Anasayfa > Bilinmeyen, Mu ve Atlantis > Atlantis’in İzinde

Atlantis’in İzinde

https://insanveevren.files.wordpress.com/2012/12/atlantis-03.jpg?w=600

ÇOĞU ARAŞTIRMACIYA GÖRE, günü­müzden yaklasık 11.000 yıl önce, Kuzey Afrika, Mısır’ın batısı ve İspanya’dan Kuzey İtalya’ya kadar Avrupa, Atlantis’in egemenli­ğindeydi. Bu büyük kıta, Herakles Sü­tunları’nın batısına (Cebelitarık Boğazı) kadar olan bir bölgeyi kapsıyordu. Atlantisli­ler Deniz Tanrısı Poseidon’un soyundandı. Bu Tanrı, ölümlü bir kadınla birleşmişti. Bir kıta kadar büyük olan ada, adını mitoloji kahra­manı Atlas’tan almıştı. Atlas Poseidon’un oğullarından biriydi.

Tarihi
Atlantis’in bir zamanlar var olduğunu kabul eden araştırmacılara bakılırsa, bu kıtanın tarihi şöyle: Atlantis binlerce yıl bolluk ve zenginlik içinde yaşadı. İçlerindeki Tanrısal özellik kuşaklar boyu sürdü. Erdemden başka her şeyi küçümsediler. Fakat zamanla o Tanrısal özellik yavaş yavaş kaybolmaya başladı. İşte o zaman hırs ve güç tüm benliklerini kapladı.

Komşularla savaş
Atlantisliler Avrupa ve Asya’da bulunan komşularına savaş açtılar. Saldırıya uğrayan­lar, özellikle Yunanlıların önderliğinde karşı
koydular. Bunların başında eski Atinalılar geliyordu. İşte bunun içindir ki, Atlantis konusunu ilk kez ortaya atan kişinin bir Ati­nalı olan İ’.ö. 4. yüzyılda yaşamış Eflatun olması hiç şaşırtıcı değildir.
O zamanlar eski Atina, cesareti ve asker­likteki ustalığıyla ünlüydü. Helenlerin de önderiydi. Bazıları bu birlikten ayrılırlar. Kalanlar ise yalnız başlarına savunmayı üst­lendiler. Atina çok büyük tehlikeler geçirdi. Ama sonunda istilacıları yendi. Bir müddet sonra da Atlantis’te büyük depremler ve sel felaketleri oldu. Atlantis adası da denizin derinliklerinde kayboldu …

Binlerce yıllık arşivler

Eflatun, Atlantis efsanesinin asıl kaynağının yurttaşı devlet adamı, bilge Solon olduğunu belirtir. İ.Ö. 600 yıllarında Solon, aşağı Mısır’ın başkenti Sais’i ziyaret etmişti. Burası o zamanlar uygar dünyanın kültür merke­ziydi. Binlerce yıl geriye giden eski Mısır arşivleri de bu kentteydi. Mısır’ın yüksek rahibi olan Sonchis bu kayıtları Solon’a gös­termişti. Atlantis’in tarihi de işte oradaydı.

Güçlü ve dejenere bir uygarlık
Fakat Atlantis’i yazılı olarak duyuran ilk kişi Eflatun’dur. O da, Atlantis’i güçlü, zengin fakat dejenere olmuş bir toplum olarak tanımladı. Atlantis’in yaşadığı dram korku­tucu boyutlardaydı. Doğal bir afet sonunda ortadan yok olmuştu. İşte o günden beri de özellikle batılıların, üzerinde’ düşünmek zorunda oldukları bir konu haline geldi.

Aristo karşı çıkıyor
Atlantis’ten eski Atina’da övgüyle söz edil­mesine rağmen, Eflatun’un çağdaşları bile bu efsanenin tarihsel gerçekliğinden kuşku duydular. Hatta bunların arasında Eflatun’un öğrencisi olan Aristo bile vardı. Tüm bunlara rağmen, Atlantis’in gerçekliği yüzyıllar boyunca kabul edildi.

https://i0.wp.com/www.turkcebilgi.com/uploads/media/resim/atlas_santiago_toural_gfdl.jpg
Mitolojideki tanrılardan biri olan Atlas. Sonsuza değin gökyüzünü sırtında taşımaya mahküm edilmişti. Yunan mitolojlslne göre, Atlas’ın kızlarından biri batıda bir adada yaşıyordu. Eflatun’un, adanın yarı Tanrı ilk hükümdarına Atlas adını vermesi bundan kaynaklanabilir. Deniz Tanrısı Poseidon ölümlü bir kadın olan Cleito ile birleşmişti. Atlas, bu birleşmeden olan ikiz çocuklardan biriydi

https://i2.wp.com/lh4.ggpht.com/_agq25TghVhA/Sroa9SkojNI/AAAAAAAAAwY/fcHqoIVOWg8/Crete%20057.jpg
Girit’te Knossos’taki Kraliyet Sarayı’nın bir bölümü. Bu ada doğu Akdeniz’dedir. 1900 yılında Sır Arthur Evans kazı yapana kadar orada eski bir deniz uygarlığının bulunabileceği düşünülmüyordu. Birçok tutucu arkeolog, Atlantis efsanesinin aslında Minos uygarlığı olduğunu Ileri sürüyor. O zamanlar Saray, 20.000 metrekarelik bir alanı kaplardı. Ayrıca çok gelişmiş bir su dağıtım sistemi vardı. Fotoğrafta görülen, aşağı doğru incelen sütun Minos mimarisinin tipik bir örneğidir. Yine duvar resimlerinde görülen sürahi taşıyan hizmetçilerin etekleri de tümüyle Minos’a özgüdür. Bunun yanı sıra, Mısır’daki duvar resimlerindeki elçilerin de aynı biçimde giyinmiş olması Atlantis efsanesinın kaynağını ortaya koyuyor


(Üstte) Atlantis’in varlığını ilk kez açıklayan Eflatun ve ona bu konuda karşı çıkan öğrencisi Aristo

(Altta) Ignatius Donnelly’nin 1882 yılında ortaya koyduğu teoriye göre Atlantis’in yeri. Donnely, açık renkli
yerlerin Atlantis’in kolonlleri olduğunu belirtiyor. Eflatun’un düşündüğü Atlantls’in yeri daha farklıydı. Eflatun’a göre Dünya, Atlantik’le çevrelenmişti. Onun içinde büyük bır kıta vardı

Yeri nerede?
Ortaçağın deniz haritalarında bu efsanevi adalar Atlantik Okyanusu’nda gösterilir. Genellikle çok güzel bir iklimi ve yaşama koşulları olduğu düşünülür.
16. yüzyılda Portekiz’de çizilen harita­larda, Antillia adı verilen bir ada vardır. Bu ada, adını Atlantis’ten alan efsanevi bir ada olabilir. İspanya ve Portekiz, Cezayirlilerin istilası altındayken, o adada ideal bir Hıristi­yan toplumun yaşadığı kabul ediliyor.
Sonraki yüzyıllarda bilim adamları Atlantis’in gerçekliğinden hep kuşku duydu­lar. Atlantis’in yeniden güncel hale gelmesi 1882 yıllarına dayanır. O tarihte, Amerikalı yazar Ignatius Donnely, “Atlantis: Tufandan Önceki Dünya” adlı bir kitap yayınladı. Ona göre Atlantis, Atlantik’in ortasında, Azor Adaları’ndaydı.

Mitolojllerdeki cennet mi?
Donnely’e göre mitolojiler ile insanbilim arasında tarihsel bir kopukluk var. İşte Atlantis, bu eksikliği giderici bir köprü işlevi görüyor. Donnely, ayrıca Atlantis kültürünün, Avrupa uygarlığı üzerinde olduğu gibi Amerika’da da oldukça geniş bir etkinliği olduğu görüşünü savunuyor. Ona göre mitolojilerde sözü edi­len cennet Atlantis’in ta kendisi!


Ünlü Atinalı devlet adamı Solon (İ.Ö 639-559), İ.Ö. 600 yıllarında Mısır’da, Atlantis’ten söz ediyordu.

Eflatun’un yaptığı ayrıntılı tanımlamalara göre Atlantis’in başkenti. Tanrı Poseidon yuvarlak üç kanal kazmıştı. Bunlar ortada bulunan tepeyi hendek gibi çevreliyordu. Kanalları geçmek olanaksızdı. Çünkü o zamanlar gemi yoktu ve suda nasıl gidileceği bilinmiyordu. Kuşaklar sonra kanalların üzerine köprüler yapıldı. Birbirlerine tünellerle bağlandı. Her biri bir kadırgayı alacak kadar büyüktü. Madeni levhalarla kaplanmış duvarlar daire biçimindeki toprağı çevrelemekteydi. Sayısız tapınak vardı. Ada, Poseidon’un Cleito’dan olan 10 oğlunun soyundan gelen 10 kral arasında bölünmüştü. Kral sarayında bir görkem göze çarpardı. Sıcak ve soğuk su hamamları vardı

Gerçek bilginin kaynağı
Atlantis’in çeşitli gizemciler tarafından da önemle ele alındığı görülüyor. Sözgelimi, Teozofi Cemiyeti’nin kurucusu olan Madam Blavatsky,”Gizli Öğreti” adlı yapıtında,”ger­çek bilginin”ilk kezAtlantis’teyazıldığını ileri sürüyor. Blavatsky bu yapıtında Lemurya ile birlikte diğer bazı kayıp kıtaların varlığından da söz ediyor. Daha sonraları Lemurya, Ön-Atlantis Dönemi olarak kabul edildi.

Yaşam gücüne hükmediyorlardı
Kayıp uygarlıklara ilişkin değişik görüşleriyle tanınan bir diğer gizemci de Avusturyalı Rudolf Steiner’dır. O aynı zamanda kayıp kıtaların öykülerini daha da geliştirdi. Lemuryalıların zihin gücü ile çok ağır cisim­leri kaldırabilme yeteneğine sahip olduklarını belirtiyor. Steiner’a göre Atlantisliler de yaşam gücüne hükmedip, kendilerine özgü hava ulaşım araçlarını yönetebiliyorlardı.

Bir başka kayıp kıta: Mu
Yüzyılımızın başlarında efsane uygarlıklara bir yenisi eklendi: Mu, Bu kayıp uygarlık ile ilgili ilk bilgileri, James Churchvvard adında bir araştırmacı Hindis­tan’da edindi. Churchward bir tapınakta bul
duğu eski tabletlerde, çok eskiden Pasifik Okyanusu’nda Mu adında bir kıtanın var olduğunu öğrendi. Bu konuyla ilgili kitaplar da yayımlandı.

Atlantis Girit’te mi?
Atlantis ile ilgili öne sürülen çeşitli görüşler arkeologları harekete geçirdi. 1909 yılında K.T. Frost, The Times’ta yayımlanan, bir makalesinde Atlantis’in aslında Minos uygar­lığı olduğunu ileri sürdü. Merkezi de Akdeniz’ in doğusunda bulunan Girit adaşıydı. Bilim dünyası bu teoriye çok ilgi gösterdi.

Bahamalarda olduğu söyleniyor
1968 yılında ise, kayıp kıtanın yeri ile ilgili olduğu sanılan bazı arkeolojik kanıtlar elde edildi. Burası, Atlantik’te hiç umulmadık bir yerdi: Bahama Adaları. Yapılan araştırma­larda, denizaltında birbirleriyle kusursuz bir şekilde birleştirilmiş sayısız taş parçası bulundu. Bunların Atlantis’in kalıntıları olduğu görüşü, hemen herkes tarafından benimsendi.

Yine de kanıt yok
Sonunda, bu eski gizem çözülmüş müydü? Atlantis bulunmuş muydu? Tüm basın, özel­likle Amerikan basını ortaya çıkarılan bilgi ve kanıtları benimsedi. Oysa yüzyıllar boyu süren araştırmalara, tartışmalara ve yapılan yatırımlara rağmen bu konuda pek elle tutu­lur bilgi yok! Denilebilir ki, Atlantis’in varlığı hâlâ kanıtlanamadı. Öte yandan, var olma­dığı da kanıtlanmadı! Fakat kanıt bulunmaması aksi kanıt olmasından çok farklıdır. Tarih, efsanevi kent ve uygarlıklarla doludur. Arkeoloji zamanla bunların gerçekliğini bulup ortaya çıkarabili­yor.
Tıpkı Layard’ın Ninova’yı, Schliemann’ ın Truva’yı ve Evans’ın da Minos uygarlığını ortaya çıkarması gibi. Bu kentlerdeki uygar­lıklara da bir zamanlar efsanevi ve hayali gözüyle bakılıyordu.


Atlantis efsanesine yönelik olarak yeni görüşlerin ortaya atılmasına neden olan bilim adamı ve yazar Ignatius Donnely


Medyumluk yoluyla Atlantis’e ilişkin çeşitli bilgiler edindiği belirten Rudolf
Stelner

Üç yaklaşım
Eğer Atlantis bulunursa, belki de insanın kökeni ile ilgili yapılagelen büyük araştırma­lar çözümlenecektir. Bu konu zamanla, düşüncelerde üç yönlü bir ayrıma yol açtı. Bunlar “akılcılar”, “gizemciler” (okültistler) ve “aşırıcı bilim adamları” olarak adlandırı­labilirler.

Kanıt istiyorlar

Akılcılara göre, Atlantis’in bir zamanlar var olduğunun kanıtlanması için bilimsel ölçülere uygun veriler gerekli. Aşırıcılar da böyle düşünüyorlar. Ama kanıt olarak neyi kabul edecekleri konusunda farklı görüşleri var. Ayrıca, kanıtın neyi belirleyeceği konusunda da anlaşamıyorlar.

https://i2.wp.com/www.gezipgorduk.com/wp-content/uploads/2008/11/truva2.jpg
Truva kenti, güzel Helen’in kaçırılmasıyla kuşatıldı ve yağma edildi. Homeros’un ünlü yapıtında Truva’nın sadece bir öykü olduğuna inanıldı. Oysa Heinrich Schliemann’ın 1870ten 1890 yılına kadar sürdürdüğü kazılar ile, Türkiye’nin batısında yer alan Truva kentinin gerçekliği kanıtlandı. Atlantis efsanesinin ardında da gerçek bir uygarlık mı var?

Gizemcilerin görüşü
Gizemciler ise içgüdüyle, esinlenmeyle veya öbür dünya ile kurdukları iletişimle, Atlantis’ in var olduğunu bildiklerini belirtiyorlar. Onlara göre Atlantis bizimkinden önce var olan bir uygarlıktı. Atlantisliler doğaüstü güçlere sahiptiler. Bu doğaüstü güçlerin arka­sında da eski ve gizli bilgelik vardı. Bu gizem­lere, Stonehenge’de, Mısır piramitlerinde ve dünyanın birçok yerindeki eski yerleşim mer­kezinde de rastlanıyor.

Tarih bilgileri sarsılacak
Gizemcilere göre, eğer Atlantis bulunursa, o zaman geleneksel bilgilerin dayandığı tüm varsayımların yanlış olduğu ortaya çıkacak! Tarih ise altüst olacak! Çünkü yazılı bilgileri­mize göre uygarlık ilk kez 10.000 yıl önce Mezopotamya’da başladı. Oysa gizemciler, insanoğlunun düşünüldüğü gibi yeryüzün­deki ilk uygar ırk olmadığı görüşündeler.
Gizemcilerin diğer bir görüşüne göre de, yeryüzündeki açıklanamayan çoğu olayların kökeni bu kayıp uygarlıklara kadar uzanır. Atlantis, Lemurya ve Mu, zaman ve evren içinde yer alan kozmik bir evrim planının uyumlu birer parçasıdır. Buna göre Atlantis’ in bulunması bu kozmik görüşün kanıtlan­masına öncülük edecek!

Atlantis Akdeniz’ demi ?

https://i1.wp.com/www.wallpaperstravel.com/wallpapers/greece-ancient-thera-santorini-1024x768.jpg
Yunanistan’daki Cyclades adalarının en güneyinde bulunan Santorini veya Thera Adası. Muhtemelen Atlantis’in bulunduğu yer olabilir. Thera Adalan’nın Yunanlı bilim adamı Dr. Angelos Galanopoulos tarafından çizilmiş haritası. Dr. Galanopoulos, bu grubun ortasında bulunan bir kraterden ötürü burasının Atlantis olduğu düşüncesinde

 https://i1.wp.com/www.lib-art.com/imgpainting/5/7/7175-triptych-of-garden-of-earthly-delig-hieronymus-bosch.jpg

Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’a (1450-1516) göre, cennetin zevkleri. Birçok kimse gerçek cennetin Atlantis’te olduğu inancında

“ATLANTİS: Gerçek mi, efsane mi?” 1975 Nisan’ında Indiana Üniversitesi Klasik Bilim­ler Bölümü tarafından düzenlenen sempoz­yum bu adı taşıyordu. Bu sempozyumda çeşitli bilim adamları ve uzmanlar, Atlantis konusunu kesin bir sonuca ulaştırmak üzere bir araya geldiler. Çoğu kimseye göre bunu başardılar da.

Henüz çözülemedi
Oysa, sempozyumdan sonra yayınlanan kita­bın editörü olan, Profesör Edwin Ramage’ın sözleri, hiç de bir sonuca varılmadığını göste­riyordu. O, şöyle diyordu: “Hiç kimse ama hiç kimse henüz bu soruna kesin bir çözüm getirmiş değildir. Ama hâlâ ortaya yeni teoriler atıldığı gibi, yeni kitaplar da yazılıyor.”

Atlantis’e ne oldu?
Eğer Atlantis bir mitse, hiçbir zaman yok olmayacak. Bunun sorumlusu da Ignatius Donnelly’nin en çok satan kitaplar arasına da giren “Atlantis: Tufandan Önceki Dünya” (1882) adlı kitabıdır. Bu kitap, 1950’ye kadar 50 kez basıldı. Donnelly, bu kitabının başında olağanüstü tezini kanıtladı. Düşüncelerini “belirli ve yeni öneriler” adı altında topladı:

1. Bir zamanlar Atlantik Okyanusu’nda, Akdeniz’in girişinde büyük bir ada vardı. Atlantik kıtasının bir kalıntısı olan bu ada Avrupa’da Atlantis olarak bilinirdi.

2. Eflatun tarafından bu ada ayrıntılı olarak tanımlanmıştı. Anlatılanlar masal değil, gerçek tarihti.

3. Atlantis insanoğlunun ilkellikten uygarlığa geçtiği bölgeydi.

4.Çağlar geçtikçe, tanınmış ve güçlü bir ülke haline geldi. Buradan başlayan göçler ile Mexico Körfezi’nin kıyıları, Mississippi Nehri, Amazon, Güney Amerika’nın Pasifik kıyıları, Akdeniz, Avrupa ve Afrika’nın batı kıyıları, Baltık, Karadeniz ve Hazar Denizi kıyılarında uygar toplumlar oluştu.

5.Tufandan önceki dünyada insanlar çağ­lar boyu barış ve mutluluk içinde yaşadılar. Cennet Bahçeleri, Hesperides’in Cenneti, Alkinous’un Bahçeleri, Mezomfalos, Yunan­lıların Olimpos Dağı, Eddalar’da (İzlanda’ nın Ortaçağ şiirleri) sözü geçen Asgard veya Avalon hep Atlantis’i anlatır. Bunlar büyük bir uygarlığın anılarını simgeler.

6.Eski Yunanlıların, Fenikelilerin, Hintli­lerin, İskandinavyalıların Tanrı ve Tanrıçaları, aslında Atlantis’in kralları, kraliçeleri ve kahramanlarıydı. Mitolojide anlatılan öykü­ler Atlantis’in gerçek tarihinin karmaşık bir biçimde hatırlanmasından başka bir şey değildir.

7.Mısır ve Peru mitolojilerinin kökeni de Atlantis’in tek Tanrılı dinine dayanır.

8.Atlantisliler tarafından kurulan en eski koloni belki de Mısır’da idi. Bu uygarlık Atlantik adalarında kurulan bu dev uygarlı­ğın bir örneği idi.

9.Avrupa’da tunç çağının başlaması Atlantis’ten kaynaklandı. Aynı zamanda ilk kez çelik üretenler de Atlantisliler idi.

10.Bütün Avrupa alfabelerinin kaynağı olan Fenike alfabesi Atlantis alfabesinden alındı. Aynı alfabe Mayalar tarafından da Güney Amerika’ya götürüldü.

11.Atlantis, Ari ırkın yani Hint-Avrupa ırkından olan ulusların anavatanıydı. Semitik ırkların ve Turan ırkından gelenlerin de vatanı olabilirdi.

12.Atlantis doğal bir afet sonucu ortadan yok oldu. Ada, insanlarla birlikte okyanusa gömüldü.

13.Atlantis’in batışı sırasında çok az insan gemi veya sallarla kaçabildi. Bu insanlar doğu ve batıya dağıldılar. Bu öykü Amerika’daki ve Avrupa’daki ulusların mito­lojilerinde, tufan olarak anlatılır


Ünlü Yunan arkeolog Profesör Spyridon Marinatos Yunanistan’daki Cyclades Adaları’ndan biri olan Thera’da eski volkan kalıntılarını inceliyor. O da buranın Atlantis olduğuna inanıyordu


Ignatius Donnely’nin klasik incelemesi, Atlantis: Tufandan Önceki Dünya adlı kitabında, insanlığın ilk uygarlığının Atlantis olduğunu savunuyor, örnek olarak da Nazca düzlüklerinde bulunan gizemli çizgileri ve eski Mısır’da Güneş Tanrısı olan Ra’yı veriyor



Habeşistan’da bulunan el yazması Kopt kitaplarında anlatılan Hıristiyanların tufan öyküsü, Atlantis’in batışının karmaşık bir şekilde hatırlanması olarak yorumlanıyor

Sayısız kitabın kaynağı
Donnelly, bu kitabında Eflatun’un “Kritias” adlı, Atlantis’i anlatan kitabını ele alıp yeni­den işledi. İnsanoğlunun tarih öncesi çağla­rını yeni bir yaklaşımla anlattı. Aynı zamanda da insanoğlunun şimdi kafasını kurcalayan birçok sorunu da çözümledi. Donnelly’nin bu cesur girişimi sonradan Atlantis üzerinde yazılan sayısız kitaba temel oluşturdu. Konu­ları doğaüstü güçlerden, bilimsel başkaldırıya kadar değişen bu kitapların yüzlercesi hâlâ basılıyor.

Bilinmeyen gerçek

Donnelly’nin iddialarının çoğunun yanlış veya eksik bilgilere dayandığı iddia ediliyor. Özellikle bazı bilim adamları bunu sanki büyük bir zevkle belirtiyorlar. Fakat onların iddiaları da zaman zaman şüphe çekicidir
Atlantis efsanesinin gerçekliğini dürüst bir şekilde araştırmak isteyecek bir kişinin yapa­cağı en doğru iş, tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp, Eflatun’un kitabını temel ola­rak ele almaktır.
Bazı eleştirmenler bu kitabın propaganda veya öğreti amacıyla saptırılmış ya da edebi süslemeler ile doldurulmuş olduğu görüşün­deler. Öyle olsa bile, kitabın bir yerinde mut­laka bilinemeyen bir gerçek gizli olabilir.

Bulundu iddiaları
Ölçü olarak bu bakış açısı ele alındığında, son zamanlarda ortaya atılan, Atlantis’in bulun­duğu şeklindeki iddialar pek inandırıcı değil. Bu iddialardan birine göre Atlantis, Doğu Akdeniz’de Girit veya Thera adasındaydı. Diğerine göre de İskandinavya da dahil olmak üzere Kuzey Avrupa’da idi.

“Atlantis’e Yolculuk”
Dr. James Mavor’un “Atlantis’e Yolculuk” adlı kitabı 1969’da yayınlandığında oldukça heyecan yarattı. Dr. Mavor, ilk kez Yunanlı bilim adamları Dr. Angelos Galanopoulos ve Profesör Spyridon Marinatos tarafından ortaya atılan bir görüşü savunuyordu. Onlara göre Atlantis Minos uygarlığıydı. MÖ 1500 yılında Thera yanardağının patlaması sonucu ortadan yok olmuştu.

Mitolojilerin kökeni
Minos adı, eski Girit uygarlığına İngiliz Arkeolog Sir Arthur Evans, tarafından verildi. Evans kazılara 1900 yılında başladı. Bu uygarlığın Yunan mitolojisindeki Zeus ve Girit kralının oğlu olan Minos’un öyküsünü biraz hatırlattığına inanıyordu.
Minos, boğa başlı canavar Minotaur’u hapsetmişti. Evans, Knossos’ta boğalar için bir arenası olan muhteşem bir sarayın kalıntı­larını ortaya çıkardı. Sarayın duvarlarını süs­leyen kabartmalar ve duvar resimlerinde boğa avcılığı ve boğa dövüşleri tasvir edilmişti. Bu oyunlar ellerinde yalnızca sopa veya ilmekli ip olan gençler tarafından yönetiliyordu. Aynı resimlere çok sayıda seramik vazo üzerinde de rastlandı. Eflatun’a göre, Atlantis’te de bir boğa kültürü vardı. Her dört beş yılda bir, adanın 10 kralı boğalarla dövüşmek üzere bir araya gelirdi. Silahsız olarak bir boğa yakala­mak ve onu kurban etmek zorundaydılar.

Girit’in sonu
MÖ 1500 yıllarında Girit, denizciliğin mer­kezi olan güçlü bir imparatorluktu. Çok kısa bir zamanda gücünü yitirdi. Tüm Girit’te tapınakların ve diğer binaların çoğu tahrip oldu. Minos’un denizaşırı kolonileri ve ticaret merkezleri de ya terk edildi veya tahrip edildi. Sanat üsluplarında da ani bir değişiklik görüldü. Yapılan seramik eser sayısı da oldukça düştü. Girit halkının büyük bir kısmı adanın batısına göç etti. Kısa biı süre sonra da Ege’nin politik gücü Miken uygarlığına yani Yunanistan’a geçti.

Thera yanardağının patlaması
MÖ 1500 yılında Thera yanardağının patla­dığı biliniyor. Prof. Marinatos ve Dr. Galanopoulos’a göre bu gerilemenin nedeni bu patlama olabilir. Sonuç olarak denizde oluşan dalgalar en azından 1883 yılında Kra-katoa yanardağı patladığında oluşan dalgalar kadar büyük olmalıydı.
Ege kıyılarında yaşayan halkın büyük bir çoğunluğu bu dalgalarda boğuldu. 50 cm kadar kalınlıkta bir tabaka oluşturan lavlar ve toz, yıllar boyu tarım yapılmasına olanak vermedi. Prof. Marinatos ve Dr. Galanopou­los’a göre, Thera, herkesin düşündüğü gibi Minos uygarlığının bir sınır boyu kenti değil, merkeziydi.

Minos, Atlantis miydi?
Minos uygarlığı, Solon’un Atlantis’e ilişkin bilgileri Mısırlı rahiplerden aldığı yıldan 900 yıl önce yıkıldı. Oysa Eflatun Atlantis’in 9000 yıl önce yıkıldığını yazdı. Büyük bir ihtimalle Girit, Mısırlıların Keftiu diye bildikleri ülkeydi. Burası da Mısırlıların sürekli ve düzenli ticari, politik ilişkileri olan bir yerdi. Mısırlılara göre, bu ülke çok uzakta, batıdaydı. Aynı zamanda Eflatun’un da Kritias’ ta anlattığı gibi, diğer adalara ve kıtaya ulaşmak için bir yoldu.
Minos uygarlığının Atlantis olduğu iddia­sını çoğu kişi benimsiyor. Bazı bilim adamları da en çok bu teoriye ilgi gösteriyorlar. Girit veya Thera teorisine şiddetle karşı çıkanlar­dan biri de Alman bilim adamı Dr. Jurgen Spanuth’tur. Bu fikri destekleyenlerin büyük bir mantık hatası yaptıklarını belirtiyor. Çünkü ne Thera ne de Girit, Atlantik’te değil­dir. Her iki ada da büyük bir nehrin ağzında bulunmamaktadır. Her ikisi de denize gömü­lüp batmamıştır. Dr. Spanuth bu durumu, arkeolojide bir çatlak, ya da sönen bir balon olarak kabul ediyor.

https://i0.wp.com/www.ufonet.be/MITOLOJI/Theseus-Minotauros_giz58.jpg
Girit adasındaki Knossos sarayından bir duvar resmi. Burada Minos kültürünün ayrılmaz bir parçası olan boga üzerinden atlama sporu tasvir ediliyor. Atlantis efsanesını Ilk kez ortaya koyan Eflatun Atlantis’teki boga inancından söz etti. Bu da araştırmacıların Atlantls’in aslında eski Girit uygarlıgı oldugunu ileri sürmelerlne neden oldu

Gerçek nerede?
20. yüzyılda da Eflatun’un Atlantis hakkın­daki görüşlerinin bir tüketim maddesi gibi piyasaya sürüldüğü görülüyor. Fakat konu­şulanlarla Eflatun’un yazdıkları arasında çok farklar olduğu anlaşıldı. İnsanoğlunun ger­çek kökeninin ve amacının ortaya çıkarılma­sını Atlantis’le ilgili bilgilerin artmasına bağlayan birçok insan var. Onlann bir bildik­leri var mı? Yoksa, gerçek, öykü hâlâ Eflatun’ un onu koyduğu yerde saklı mı duruyor? Yani gerçek Cebelitank’ın batısında, batık büyük bir kara parçasında mı gizli? Burası gerçekten 12.000 yıl önce büyük bir doğal afet sonucu denize mi gömüldü?

Eğer Atlantis gerçekse, onu yok eden neydi? Ondan kalan kanıtları dünyanın neresinde aramalıyız? Bazılarına göre, Atlantis vardı ve hem bugünü, hem de geleceği etkiliyor…

ATLANTİS İLE İLGİLİ bazı teorilere göre bu kayıp uygarlık Atlantik Okyanusu’nda idi. Diğerlerine göre ise, gerçek yeri Akdeniz, Kuzey Avrupa ve dünyanın değişik noktaları­dır. Bütün bu fikirlere çelişkili gözüyle bakıl-mamalıdır. Çünkü tüm bu bölgeler Atlantis’in sınırları içinde olabilir. Belki de asıl uygarlığı silip süpüren felaketten sonra, bu bölgeler­deki kültürler birer koloni seklinde varlıklarını sürdürdü. Bu şekilde ele alındığında eski Girit, Sümer, Mısır, İskandinavya, İngiliz, Azor, Britanya ve Bask uygarlıklarının kayıp imparatorluğun birer uzantısı olduğu düşünülebilir.

Uygarlıkların kökeni
Cambridge’li bir arkeolog, psişik araştırma­cısı ve aynı zamanda bir radyestezist olan T.C. Lethbrigde, kayıp uygarlıkları konu alan diğer efsanelerle Atlantis efsanesi arasında benzerlik olduğunu öne sürdü. Bu uygarlıklar arasında Bretonla-rın Ys ülkesi, Cornish Lynosse uygarlığı, Kral Arthur efsanelerinin Avalon’u, Galler’in Tir Nan Og’u ve diğerleri sayılabilir. Aynı zamanda da Lethbridge, Avrupa ve Amerika’ daki eski uygarlıklarda kullanılan çeşitli araç-gereçlerle süs eşyalarının birbirleriyle olan benzerliklerine dikkat çekti.

Cebelitarık Boğazı nda
Lethbridge, Atlantis’in Tartessos (İncil’deki Tarshish) olabileceğine inanıyordu. Kelt mito­lojisine göre bu ülke, Gümüş Kollu Lugh tara­fından yönetiliyordu. Tahminlere göre şimdi kaybolmuş olan bir yazılı tarihi vardı. Tarihi M.Ö. 6000 yıllarına kadar uzanıyordu. Tar­tessos Güney İspanya’da Cebelitarık Boğazı’ nın hemen dışında iki nehir arasındaydı. Eflatun’un Kritias adlı kitabında sözü edilen Atlantis’in yeri de oradaydı. Yine Eflatun’a göre, o günün gemicilik bilgisi ile Cebelitarık’ ın ötesindeki deniz aşılamazdı. Çünkü, Atlantis’in batmasıyla çamurdan sığlıklar meydana geldi. Lethbridge de Cebelitarık’ın ötesinde hem İspanya ve hem de Afrika kıyı­larında sığ bölgeler olduğunu belirtiyor.


Mavi gölgeler, bugün Atlantik’te görülen okyanus akıntılarını belirtiyorlar. Bu akıntılar Avrupa’daki yılan balıklannın Sargossa Denizinde yumurtlamak üzere her iki yönde yaptıkları göçlere yardımcı olur. Bu gizemli davranış, eski zamanlardan kalma bir alışkanlığın sürüp gitmesi olabilir Kelt mitolojisi kendine özgü bir Atlantis’e sahiptir. “Azizlerin Vaat Edilen Topraklan” okyanusun batısındadır


Bazı araştırmacılara göre eski zamanlarda bir kuyrukluyıldız dünya ile çarpıştı. Daha sonra da büyük dalgalar Atlantis’i yuttu. Böylece tufan efsaneleri doğdu

M.Ö. 9000 de battı
Atlantis araştırmacılarının en ünlü adların­dan biri Otto Muck’tur. Kendisi şnorkelin mucidi ve 2000 patentin sahibi olan çok başa­rılı bir mühendistir. Muck, “Atlantis’in Gizemi” adlı kitabında, Atlantis’in Atlantik Okyanusu’nda olduğuna ilişkin kanıtlar ortaya koydu. M.Ö. 9000 yılında da tüm dün­yayı etkileyen bir tufanla yok olduğunu öne sürdü.

Hayvanların anlaşılmaz arayışı
Belki de yılanbalıklarının ve kuşların esrarlı göçleri Atlantik’teki, batık bir kara parçası ile ilgili olabilir. Çünkü büyük kuş sürüleri göç­leri sırasında Atlantik’in üzerinde boş bir noktada daireler çizerler. Sonra yollarına devam ederler. Orası eskiden bir kara parçası­nın bulunduğu bir nokta olabilir.
Avrupa’da bulunan yılanbalıklarının Atlantik’i aşarak göç etmeleri daha da gizemli bir bilmecedir. Bu balıklar, Kuzey Atlantik’in güneybatısında olan Sargasso Denizi’nde yumurtalarını bırakırlar. Bundan sonra küçük larvalar ılık Gulf Stream akıntı-sıyla doğuya doğru üç yıl sürecek bir yolcu­luğa başlar. Bu yolculuğun tehlikelerini atlatabilenler, Avrupa kıyılarına ulaşırlar.
Burada cinsel olgunluğa ulaşırlar ve geri dönerler. Bundan sonra tekrar batıya doğru yönelirler. Artık azami derecede büyümüş ve güçlenmişlerdir. Bu sefer yolculukları yal­nızca dört ay sürer. Yeniden Sargasso Denizi’ ne geldiklerinde çiftleşip yumurtlarlar. Onların yavruları da kendileri gibi aynı Avrupa yolculuğuna çıkar.
Yılanbalıklarının cinsel olgunluğa ulaşa­bilmek için tatlı suya ihtiyaçları olduğu bilini­yor. Ama bu kadar uzun bir yolculuk yapmalarının nedeni nedir?
Muck’a göre Atlantis, Atlantik Okyanu-su’nun ortasındayken, Gulf Stream’in hare­ketini kesiyordu. O zamanlar yılanbalıkları­
nın doğuya doğru yaptıkları bu yolculuk, tatlı sulara giden doğru yoldu. Belki de yılan-balıklarının bu içgüdüleri, Atlantis battıktan sonra da aynı davranışlarını sürdürmelerine neden oluyor.

Kuyrukluyıldızın çarpması mı?
Muck, Güneybatı Atlantik’te dünya ile çarpı­şan büyük bir gökcisminin izlerine rastladı­ğını öne sürüyor. Puerto Rico yakınlarında denizin 7 kilometre derinliğinde iki çukur var­dır. Öte yandan Kuzey Amerika’nın batısın­daki South Carolina’da Charleston’daki geniş bir bölgede kozmik bir bombardımanın izle­rine rastlanıyor. 1931 yılında havadan çekilen ilk fotoğrafta, Atlantik’e kadar uzanan elips biçiminde bir alanda aşınarak oluşmuş yakla­şık 3000 çukur görüldü. Muck, bu çukurların kuzeybatıdan dünyaya düşen bir cismin par­çaları tarafından oluşturulduğu sonucuna vardı.
Yeryüzünün çeşitli yerlerinde buna benzer çok sayıda iz var. Muck da buna dayanarak dünyaya bir kuyrukluyıldızın çarptığını düşü­nüyor. Bu kuyrukluyıldızın genişliğinin 10 km olduğunu ve 30.000 megatonluk bir nit­rogliserin kitlesinin patlama gücüne eşit bir yoğunlukla dünyaya çarptığını hesapladı. Bu da 3000 tane orta boy hidrojen bombasına eşittir. Bu yoğun darbe, Eflatun’un kitabında sözünü ettiği depremlere yol açtı. Böylece Atlantik ikiye bölündü. Atlantik eşiği oluştu. Orta Amerika’nın büyük bir kısmı da sulara gömülerek Mexico Körfezi ve Karaib Adaları meydana geldi.


Kro-Magnon insanı Atlantis kolonilerinden birinde mi yaşıyor? Lewis Spence’e göre, Meksika’da bulunan bu taş figür Atlantisli bir askeri tasvir ediyor

Tufan efsanelerinin kökeni
Bütün bunların yanı sıra, kutuplar da yer değiştirdi. Birdenbire yeni bir jeolojik devir başladı. İlk defa olarak mevsimler arasında büyük farklar görüldü. Muck, böylesine şid­detli bir çarpışmaya rağmen dünyada yaşa­mın nasıl sürebildiğini açıklamadı. Sadece bazı bölgelerde meydana gelen yıkıma değindi. Örneğin büyük nem bulutları, küller ve sağlığa zararlı gazlar, bu yoğun darbenin oluştuğu bölgeden kuzeydoğuya ve güneyba­tıya doğru taşındı. Geniş alanlara yayılmış insanlar ve hayvanlar bu durumdan son derece etkilendiler. Bazı bölgelerde fırtınalı yağmurlar başladı. Büyük doğal afetler meydana geldi. Böylece de tufan efsaneleri doğdu.


Çeşitli araştırmacılar Atlantis’in yeri ve büyüklüğü konusunda anlaşamıyorlar. Bu haritada önerilen yerlerden sadece bazılan gösteriliyor. Atlantis’in yok oluşu konusunda da çeşitli teoriler vardır. Kuyrukluyıldızın çarptığı nokta fikrini Otto Muck destekledi. Diğerleri ise Atlantis’in, Arktik bölgede olduğunu düşünüyorlar

Kuyrukluyıldız görüşü güçleniyor
Muck’a göre, ünlü Maya takviminin başlan­gıcı bu olayın bir anısıydı. Muck, bazı bilim adamlarının hesaplamalarına dayanarak, o günün M.Ö. 8498 yılının 5 Haziran günü olduğunu kabul ediyordu. O gün Ay, Güneş ve Venüs aynı hizadaydı. Bu ise Mayalar için çok önemli bir gökbilimsel olaydı. Muck üçü­nün bir sıraya dizilmesinin dünya çapında bir felaketi oluşturduğuna inanıyordu. İşte o kuy­rukluyıldızı, dünyanın yakınından geçerken yörüngesinden çıkaran, Ay ile Venüs’ün çekim gücüydü. Muck, bu çarpmanın zamanını da hesaplayarak, kuyrukluyıldızın çarptığı boy­lamda saatin akşam 20.00 olduğunuöne sürdü.

Devlerle cücelerin kökeni
Donnelly gibi, Muck da, Avrupa ve Amerika kıtalarının gelenek ve efsaneleri arasındaki benzerliklerin de üzerinde duruyor. Atlantis-lilerin ilk soylarının ırksal tiplerini koruduk­larına inanıyordu. Bunlar Amerika’daki Kızılderililer ve Avrupa’daki Kro-Magnon-lardı. Bu sonuncular daha sonra Neanderthal insanın yerini aldı. Kro-Magnonlar Neanderthal insandan daha uzundular. Muck’a göre devlerle cüceleri konu alan efsaneler de bu iki tip insanın bir arada yaşadıkları dönemden kaynaklanı­yordu.

https://i0.wp.com/absolventi.gymcheb.cz/2010/ngthanh/2_Chich%E9n%20Itz%E1.jpg

Meksika’nın Yucatan yöresindeki Chichen-itza’da bulunan Kukulkan piramidi. Maya piramitleri eski Mısır’ m basamaklı piramitlerine benzer. Bundan ötürü de Eski ve Yeni Dünya uygarlıklarının aynı kökene sahip olduğu düşünülüyor. Burası belki de Atlantis’tir

Atlantis’in Atlantik Okyanusu’nda olduğunu ileri süren diğer bir araştırmacı da Maurice Chatelain’dir. Bu kişi, Apollo programı çerçevesinde NASA’da çalışmış bir Fransız uzay mühendisidir. Chatelain, M.Ö. 1500 yılında Thera Adası’nın patlamasının, Girit uygarlığını yıkıp, Atlantis efsanesinin doğmasına yol açacak bir felaket olabileceğine inanmıyordu. Böyle bir olay gerçek olsa, ona mutlaka İncil’ de yer verileceğini belirtiyor. Aynı zamanda da, Solon’un Atlantis efsanesini ilk duyduğu, M.O. 600 yılında da bu olayın hâlâ Yunanlılar tara­fından hatırlanması gerektiğini öne sürüyor.
Chatelain’e göre bu saptamanın en belir­gin kanıtı Bahamalar’daki sualtı buluntuları­dır. Andros adası yakınlarında eski bir tapınağın kalıntıları bulundu. Bu tapınağın boyutları 23 m ve 27 m idi.
Atlantis hâlâ eskisi kadar gizemlidir. Bu konuda yapılan araştırmalar ve çalışmalar giderek artıyor. Çoğu araştırmacı Ege’de de olsa, Bahamalar’da da olsa, Atlantis’in geç­mişte var olduğuna inanıyor. Belki de, bu yerlerin herbirine dağılmış bir Atlantis impa­ratorluğunun izleri keşfedildiğinde, bu görüşlerin tümü haklı çıkacak.

Atlantis’in yeniden doğuşu
Gizemciler (okültistler) ise, Atlantis’in elle dokunulabilecek kalıntılarının bulunmasıyla ilgilenmiyorlar. Onlar daha çok Atlantis’in yeniden doğuşunu bekliyorlar. Bu, adanın fiziksel olarak yeniden ortaya çıkması anla­mına gelmez. Onlar Atlantislilerin erdem ve yeteneklerinin yeniden doğuşunu bekliyorlar. Dünya, Balık Burcu Çağı’ndan, Kova Burcu Çağı’na geçti. İşte aynı bunun gibi, Atlantis uygarlığının temelini oluşturan zihinsel ve ruhsal göçlerin yeniden keşfedilmesini bekliyorlar.

Atlantis’e olan ilgi, 1882 yılında Donnelly tarafından yeniden canlandırıldı. Bu konu gizemciler tarafından da benimsendi. Rus gizemci Madam BIavatsky ,Mahatma’ların kendisine yol göstermesi ile “Gizli Öğreti” adlı kitabını yazdığını öne sürdü. Mahatma’lar, Tibet’te yaşayan ruhani önderlerdir. Madam Blavatsky onlarla ruhsal düzeyde iletişim kurduğunu belirtti. Gizli Öğreti’de Atlantis’in gizemli yanla­rına değindi. Bunlar daha sonra izleyicile­rinden biri olan W. Scott-Elliot tarafından daha da geliştirildi. Bu şekilde eski ırkların ve bilinmeyen bilimlerin olağanüstü kar­maşık bir tarihi oluşturuldu. Atlantisliler bu ırklardan sadece biriydi. Onlara göre Atlantis ilk felaket ile 800.000 yıl önce kar­şılaşmıştı. En sonuncusu ise M.Ö. 9564 yılında meydana geldi.
Atlantislilerin her yeni soyu bazı daha yeni insan ırklarının üremesine yol açtı. Bu öykü gelişerek geleceğe de uzanmakta ve insanoğlunun diğer gezegenlere göçeceği çağları da anlatmaktadır.

Yine bir Theozofist olan Rudolf Steiner ise, Atlantis hakkında kendi tarihini anlattı. “Evrensel Hafıza” adlı kitabında diğer kayıp uygarlıkların tarihlerine de yer verdi. Steiner’a göre Atlantisliler mantıklı değildi. Fakat büyüyü biliyordu. Mantık, Atlantislilerden Samilerin türemesiyle ortaya çıktı.
İskoçyalı bir gizemci olan LevvisSpence de 1942’de “Avrupa Atlantis’i İzleyecek mi?” adlı bir kitap yazdı. Atlantislilerin geçmişinde dünyanın geleceğini görenler­den ilki o değildir. Nazizm ve faşizmin güç­leriyle bozulan Avrupa’nın seller altında kalacağını ileri sürdü. Depremler olacak ve Avrupa’nın başına daha birçok doğal afet­ler gelecekti.
Gizemcilerin bu yaklaşımlarını eleşti­renlere göre ise Kova Burcu Çağı düşün­cesi daha iyimserdir. Bazı çağdaş gizemciler ve ruhçular da Atlantis’in olum­suz özelliklerinin, günümüzde bazı kişiler tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygu­landığını belirtiyorlar. İngiliz gizemci Alex Sanders ise, geçmiş yaşamlarını inceleye­rek Atlantis’e ilişkin birtakım okült bilgi­ler edindiğini belirtiyor.


https://i0.wp.com/img247.yukle.tc/images/4472image071.jpg

Mayalara ait bu elyazması kitapta çok eski uygarlıkların nasıl mahvolduğu anlatılıyor. 1869 yılında ünlü bir etnografyacı olan Fransız Brasseur de Bourbourg bu belgeyi çözdüğünü belirtti. Bulgulanna göre, binlerce yıl önce iki ülkenin nasıl yok olduğu anlatılıyor. Bunlar şiddetli depremlerle sarsılmış ve 64 milyon insanla birlikte bir gecede yok olmuş

Bimini Yolu diye adlandırılan sualtı yapısının J harfi şeklinde yapay olduğu iddia ediliyor. Su üstünde olduğu zamanlarda, deniz kıyısındaki bir duvann alçak kısmı olduğu iddia edildi

Atlantis’in genetik izi
Bu arada Atlantis gizemi, insanoğlunun aklını karıştırmaya ve onu şaşırtmaya devam edi­yor. Atlantis konusu niçin bu kadar çekici? Yalnızca insanoğlunun bu tür gizemlere ihti­yacı olmasından mı ileri geliyor? Yoksa hepi­mizin hafızasında, bir zamanların o şanslı ülkesinin altın çağıyla ilgili, genetik anılar mı gizli?

Kaynak:
Bilinmeyen, Sayı 22,24,29

(Tarama)

https://insanveevren.wordpress.com


Kategoriler:Bilinmeyen, Mu ve Atlantis
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: