışsa onun da bir eşi olmalıdır ve Güneş’ten daha büyük bu ikiz şimdi karadelik olarak yerini almış olabilir. Uzayda birçok örneği görüldüğü gibi, daha önce karadelik haline gelen yıldız, zamanla eşini kendine doğru çeker ve sonunda onu bütünüyle yutar.

Galaksi merkezindeki karadelikten başka, 8.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Cygnus X-1 çift yıldız sistemindeki mavi dev HDE-226868 en yakınımızdaki karadelik olup, dünyada görebildiğimiz ikizinden devamlı surette madde yutmaktadır. Bu karadeliğin ikizinin yuttuğu maddenin içeri girerken sıkışarak ısınması sonunda dışarı çıkardığı âdeta ölüm çığlığı niteliğindeki röntgen ışınları, dünyadan kolaylıkla gözlenebilmektedir.

Yakın zamanlarda ortaya çıkarılan bir diğer gerçek ise çok daha şaşırtıcıdır. 1987 yılının bir sabahında, dünyanın önde gelen yedi bilim adamı, Washington’ da bir araya geldi. Tartıştıkları konu şuydu: İçinde Güneş gibi 200 milyar yıldız barındıran Samanyolu, tarifi imkânsız bir hızla uzayda nereye gidiyordu? Astrofizik alanında isim yapmış bu yedi uzman, kısa süren bir tartışmadan sonra çalışmalarını ortak bir raporla bilim dünyasına duyurmaya karar verdiler. Samanyolu yıldız adası, saniyede 700 kilometrelik bir hızla, 300 milyon ışık yılı uzaktaki Hydra-Cenaurus adı verilen bir galaksinin de ötesinde bir bölgeye doğru büyük bir hızla sürükleniyordu. Bu bölgede, on binlerce galaksiyi içine alacak büyüklükte, şimdiye kadar görülmemiş olağanüstü çekim gücüne sahip bir cisim vardı. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda bu çekim sebebinin bir karadelikten kaynaklandığı anlaşıldı. Bu karadeliğin adına Büyük Çekici mânâsında “Great Attractor” adı verildi. Samanyolu’nun bu hareketine ise Garip Özel Hareket manasında “Peculiar Motion” dendi. Takip eden birkaç sene içindeki çalışmalar en az 900 galaksinin bu Büyük Çekici’nin tesiri altına girdiğini ve korkunç hızlarla ona doğru sürüklendiğini ortaya çıkardı.

Mecerra
“Gökler kapı kapı açılır, her tarafı kapı haline gelen gökten melaike orduları birden indirme yapar.” (Nebe, 78/19) âyetine göre açık kapısı olmayan ve geçit vermeyen uzay-zaman dört boyutlusunun kıyamet günü açılacağı ilk etapta akla gelmektedir.

Nebe-19’da, “Gök kapı kapı açılacaktır.” ayetinin kozmik izahını nasıl yapabiliriz? “Gök kapılarının” ne olduğu konusunda tefsirleri incelediğimizde birçok müfessir, açık ve yakın manalardan ziyade uzak manalara yer verir. Peygamberimize atfedilen “mecerra” ifadesi üzerinde yoğunlaştığımızda bazı ipuçlarına ulaşabiliyoruz. Tefsir yorumcularından bazılarına göre “mecerra” ile Samanyolu kastedilmektedir. Yaptığımız araştırmada, Kuran’ın ilk yorumcularından ve bizzat Peygamberimiz’den (sav) ders almış olan İbn-i Abbas’ın açıklamalarını konumuz açısından dikkat çekici buluyoruz. Peygamberimiz’in (sav) ifadelerine göre “Mecerra” sema kapısıdır ki, sema buradan yarılacaktır. Taberani’nin eserinde bulunan bir sözü ise şöyledir: “Gökte bulunan mecerra, arşın altındaki yılanın teridir (salyası).”

Peygamberimiz (sav) o gün anlaşılmasında zorluk bulunan ince ve yüksek hakikatları çoğu kere teşbih ve mecazlar yoluyla anlatmıştır. Karadelikler için yapılacak en uygun benzetmelerden birisi de “yılan” lâfzıdır. İki uzayı birbirine bir tünel-hortum şeklinde bağlama özelliği sebebiyle karadelikler için bilim dünyasında “Worm hole” yani “solucan deliği” tabiri kullanılmaktadır. Yılan bünyesine göre iri şeyleri yutabilmekte ve yutulan şeyi “dar ve uzun bir tünelden” geçirmektedir. Karadeliklerin Şehadet Alemi’ni Arş’a bağlayan tünel olduğu ihbarı da bu hadisin ifadesinden sezilebilir.

Geometrik çekim dengesinin bozulmasıyla -Genel Relativite’nin de ispatladığı üzere- göklerin uzay-zaman düzlüğü Kuran’a ait ifadeyle, dürülebilir ve bir kâğıt gibi buruşturulabilir, yıldızlar yerinden düşer. Çünkü gök cisimleri cazibe ipleri ile hassas bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Karadeliklerin müthiş çekimi bu dengeleri alt üst edebilecek kuvvettedir. Karadelikler konusunda dünyada ileri derecede uzmanlaşmış birkaç kişiden birisi olan Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı eserinde, kâinatımızda “görülen” yıldızlardan daha fazla karadeliğin mevcut olduğunu belirtir. Hatırlayalım ki, sadece bizim galaksimizde 200 milyar görünen yıldız var! Bu durum tabii ki, ilim adamlarını “Acaba kıyamete bir adımlık mesafe mi kaldı? Siyah deliklerde kaybolan madde, ısı ışık nereye gidiyor? Bunlar gerçekte yokluğa mı gidiyor?” diye de sormak mecburiyetinde bırakıyor.

Nitekim astrofizikçiler, bir türlü dışına çıkamadığımız kâinatın, belki de dışına çıkabileceğimiz bir kapı bulduk diyorlar. Meselâ Kur’an’da geçen “göğün görünmez kapıları” siyah delikler ise, o zaman ahiret âlemleri fazla uzağımızda bulunmuyor demektir.

“Karadeliğin tekilliğinden sonra ne vardır?” sorusuna, “Hiçbir şey yoktur.” şeklinde verilen bir cevap herhalde hiç kimseyi tatmin etmez. İspatı şimdilik yapılamayan ancak ağırlıklı desteklemelerle ileri sürülen ve çok sayıdaki bilim adamının inandığı “Akdelikler” (White Holes) gündemin ilk maddesini oluşturuyor. Tartışmalar şu noktada odaklaşıyor. Diyorlar ki, karadeliğin tekilliği bir başka evrenin bir başka tekilliği ile dar bir tünel şeklinde, kum saati gibi birleşmiştir. Bir başka evrenin tekilliği, o evrenin akdeliğidir. Akdelikler, karadelikler gibi çevresindeki her şeyi yutmazlar. Aksine onlar, kendisine ulaşan her şeyi dışarı püskürtüp fırlatır. Karadeliğin aksine çok aydınlık olan bu bölgelerde çekme yerine itme ve kaldırma söz konusudur. Buradaki çekime gravitasyon diyorduk. “Oradaki” özellik çekiş değil itiştir (levitasyon).

Akdelikler aslında Big-Bang gibi yeniden doğuşu temsil etmektedir. Ayet-i Kerime, âlemin toplanıp dürüldükten sonra tekrar ilk haline iade edileceğini bildirmektedir. “Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kâğıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddır. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz.” (El Enbiya, 104)

(Derleme)

______________________________________

(Bilimsel ağırlıklı) Devam ediyoruz :
(Kaynak : Yalçın İNAN – Kozmostan Kuantuma)

EVREN :
1916’da Genel Relativite Teorisinin Einstein tarafından bulunması ile modern kozmoloji bilimi başladı. 1920’lerde Kuantum Mekaniği ve 1960’larda Radyo Astronomi biliminin kurulması ile evren matematiksel ve fiziksel olarak incelenmeye başladı. Bugün artık evrenin oluşumu, yapısı ve içindekiler hakkında çok şey bilinmektedir.
Bugün evrenimiz 15 milyar yıl yaşındadır. İçinde 100 milyar galaksi, her birinde yüzlerce milyar yıldız, gezegen, siyah ve beyaz cüceler, nötron yıldızları, pulsarlar, kuasar, karadelikler, gazlar, tozlar, karanlık madde, vs yer alır.
Sıcaklığı –273 c, çevresi 120 milyar ışık yılıdır. Bu uçsuz bucaksız evren boşluğunda, genişliği 500 milyon ışık yılı olan dev galaktik kümelerden çapı 10 üzeri -18 metre olan bir kuark parçacığına kadar, sayısız cisim durmadan sonsuz bir denge içinde hareket eder, hiçbiri yerinde sabit durmaz, hepsi doğar, büyür ve sonunda ölür, ölenin küllerinden yenileri doğar. Hepsi aynı yasalara tabidir.
Evren patlamanın etkisi ile hala ışık hızına yakın bir hızda genişlemekte, genişledikçe soğumakta, galaksiler birbirinden uzaklaşmakta, eski yaşlı yıldızlar ölmekte, ölenin artıklarından yenileri şekillenmekte, içindeki malzeme hiç azalmamakta, yok olmamakta, sadece şekil değiştirmektedir.

BIG BANG :
Bundan 15 milyar yıl önce, ortada henüz bir “gün” yokken, müthiş bir patlama oldu, içine bir evren maddesinin sıkışmış olduğu sonsuz yoğun ve sonsuz sıcak bir nokta birden patladı. Patlama ile birlikte içerdeki korkunç enerji serbest kaldı, mekan ortaya çıktı, zaman akmaya başladı. Evrenimizin başlangıcı, inanılması zor da olsa, böyle olmuştu. Big Bang’ın ispatları yapıldı, 1965’den sonra bu teoriye karşı gelen kalmadı. Patlamanın şiddeti ile evren hala büyük bir hızla genişlemektedir. Patlamadan önce ne vardı, kim patlattı, neden patlattı, bir evren maddesi bir noktaya nasıl sıkıştırılmıştı ? Bunların cevabını bilememekteyiz, hiçbir zaman da bilemeyeceğiz. Sadece, patlamanın 10 üzeri -43 cü saniyesinden bugüne kadar olan olayları çok dakik şekilde açıklayabilmekteyiz.
Big Bang teorisi insanoğlunun tarihindeki en büyük başarı olmuştur. Bu teori ile insanoğlu nereden gelip nereye gitmekte olduğunu anlamış bulunmaktadır.

GALAKSİLER – YILDIZLAR :
Big Bang ile birlikte önce atom altı parçacıklar oluştu, sonra atom şekillendi, moleküller, madde, gaz ve toz bulutları, nebulalar meydana geldi.
Boşluktaki gaz ve toz bulutları çekim kuvveti ile bir araya geldi, sıkıştı, merkezi etrafında dönmeye başladı, daha fazla sıkıştı ve çeşitli şekillerdeki galaksileri oluşturdu. İçinde yer aldığımız Samanyolu bunlardan biriydi.
Spiral şeklindeki Samanyolu’nun kollarının birindeki gaz ve toz yığınları 5 milyar yıl önce aynı şekilde bir araya geldi, sıkıştı, merkezi etrafında dönmeye başladı, daha fazla sıkıştı, daha hızlı döndü, daha fazla sıkıştı, sıkışmanın ve basıncın etkisiyle içinde nükleer reaksiyonlar başladı, ışık çıkardı ve Güneş’i oluşturdu. Sonunda, ortada Güneş etrafında 9 gezegen, 62 uydu, sayısız ufak gök cismi şekillendi. Gezegenlerden 3.’cüsü evimiz olan Dünya idi.
Boşluktaki gaz ve tozların sıkışması ile oluşan yıldızlar içlerindeki yakıtı yakıp tüketince evrimlerinin sonuna gelirler, yeterli büyüklükte değillerse sonunda birer kızıl dev olarak patlayıp, dış tabakalarını uzaklara fırlatırlar. Geride kalan çekirdek ise birer beyaz cüce ve sonra bir siyah cüce olarak ölü birer cisim gibi devam ederler. Eğer kritik bir değerin üzerinde bir kütleye sahip iseler, yıldızlar birer süpernova olarak korkunç bir şiddetle patlar, geride kalan çekirdek içinde nükleer reaksiyonlar devam eder, çekirdekteki çökmeler devam eder, yıldız daha fazla küçülür, bir nötron yıldızı ve sonunda bir karadelik olur ve yıldızın evrimi burada son bulur.

KARADELİKLER :
Karadelikler evrenin en korkunç ve en esrarlı cismidir. Bir karadelik uzay-zamanı yırtar, dipsiz bir kuyu açar, civarındaki herşey kendine çekerek, içine alır. Yoğunluğu ve çekim gücü sonsuzdur. Işık bile ondan kaçıp kurtulamaz ve bu yüzden o bir karadeliktir.
1 cm3 ‘ü 200 milyon ton gelir. İçinde zaman durmuştur. Etrafında olay-ufku denilen bir girdap, ortasında ise tekillik noktası vardır. Yaklaşan bir cisim olay-ufkuna girince hızla çekilir, cismin boyu uzar, parçalarına ayrılır ve sonsuz hızla tekillikten içeri alınır. Dışarıdan bakan birisi cismi olay-ufkunda asılı duruyormuş gibi görür, çünkü orada zaman artık durmuştur. Çünkü, çekim kuvveti arttıkça zaman yavaşlar, çekim gücü sonsuz olunca zaman durur.
Olay-ufkuna girenler asla geri dönemez ve ışık hızı ile ortadaki tekillik noktasına çekilirler. Tekillik noktasının çapı 10 üzeri -33 cm olup, buraya doğru yol alanlar x-ışını çıkarırlar. X-ışınları içeri girmekte olan cisimlerin ölüm çığlığıdır. Tekillik noktasında bizim bütün yasalarımız, formüllerimiz geçerliliğini kaybeder, başka bir evrenin yasaları işler. Tekillik noktasının malzemesine kuantum köpüğü denir.
Karadeliklerin ömrü 1056 yıldır. Sonunda buharlaşıp yok olurlar. Yerinde sabit duranlar olduğu gibi, saniyede 10.000 defa dönenleri de vardır. Karadeliğin dönüş yönünde yol alanlar geleceğe, tersi yönünde yol alanlar ise geçmişe giderler.
Bir proton büyüklüğünde fakat milyarlarca ton ağırlığında olan mini karadeliklerin sayısı çok fazladır. Bunlar tespit edilemez ve bir gezegenin içine girince onu içerden yiyip bitirirler. Mini karadelikler sonunda buharlaşıp yok olurlar ve 10 milyon tane 1 Mega tonluk nükleer bomba şiddetinde etki çıkarırlar.
Civarımızdaki en yakın karadelik 1972’de keşfedilen Cygnus x-1 olup, son zamanlarda Hubble teleskopu çok sayıda karadeliği belirlemiştir. Cygnus x-1 bizden 8.000 ışık yılı uzaklıkta olup, eğer bize doğru geliyorsa, belli bir süre sonra saniyenin 50 milyonda biri bir zaman içinde dünyayı yutacaktır.

Karadelikleri anlamanın en iyi örnekleri :

• Kartopunun sıkıştırılması
• Bir sünger yatağa yukardan bırakılan bir gülle
• Dünyanın bir uzay devi tarafından 1 cm’e sıkıştırılması

KARADELİĞİN ARKASI :
Karadeliğe giren cisimler (gezegenler, yıldızlar ve hatta komple bir galaksi) nereye gidiyor ? Bunlar tekrar bizim evrenimize geri dönmüyorlar. Dönselerdi bunların çıkardıkları ışınlardan anlardık. O zaman bütün bu malzeme nereye gidiyor ?
Karadeliğin tekilliğinden 10 üzeri -33 cm genişliğinde bir kurt deliği başlıyor. Kurt deliği bir köprü gibidir, öbür ucu bir akdeliğe bağlı, ortasında bir bebek evren var. Karadelik bizim evrenin çıkış kapısı, akdelik ise yanımızdaki diğer bir evrenin giriş kapısıdır. Karadelik daima çeker, akdelik ise daima iter. Karadelik yutar, akdelik fışkırtır. Karadeliğe girenler sıfır zaman ve sonsuz hızla kurt deliğini geçip akdelikten öbür evrene dalar ve asla geri dönemezler.
Bir karadeliğin yuttuğu malzemenin bir kısmı ortadaki bebek evrene girer, onu besler. Bebek evren bu malzeme ile büyür ve sonunda tam bir evren haline gelir. Malzemenin geri kalan kısmı ise, bir daha geri dönmemek üzere, akdeliğe geçer.

HİPER UZAY :
Ortada, sonsuz boyutlu bir vakum (hiper uzay) mevcut, içinde çok sayıda evrenler var, herbiri birbiri ile karadelik+kurtdeliği+akdeliklerle bağlantılıdır. Aralarında devamlı malzeme alış verişi mevcut, evrenler birbirine paralel durumda veya biri bir diğerindeki bir atom çekirdeğinin içine yerleşmiş durumdadır.
Sistem sonsuz bir denge içinde inanılmaz bir hassasiyette işlemektedir. Tanrı’nın, bütün bu oluşumları dizayn eden, inşa eden, Hiper Uzay’ın dışında sistemin çalışmasını 10 üzeri +32 yıl (protonun bozunma süresi) işleyeceği, önce veya sonra yine bir tekilliğe gidileceği hesaplanmaktadır.

SONUÇ :
Dünyanın kurulmasından bugüne kadar yaşamış 2 milyar canlı türü içinde en gelişmiş beyne sahip olanı ve en başarılısı insanoğludur. Bütün bu inanılmaz karmaşık sistemler, sonsuz dengeler insanoğlunun 70-80 yıllık yaşamı için yaratılmış olamaz. Evren hiçbir zaman biz insanlar için dizayn edilmiş olamaz. Çok daha farklı ve başka nedenler olmalıdır. Sadece biz insanların beynine konulan 100 milyar nöron hücresi, bütün bu oluşumları inceleyip anlayabilmemiz için, olmuş olmalıdır. Dünya gezegeni üzerindeki yaşamamızın başka yerlerde devamı da olacak olmalıdır. Çünkü:
• Karadelikler: neler yaptıklarını iyi biliyoruz. Kurt delikleri+Akdelikler: neler yaptıklarını hesaplarımız gösteriyor. Bunların gözlemleri henüz mümkün olmadı

• 100 milyar nöron hücresi: sayısını ve yaptıklarını iyi biliyoruz. Ve herkes annesinden 100 milyar nöronla doğuyor. %25’i ile bir Einstein, bir Newton olunabiliyorken %75’i neden beynimize kondu… ?

 

  1. 12 Temmuz 2011, 23:18

    çok şey biliyorum yazarsam kimse ciddiye almaz ve bana hayalperest gözüyle bakar…:)beni ciddiye almaz…şarlatan gözüyle bakar…onun için bekleyelim ve görelim diyorum…

    • sezer
      13 Aralık 2011, 11:05

      merak ettik be burak. anlayışlı insanlarda var

  2. melek
    07 Ekim 2011, 10:45

    o zaman ben soyle anladim.karadelik cehennem,orta kisim bebek evren araf,akdelik de cennet.

  3. 13 Aralık 2011, 13:24

    Check the latest news on UFO IN INDIA
    ufo in india

  4. niyazi
    05 Şubat 2013, 23:58

    Bakın Arkadaşlar Bende Kendİ Çapında Araştırmalar Yapıyorum Suanki konum Titanik Neden Battı Onu Yarıda Bırakıp Kara Delik Dedikleri Şeyi Araştırcam Biraz Bilgim var ama Bilgileri Toplayıp Yayınlayacağım Haberiniz Olsun

    • umut
      25 Şubat 2013, 01:12

      işimiz gücümüz yok senin vereceğin bilgilerimi bekleyeceğiz. elimizin altında internet var google ye girer araştırırız.

      • alev
        02 Eylül 2014, 21:26

        ben çoktan kara deliği araş tırmaktan internet çökücek

  5. alev
    02 Eylül 2014, 21:30

    he len bu yazılan yalan görünüşe bakılırsa kara deliğe yaklaştıkça zaman yavaş akar yani oraya gitmeden zaman içinde yok olur

  6. alev
    05 Eylül 2014, 11:01

    yani ak deliğe varmadan

  7. Ferda Yamanoğlu
    20 Aralık 2015, 19:27

    Karadelik veya delen yıldız.Kurandan önce hiçbir kitap bir karadelik yıldızı yazmaz.
    Tarık suresi-3:O bir delen yıldızdır.

  8. mistik
    09 Ağustos 2016, 12:52

    Dünyada hayal ettiğimiz ve hayal ettiklerimizden öte herşey ama herşey mümkün bence. yani tahminler farklı fakat mantıklı açıklamalar insanı ikna ediyor adeta. şuan çok az şeyi biliyor insanoğlu ama araştırmalar yakın gelecekte herşeyi ortaya çıkaracaktır yıllar öncesinde dünya düzmü yuvarlakmı tartışırken bugün bunları bilmek inanılmaz..gelecek zeki nesiller bizden daha şanslı çünkü onlar bu gizemleri çözmüş olacak…

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: