Anasayfa > Astronomi - Uzay, Bilim > Otostopçunun Galaksi ve Uzay Rehberi

Otostopçunun Galaksi ve Uzay Rehberi

Uzayda bir gezintiye ne dersiniz ? Buyrun başlayalım

SNR 0104 -Tuhaf Bir Şüpheli

SNR 0104, tuhaf biçimli bir üstnova kalıntısıdır. Komşu gökada Küçük Macellan Bulutu içerisinde, 190.000 ışıkyılı uzaklıkta keşfedilen SNR 0104’ün, beyaz cüce evresindeki bir yıldızın felaketle sonuçlanan termonükleer bir patlama geçirmesi anlamına gelen 1a türü bir üstnovadan geriye kalan ve genişlemekte olan bir enkaz bulutu olduğundan şüphe edilmektedir.


Örneğin, araştırmalar gökadamız içerisinde yer alan 1a türü üstnova kalıntılarına benzer olarak, bu bulutun da büyük miktarda demir içerdiğini göstermektedir. Ancak, iyice incelenmiş olan Tycho, Kepler ve SN 1006 da dahil olmak üzere diğer 1a türü kalıntıların aksine, SNR 0104 kesinlikle küresel değildir.

Aslına bakarsanız, kalıntının biçimi bu üstnova patlamasının bakışımsız (asimetrik) olduğu ve güçlü fıskiyeler yarattığı izlenimini vermektedir. Bu ilgi çekici birleşik görüntü, kalıntının Chandra Gözlemevi’nden gelen ve mor tonlarda gösterilen x-ışını verileri ile Spitzer Uzay Teleskobu’nun daha geniş bir alanı kapsayan ve kırmızı-yeşil renklerle gösterilen kırmızı ötesi verilerini bir arada göstermektedir.

 

Görüntü, bu üstnova patlamasının bir yıldız oluşum bölgesinin karmaşık ve yoğun ortamında meydana geldiğine işaret etmektedir. Bu nedenle de, genişlemekte olan bu enkaz bulutunun kümeler halindeki yıldızlararası malzemeyi süpürüp geçtiği şeklinde bir diğer seçenek ortaya çıkmaktadır ki; bu da SNR 0104’ün tuhaf biçimine bir açıklama getirebilmektedir. Geniş açılı olarak çekilmiş olan ve birden çok dalga boyunu içeren bu manzara, SNR 0104’ün tahmini uzaklığında yaklaşık 1800 ışıkyıllık bir alanı kapsamaktadır.

Enceladus’ta Hayat Olasılığı

Hep Mars’ta aradılar ama bir türlü umduklarını bulamadılar. Bilim adamları hiç beklemedikleri bir yerde “hayat olasılığı”na rastlayınca sürpriz yaşadılar. Şimdi gözler Satürn’ün 60 uydusundan en dış halka üyesi olan Enceladus’da…

Alman ve Amerikalı astrofizikçilerle nükleer biyoloji bilginleri, Ay’ın yarısı kadar olan 500 kilometrelik çapıyla Enceladus’un su ve tuz içerdiğini bildiriyor.

Enceladus üzerine iki araştırma, Nature (Doğa) dergisinde yayımlandı.

Almanya’nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü Fen Bilimleri Nükleer Fiziği Araştırma Kurumu’ndan astrofizikçi Frank Postberg, Enceladus’ta buharlaşmanın dev mağara oyuklarından ve tuzlu su ve deniz benzeri oluşumunun mümkün olduğunu söyledi.
Aynı görüşü, ABD’nin Colorado eyaleti Boulder Üniversitesi Güneybatı Araştırma Kurumu’ndan John Spencer de teyit etti.

Cassini uzay aracı, kasım ayında Enceladus’un yakınından 2 kez geçecek.

BÜYÜK CASSINI PROJESİNİN TARİHÇESİ

Nükleer enerji ve güneş enerjisiyle daha 200 yıl çalışabilecek olan ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairei’nin (NASA) Cassini-Huygens aracı, tarihte en pahalı uzay tasarımı: 3 milyar 400 milyon dolar. NASA ile Avrupa Uzay Dairesi’nin (ESA) ortak yapımı olan, Satürn gezegenini inceleyen Cassini aracı-Huygens sondası, 1997’de 15 Ekim’de fırlatıldı. Cassini, çizdiği çok geniş rotasıyla bugün önce yeniden Dünya’ya uğradı ve Yer’in çekim gücünden yararlanarak uzun yolculuğu için büyük mancınık hızını kazanmayı başardı. Çok ince yörünge hesapları içinde matematikçilerin en büyük başarılarından biri olan “Büyük gezegenin çekim gücünden itme hızı kazanma” manevrası Cassini’ye kazandırıldı. Cassini, 5 yıl süren ilk etap uzun yolculuğunun Dünya’ya en yakın noktasına ulaşıverdi. Cassini, 171 kilometre gibi çok yakın mesafede, Büyük Okyanus’un güneyinin doğu bölgesi üzerinde yaklaşarak saniyede 5.5 kilometre hız kazandıran ivmesine kavuştu.

1973’TEN BERİ MANCINIK

Toplam 7 yıllık Satürn yolculuğuna çıkan ve Aralık 2000’de Jüpiter’in yanından uçan Cassini-Huygens’de uygulandığı gibi NASA, 1973’ten beri gezegenlerin (Dünya ve Venüs) kütleçekimini uzay araçlarını hızlandırmak için kullandı. Cassini gibi plutonyum kullanan Galileo uzay aracı, Jüpiter’e giderken 2 kez rotada geri dönüş yapıp hız kazanmak için Dünya’nın çekiminden yararlandı ve hiçbir sorun çıkmadı. Cassini, plutonyumu itici-aracı sevkedici güç olarak kullanmıyor, 12 ayrı cihazının ihtiyacı elektrik, plutonyumun ışıması (radyoaktif erime) sayesinde sağlanıyor.

TİTAN’IN CAZİBESİ

Cassini-Huygens, 2004 yılı temmuz ayında Satürn’e vardığında, aracın ünlü astronom Huygens’in adını taşıyan bölmesi Cassini’den ayrıldı ve Satürn’ün en büyük uydusu Titan’a indi. Titan, astronomları en çok büyüleyen büyük gökcisimlerinden biri. Bunun bir nedeni, çok soğuk da olsa Titan’ın Dünya’ya jeolojik ve atmosferik yapılar bakımından çok benzemesi.


CASSINI’LER

Cassini, adını, İtalyan asıllı Fransız astronomu Gian Domenico Cassini’den alıyor ve 3 kuşak baba-oğul-torun astronom Cassiniler’in anısını yaşatıyor. Fransızca adı Jean-Dominique Cassini olan, 8 Haziran 1625’te Perinaldo-Cenova Cumhuriyeti’nde doğan ve 14 Eylül 1712’de Paris’te ölen Domenico Cassini, Satürn’ün (A) ve (B) halkaları arasındaki karanlık aralığı (Cassini bölümü) keşfetmiş ve gezegenin 4 uydusunu belirlemişti. Cassini adı, aynı zamanda, Satürn gezegeninin uydularının yörüngesel hareketlerinin cetvellerini ilk olarak derleyen, Gian Domenico Cassini’nin oğlu Jacques Cassini (1677-1756) ile Jacques Cassini’nin oğlu Cesar-François Cassini de Thury’nin (1714-1784) adlarına gönderme yapıyor. Baba ve oğul Cassini, halef-selef Paris Gözlemevi’nin yöneticiliğini yaparken, torun 3. Cassini, astronominin yanısıra çalışmalarını jeodezi ve topografya alanlarında yönlendirdi ve Fransa’nın büyük topografya haritasına çıkarma çalışmalarını başlattı.

HUYGENS

Cassini sondasının Titan’a inen cihazının adını aldığı Flaman fizikçi, matematikçi ve astronom, Lahey doğumlu Christiaan Huygens (1629-1695), ışığın dalga kuramını buldu, Satürn’ün halkalarının gerçek biçimini keşfetti ve dinamik bilimine özgün katkılarda bulundu.

İngiliz gökbilimci William Herschel, Enceladus’u 1789’daki gözlemlerinde buldu.

Kütlesi Dünya’nınkinden 95 kat, hacmi 750 kat büyük olan Satürn’ün minik uydusu Enceladus hakkında NASA, eski Yunan mitolojisinde dev yaratık olan Enceladus’da su bulunabileceğini çok önceden açıklamıştı.

Güneş sisteminde Mars, Jüpiter’in uydusu Europa ve Enceladus “doğrudan su kanıtı” taşıyan 3 gökcismi.

NASA’nın eski açıklamasında, “Cassini, Enceladus’ta, ABD’nin Wyoming, Montana ve Idaho eyaletlerini kapsayan Yellowstone Milli Parkı’ndakilere benzeyen gayzerler bulunduğunu gösteren işaretler belirledi” dedi.

Cassini seferinden sorumlu bilim adamlarından Carolyn Porco, “Böylesine küçük ve soğuk gökcisminde sıvı halde su bulunduğunu gösteren kanıtlara sahip olduğumuzu sanıyoruz” diye konuştu ve suyun varlığının, bu esrarengiz ayla ilgili soruları arttırdığını bildirdi.

Enceladus’a yakın bakan Cassini Enceladus’un milyarlarca yıl önce oluşumundan hemen sonra içindeki radyoaktif bozulmadan kaynaklanan ısının, bugün yüzeyinden fışkıran gayzerlerin nedeni olabileceği ve bunun da yaşam için gerekli ortamı sağlayabileceği görüşü 5 yıl önce ortaya atıldı.

ABD’nin Texas eyaletinde her yıl düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimleri Konferansı’nda, yüzey sıcaklığı eksi 201 derece civarında olan Enceladus’un iç kısmında ilkel yaşam için uygun ortam olabileceğini gösterdiği kaydedilmişti.

Bilim adamları, yeni geliştirdikleri bir modelle Enceladus’un içindeki ısının, eskiden meydana gelen radyoaktif bozulmadan kaynaklandığını ve bunun da Satürn’ün ayının sıcak güney yarıküresindeki su buharı bulutu ve periyodik buz kristali rüzgarlarının açıklaması olabileceğini dile getirdiler.

Icarus gökbilim dergisinde yayımlanmış kurama göre Enceladus, 4.5 milyar yıl önce alüminyum ve demir radyoaktif izotopları içeren kaya ve buz karışımı olarak oluştu.

Birkaç milyon yıl sonraki dönemde, 2 radyoaktif elementin hızlı biçimde bozulması, merkezde kayalık çekirdeğin mantodaki buz örtüsüne yaklaşmasıyla sonuçlanan sıcak patlamasına yol açtı.

Zamanla çekirdekteki bozulmadan geriye kalanlar da Enceladus’un içinde eridi.

Güneş’in Tacı

Bir tam güneş tutulması sırasında, Güneş’in en dış havaküresi veya başka bir deyişle taçküresi ilham kaynağı olan bir manzaradır. Göz açıklığını 1-10.000 aralığında bir parlaklığa maruz bırakan taçkürenin zor fark edilen ve titreşen özellikleri, bunların tek bir görüntüde yakalanabilmesini zorlaştırmaktadır.

Ancak, poz süreleri 1/1000 saniye ile 2 saniye arasında değişen 28 sayısal görüntünün bir araya getirilmesinden oluşan bu birleşik görüntü, Güneş’in tacını tüm ihtişamıyla gözler önüne sermeye oldukça yaklaşmıştır.Teleskopla çekilen bu görüntüler, 1 Ağustos’taki tam güneş tutulması sırasında Kochenevo / Rusya yakınlarında çekilmiş olup, tutulmuş durumdaki Güneş’in kenarlarından biraz daha öteye kadar uzanan güneş fışkırmalarını da göstermektedir. Bu arada, yeniayın bize yakın karanlık tarafındaki yüzey özellikleri de, “dolundünya”dan yansıyan güneş ışığı ile dikkate değer ölçüde ayırt edilebilmektedir.

Pelikan Bulutsusu

İşte size bilinmedik diyarlardaki, tanıdık şekiller. Soldaki salma bulutsusu, Dünya kıtalarından Kuzey Amerika’yı andırması nedeniyle meşhur olmuştur. NGC 7000 olarak kayıtlara geçmiş olan Kuzey Amerika Bulutsusu’nun sağında ise, bir pelikana benzetildiği için Pelikan Bulutsusu adı verilen daha düşük parlaklığa sahip bir bulutsu yer almaktadır.

Her iki salma bulutsusu yaklaşık 50 ışıkyılı genişlikte olup, yaklaşık 1500 ışıkyılı uzaklıkta yer almakta ve birbirlerinden bir karanlık soğurma bulutu ile ayrılmaktadır.

Bu muhteşem görüntü; bulutsuları, parlak iyonlaşma cephelerini ve karanlık tozun ince detaylarını yakalamış durumda. Söz konusu bulutsular karanlık bir yerden dürbün yardımı ile görülebilmektedir. Kuğu Takımyıldızı’nda, parlak yıldız Denep’in kuzeydoğusunda küçük bir bulutsu lekesi aramalısınız. Kırmızı renkte ışıldayan hidrojen gazını hangi yıldız veya yıldızların iyonlaştırdığı ise hâlâ bilinmemektedir.

Lyman Alfa Damlası

Lyman alfa damlası adı verilen devasa bir hidrojen gazı bulutu, uzay ve yer temelli gözlemevlerinden gelen x-ışını, görünür ışık ve kırmızı ötesi verilerin birleşiminden oluşan bu olağanüstü görüntünün sol tarafında bir kaç yüz bin ışık yıllık bir alanı kaplamakta. Çok büyük boyutlardaki amip benzeri bu yapı, evrenin yalnızca 2 milyar yaşındaykenki (yani yaklaşık 12 milyar yıl önceki) haliyle görülüyor.

Lyman alfa damlalarına bu isim verilmiş, çünkü bu nesneler hidrojen gazının Lyman Alfa salma çizgisine bağlı olarak güçlü bir biçimde ışınım yapmaktadır. Lyman alfa salması normal olarak tayfın mor ötesi kısmında meydana gelmektedir; ancak Lyman alfa damlaları o kadar uzaktadır ki, ışıkları kırmızıya kayıp (daha uzun olan) görünür ışık dalga boyuna ulaşmaktadır.

Görüntüdeki x-ışını verileri (mavi renkli), damlanın içerisine gömülü etkin bir gökadanın merkezinde beslenmekte olan çok büyük kütleli bir kara deliğin varlığına işaret etmektedir. Sağ taraftaki yakın çekim canlandırmada ise etkin gökadadan gelen ve damladaki hidrojen gazına enerji sağlayıp, onu ısıtan kaynaklardan biri olduğu düşünülen ışıma ve sızıntılar gösterilmektedir. Aslına bakarsanız, ısının çok yüksek olup artık etkin gökada ile bunların çok büyük kütleli kara deliklerinin daha da hızlı gelişmesini engellemeye başladığı Lyman alfa damlaları, gökada oluşumunun ilk evrelerini temsil ediyor da olabilir.

Ejderha Takımyıldızı’ndaki Üç Gökada

Bu ilgi çekici gökada üçlüsü kimi zaman Ejderha (Draco) Grubu olarak da anılır ve tahmin edeceğiniz gibi kuzey yarımküre takımyıldızlarından Ejderha içerisinde yer alır. Gökyüzünde dolunayın yarısından biraz daha büyük bir alanı kaplayan ve hepsi tek bir teleskop görüntüsüne sığan bu gökadalar, soldan sağa tam kenardan görülen sarmal NGC 5981, eliptik gökada NGC 5982 ve tam karşıdan görülen sarmal NGC 5985’den ibarettir.


Grup, bir gökada kümesi olmak için fazlasıyla küçük olup, az yer kaplayan gruplar listesine de kaydedilmemişken, bu gökadaların tamamı Dünya gezegeninden kabaca 100 milyon ışıkyılı uzaklıkta yer almaktadır. Tayfçeker ile yakından incelendiğinde, tam karşıdan görülen çarpıcı sarmal gökada NGC 5985 ışığın özel bir dalga boyunda belirgin bir salma sergilemektedir ki; bu da gökbilimcileri bu gökadayı etkin bir gökada tipi olan Seyfert türü olarak sınıflandırmak konusunda harekete geçirmektedir.

Diğer sıkı gökada gruplaşmaları kadar iyi bilinmese de, görüntülerindeki karşıtlık bu üçlüyü gökbilim fotoğrafçıları için çekici bir konu haline getirmektedir. Bölgenin etkileyici bir derinliğe sahip bu görüntüsü, soluk ve hatta çok daha uzakta yer alan arka plan gökadalarını da gözler önüne sermektedir.

 

Bukalemun’un Karanlık Bulutsuları

Bukalemun, güney gök kutbu yakınlarında yer alan küçük bir takımyıldızdır. Övünülecek hiç bir parlak yıldıza sahip olmayan bu takımyıldız, hiç göze çarpmadan yıldızlarla dolu güney yarımküre göğüne karışıp gider.

Fakat Namibya’nın karanlık gökyüzünde çekilen yukarıdaki görüntü, bu utangaç takımyıldızın çarpıcı bir yanını ortaya koymakta; karanlık bulutsular ve renkli yıldızlarla dolu bir alan.

Mavi yansıma bulutsuları görüntünün her yanına dağılmış vaziyette; ancak en çok dikkati çeken şey yıldız ışığını soluk bir biçimde yansıtan ve karanlık bulutsularla benek benek görünen gümüş renkli toz bulutu bileşimidir. Karanlık bulutsular, yalnızca arka plandaki yıldızlardan gelen ışığı engelledikleri için göze çarparlar. Uzaydaki toz bulutlarını gösteren bu manzara, gökyüzünde yaklaşık 4 derecelik bir alanı kapsamaktadır.

Gece Parlayan Bulutlar

Bazen yeryüzünde geceyken gökyüzünde gündüz olur. Dünya’nın dönüşüyle Güneş kaybolurken, gün batımı yerden yükselmeye başlar. Bu nedenle, yerdegün batımı varken güneş ışınları bulutların üzerinde parlamaya devam eder.

Normal şartlar altında hoş bir gün batımı gözlenir; ancak bazen tuhaf gece bulutlarını, karanlık iyice bastıktan sonra yükseklerde süzülürken gözlemek mümkündür. Potsdam/Almanya yakınlarındaki açık bir araziden çekilen yukarıdaki görüntüde, bir gece bulutu kümesi, akşam karanlığının ardından etrafa ürkütücü beyaz bir ışıltı yayarken görülüyor.Gece bulutlarının buzla kaplı parçacıklardan meydana geldiği düşünülse de, bunlar hakkında daha pek çok bilinmeyen mevcut. Bu bulutları incelemeye yardımcı olması amacıyla fırlatılan uydular arasında, İsveç’in Odin ve NASA’nın AIM uyduları sayılabilir. Güncel bazı kanıtlar en azından bazı gece bulutlarının, uzay mekiklerinden dışarı atılan donmuş sudan meydana geldiğini göstermektedir.

Yakınımızdaki Yıldızlara Evrensel Çağrı

Uzayın derinliklerinden böyle bir mesaj alsak, acaba çözebilir miydik?

“Evrensel Çağrı” projesinde çalışanlar aşağıdaki resmi uzun bir mesajın ilk sayfası olarak yolladılar. Mesaj, 1999 yılı yaz aylarında radyo teleskop kullanılarak yerel yıldızlara doğru yayımlandı.



Diğer bir mesaj da 2003 yılında gönderildi. Mesajların yollandığı tek çanaklı, 70 metre çaplı teleskop, Ukrayna’da, Kırım Yarımadası üzerinde yer alan Yevpatoria kasabasına yakın bir konumda bulunmaktadır.1999 yılına ait bu Evrensel Çağrı’nın yukarıda görülen birinci sayfası yalnızca sayılar içermekte olup, 1974 yılında uzak yıldız kümesi M13 yönünde yayımlanan daha meşhur bir mesaj ile karşılaştırıldığında çözmesi daha kolay bir bulmacadır.

Molekül Bulutu Barnard 68

Bütün yıldızlar nereye gitmiş? Bir zamanlar gökyüzündeki delik olarak kabul edilen şey, artık gökbilimciler tarafından koyu renkli molekül bulutu olarak biliniyor. Burada, yüksek yoğunluğa sahip molekül gazları ve toz, arka planda yer alan yıldızlardan gelen ışığın hemen hemen tamamını soğuruyor. Bu ürkütücü karanlık ortam, molekül bulutlarının iç kısımlarının evrendeki en soğuk ve en fazla yalıtılmış yerlerden biri olmasına yardımcı oluyor.
Bu karanlık soğurma bulutsularının en dikkat çekicilerinden biri olan ve Barnard 68 olarak bilinen bulut, Yılancı Takımyıldızı yönünde bulunmaktadır. Merkezinde hiçbir yıldızın görülmemesi, Barnard 68’in görece yakında yer alıyor olmasına işaret etmekte olup, yapılan ölçümler onu 500 ışıkyılı uzaklığa konumlandırmakta ve yarım ışıkyılı genişlikte olduğunu göstermektedir.

Barnard 68 benzeri molekül bulutlarının nasıl oluştuğu bilinmemekte; ancak bu bulutların yeni yıldız oluşumu için uygun yerler oldukları bilinmektedir. Aslına bakarsanız, kısa bir süre önce Barnard 68’in kendisinin de büyük bir ihtimalle çöküp, yeni bir yıldız sistemi oluşturabileceği keşfedildi. Kırmızı ötesi dalga boyunda doğrudan bulutun içerisine bakmak mümkün olabilmektedir.

Memeli Bulutlar

Alışılagelen bulutların altları düzdür; çünkü yükselen ve soğuyan ılık ve nemli hava, genellikle belli bir yüksekliğe denk gelen, belli bir ısıda su damlacıkları şeklinde yoğunlaşacaktır. Su damlacıkları oluştuktan sonra, o hava mat bir buluta dönüşür.

Bununla beraber, bazı koşullarda, daha büyük su damlacıkları veya buz içeren ve buharlaştıkça temiz havaya dönüşen bulut cepleri ortaya çıkabilir. Böyle cepler, gök gürültülü bir fırtına yakınlarında ortaya çıkan çalkantılı havalarda oluşabilir ve örneğin bir örs bulutunun tepesinde görülebilir. Sonuçta ortaya çıkan bu memeli bulutlar, eğer güneş ışığı yandan vurursa daha da etkileyici olurlar. Yukarıda görülen memeli bulutlar Monclova / Meksika’da görüntülenmiştir.

Nadir Güneş Lekelerinin Nedeni

Güneş, bilindiği gibi, aktiflik bakımından minimum seviyede ve 2 yıldan beri şaşırtıcı bir biçimde Güneş lekelerine rastlamak çok zor. İlk defa Güneş fizikçileri, bunun nedenini anlayabilmiş olabilir.

Colorado’daki Amerikan Astronomi Derneği’nin (American Astronomical Society) basın toplantısında, araştırmacılara, Güneş’in içindeki püskürme akımının (jet stream) normalden daha yavaş bir biçimde yıldızın iç bölgelerinden geçtiğini ve bu durumun Güneş lekelerinin eksikliğine yol açtığı duyruldu.



Tuscon, Arizona’daki Amerikan Ulusal Gözlemevi’nden (National Solar Observatory) Rachel Howe ve Frank Hill, Güneş yüzeyinin 7000 km altındaki püskürme akımlarını belirlemek için “helioseismology” denilen bir teknik uyguladılar.
11 yılda bir Güneş kutuplarına yakın yerlerde yeni püskürme akımları üretir. Akımlar yavaş yavaş kutuplardan ekvatora doğru hareket eder ve kritik enleme yani 22o’e ulaşınca yeni Güneş lekeleri oluşmaya başlar.

Howe ve Hill, gelecek lekeleri oluşturacak olan akımların 10o’lik bir yayı ancak 3 yılda aşabildiklerini farkettiler. Önceki Güneş döngüsündeki akımlar aynı yolu 2 yılda alabilmişlerdi.
Ama sonunda akımlar, Güneş aktivitesinin yıllar sonra yeniden başlayacağının habercisi olan kritik enleme ulaştı.
Şu andaki Güneş aktivitesinin düşük olması araştırmacılara, 17 yüzyılda meydana gelen “Maunder Minimum”un tekrar yaşanabileceğini düşündürttü. Ama yeni sonuç Güneş aktivitesinin yeniden başlayacağını gösterdiği için bu tip kuramları çürüttü.
Akımlar Güneş yüzeyini altında olduğu için direk olarak gözükmüyor. Hill ve Howe bu saklı akımları yakalamak için “helioseismology”i kullandı. Güneş’in içinde hareket eden kütleler, yüzeyde dalgalar oluşturuyor. “P dalgaları” denilen dalgalar tüm iç yüzeyi titreştiriyor ve Güneş’in büyük bir çan gibi sallanmasına neden oluyor. Bu titreşimleri inceleyerek içerde olan akımları farketmek mümkün. Aynı tip teknikler Dünya’nın iç yüzeyinin incelenemesi için jeolojistler tarafından da kullanılıyor.
Böyle bir olayda, araştırmacılar SOHO (The Solar and Heliospheric Observatory – Güneş ve Heliospheric Gözlemevi) ve GONG’dan (Global Oscillation Network Group – Küresel Salınım Ağ Grubu) gelen bilgileri kullanıyor. GONG, Güneş’teki titreşimleri Dünya’nın çeşitli yerlerinde gözlemleyen bir ağ grubu. SOHO ise aynı işlemi uzaydan yapıyor.
Her ne kadar Güneş lekelerinin akımlara bağlı olduğu bilinse de nedeni tam olarak belli değil.

NASA tüm bu gizemleri çözmek için bu yıl sonunda SDO’yu (Solar Dynamics Observatory – Güneş Dinamikleri Gözlemevi) fırlatmayı düşünüyor. SDO gelişmiş heliosismik sensörlere sahip olduğundan Güneş’in içinde tam olarak ne olup bittiğini açıklayabilir.

Gökada Merkezinin Yıldızları

Samanyolu Gökadamızın merkezi, gaz ve toz bulutlarının engellemesiyle optik teleskopların meraklı gözlerinden gizlenmektedir. Fakat bu güzel manzarada, Spitzer Uzay Teleskobu’nun kırmızı ötesi kameraları çok miktarda tozu aralayarak, gökadanın kalabalık merkez bölgesinin yıldızlarını gözler önüne seriyor.

Birçok küçük kareden oluşan yapay renklendirmeli ve oldukça ayrıntılı mozaik görüntü, daha yaşlı, soğuk yıldızları mavimsi renkte göstermektedir. Parlayan kırmızımsı toz bulutları, yıldız doğumevlerindeki genç, sıcak yıldızlarla bağlantılıdır. Samanyolu’nun tam merkezinin yeni doğan yıldızlar oluşturabilme imkanına sahip olduğu ise kısa bir süre önce keşfedilmiştir. Gökada merkezi 26.000 ışıkyılı uzaklıkta, Yay Takımyıldızı yönünde yer almakta ve yukarıdaki görüntü yaklaşık 900 ışıkyıllık bir bölgeyi kapsamaktadır.

Markarian Gökada Zinciri

Başak Gökada Kümesi’nin kalbinde, Markarian Zinciri olarak bilinen çarpıcı bir gökada dizisi yer alır. Bu zincir, aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, sağ üstte yer alan büyük fakat dikkat çekici herhangi bir özelliği olmayan iki merceksi gökada, M84 ve M86 ile başlar.


Onların sol alt tarafında belirgin olarak görünen ise Gözler olarak bilinen, etkileşimli bir gökada çiftidir. 2000’den fazla gökadaya ev sahipliği yapan Başak Kümesi, bize en yakın gökada kümesidir ve Samanyolu Gökadamızı çevreleyen Yerel Gökada Grubu üzerinde dikkate değer bir çekim etkisine sahiptir.
Başak Kümesi’nin merkezi, Başak Takımyıldızı yönünde, yaklaşık 70 milyon ışıkyılı uzaklıkta yer almaktadır. Diğerleri şans eseri üst üste gelmiş gibi görünse de, zincirde yer alan en az yedi gökada uyum içinde hareket ediyor gibi görünmektedir.

Eros: Küçük Gezegen

Güneş yörüngesinde Mars ile Dünya arasında dolanan küçük gezegen 433 Eros, 2000 yılı Şubat ayında robot uzay aracı NEAR-Shoemaker tarafından ziyaret edildi. Yüksek çözünürlüklü yüzey resimleri ile NEAR’ın Lazerli Mesafe Belirleyicisi (NLR) tarafından yapılan ölçümler, taklalar atarak ilerleyen bu uzay kayasının üç boyutlu modelinden türetilen aşağıdaki görüntüde birleştirildi.



NEAR, bilim insanlarına Eros’un neredeyse tekdüze dağılıma sahip bileşimi olan, yekpare, katı bir gövdeye sahip olduğunu ve de güneş sisteminin ilk yıllarında oluştuğunu keşfetme imkânı sağladı. Bununla birlikte, yüzeydeki bazı kayaların neden parçalandığı sorusu da dahil olmak üzere bazı gizemler hala varlığını sürdürüyor.

NEAR projesi, 12 Şubat 2001’de araç küçük gezegenin yüzeyine çarparak indiğinde etkili bir kapanışa sahne oldu ve yüzey tozlarının bileşim çözümlemesini bildirebilecek kadar çalışmayı sürdürdü. NASA, araç küçük gezegenin yüzeyinde 22 ay geçirdikten sonra, 2002 yılı Aralık ayında başarısızlıkla sonuçlanan bir haberleşme denemesinde bulundu. Büyük bir ihtimalle NEAR, insanoğlu becerisinin üçüncü bin yılın başlangıcındaki bir anıtı olarak daha milyarlarca yıl bu küçük gezegenin üzerinde kalmayı sürdürecek.

Şeytan Kulesi Üzerinde Samanyolu

Şeytan Kulesi bir zamanlar patlamaya hazır bir yanardağ mıydı acaba? Wyoming/ABD’de bulunan ve Üçüncü Türle Yakın İlişkiler benzeri filmlerde görünmesiyle meşhur olan Şeytan Kulesi’nin kökeni halen tartışma konusudur. Bu konuda önde gelen varsayım, kulenin bir yanardağ haline dönüşmesi için yüzeye ulaşamadan sertleşmiş olan bir lav sütunu olduğunu savunmaktadır.


Bu varsayıma göre, bir zamanlar yoğun volkanik boyunu çevreleyen daha yumuşak kayalar aşınıp gitmiş ve geriye bu etkileyici kule kalmıştır. Kulenin üzerinde, çok yükseklerde ise Samanyolu Gökadası’nın merkez kuşağı gökyüzünde bir uçtan diğerine kavis çizerken görülüyor.mAralarında Pipo Bulutsusu’nun koyu renkli telleri ile kulenin sağında yer alan kırmızımsı Deniz Kulağı Bulutsusu da dahil olmak üzere, gökyüzünde dikkate değer pek çok nesne mevcut.Yeşil çimen ve ağaçlar resmin ön planını belirlerken, kulenin sol tarafında ufka yakın konumda ise ay ışığı ile aydınlanan bulutlar görülmekte. Diğer pek çok uluslararası simgenin aksine, dağcıların Şeytan Kulesi’ne tırmanmaları serbesttir.

Küçük Bir Yıldızın Yörüngesinde Dolanan Büyük Bir Gezegen

Acaba bir gezegen, etrafında dolandığı yıldız kadar büyük olabilir mi? Bazı güncel gözlemler, yakınımızda bulunan Van Biesbroeck yıldızının böyle büyük bir gezegene sahip olabileceğini ortaya çıkardı. VB 10 bizden yalnızca 20 ışıkyılı uzaklıkta olmasına rağmen, 17 kadirlik parlaklığıyla çok soluk olan bu küçük kırmızı cüceyi görebilmek için bir teleskop kullanmak gerekmekte.



Van Biesboreck yıldızı, gökyüzündeki yüksek özdevinimi nedeniyle daha önceden de bilinmekteydi. Bu yıldız o kadar hızlı ilerlemektedir ki; bir dolunay genişliği kadar ilerlemesi yalnızca 1000 yıl civarında sürecektir.

Gökbilimciler, VB 10’un gökyüzünde izlediği yörüngede küçük bir kıpırtıyı fark ederek, Jüpiter’den bir kaç kat daha büyük kütleye sahip bir gezegenin var olduğu sonucuna vardılar. Bu arada, her ne kadar VB 10 bir ihtimal keşfedilen gezegen VB 10b’den on kat daha büyük kütleli olsa da, söz konusu yıldız da büyük bir ihtimalle yüksek oranda sıkışmış olduğundan, bu ikisi birbirlerine yakın büyüklükte olabilir.

İşte böyle bir sistem, bir sanatçının gözüyle yukarıda canlandırılmıştır. VB 10 benzeri soluk M sınıfı yıldızların çok yaygın olmaları nedeniyle; bu yıldızların çevrelerini saran ve kendi yıldızlarından daha büyük gezegenleri de barındırabilecek gezegen sistemleri, güneş sistemimize benzer gezegen sistemlerinden daha yaygın olabilir.

Merkür’deki Volkanik Arazi

Neden Merkür’deki büyük kraterlerin içleri göreceli olarak düz acaba?

Geçen Ekim ayında Merkür’ün yanından geçen robot uzay aracı MESSENGER’dan gelen son resimler; Merkür’ün Dünya’nın uydusu Ay’daki denizlere benzeyen, içleri düz büyük kraterlere ev sahipliği yapan daha önce keşfedilmemiş bölgelerini gözler önüne sermektedir.



Bu nedenle, yine Ay’daki denizlere benzer olarak, Merkür’deki bu kraterlerin eski fakat çevresindeki yüksek oranda kraterli yüzeyleri kadar da eski olmayan lav akıntıları ile dolmuş olduğu düşünülmektedir.

Merkür’ün batı kenarını gösteren yukarıdaki mozaik görüntü, MESSENGER tarafından geçen Ekim ayında güneş sistemimizin bu en içteki gezegenine yaklaşması sırasında oluşturulmuştur. Yaşlı ve aşırı derecede desenli yüzey parçaları görüntünün alt kısmı boyunca uzanırken, küçük kraterlerin ilk bakışta çıkıntı yapan tepeler gibi göründüğü nispeten düz çarpışma havzaları ise ortanın solunda yer almaktadır.

 

Akrep Yüreği’nin Doğusu

Akrep Yüreği (Antares)’nin doğusunda, Samanyolumuzun merkezi yönünde yer alan kalabalık yıldız tarlaları üzerinde, oraya buraya gelişi güzel dağılmış koyu renkli çizgiler mevcuttur. 20. yüzyılın başlarında gökbilimci E. E. Barnard tarafından kayıt altına alınmış olan ve aralarında B59, B72, B77 ve B78’in de bulunduğu bu örtücü yıldızlararası toz bulutları aşağıdaki görüntüde yıldızlarla dolu arka plan üzerinde karaltı olarak görünmektedir.


Bu karaltıların birleşmiş hali, gövdesi ve çanağıyla bir pipoyu andırmaktadır; o nedenle de koyu renkli bu bulutsunun yaygın adı Pipo Bulutsusu’dur. Geniş bir alanı kapsayan yukarıdaki net görüntü, çok karanlık Şili gecelerinde çekilmiştir. Görüntü, telaffuz edilebilir takımyıldız Yılancı (Ophiuchus) içerisinde 10×7 derecelik bir alanı gözler önüne sermektedir. Pipo Bulutsusu, yaklaşık 450 ışıkyılı uzaklıkta yer alan koyu renkli Yılancı bulut yapıları bütününün bir parçasıdır. Bu arada, Pipo Bulutsusu’nun içerisinde bulunan yoğun gaz ve toz çekirdekleri yıldızlar oluşturmak üzere çökmektedir.

Hirsau Manastırı Üzerinde Bahar Göğü

Bu gece gökyüzünde neler var acaba? Yalnızca arabanıza giderken bile olsa, gün batımından hemen sonra dışarıda gezinirken yukarıya atacağınız kısa bir bakış, Dünya’nın dört bir yanında pek çok başka insanın da izlediği güzel bir gece göğünü görmenizi sağlayabilir.


Yukarıdaki görüntünün sizin yörenizdeki halini izleyebilmek için, yüzünüzü güneye dönüp başınızı geriye doğru yatırın. Kuzey yarımkürenin büyük bir bölümünde, bahar zamanı gün batımından hemen sonra neredeyse tam tepenizde görebileceğiniz şey, Büyükayı Takımyıldızı’nın bir parçası olan Büyük Kepçe’dir. Büyük Kepçe’nin kepçe tarafı, saatler boyu izlediğinizde tüm gökyüzü etrafında dönüyormuş gibi görünen Kutup Yıldızı’nı işaret etmektedir. Kutup Yıldızı (Polaris), Küçükayı Takımyıldızı olarak da bilinen Küçük Kepçe’nin ucunda yer almaktadır. Saate bağlı olarak görülebilecek diğer takımyıldızlar Çoban, Aslan, İkizler ve Arabacı olacaktır.

Yukarıda yer alan balıkgözü görüntü Almanya’da çekilmiştir. Görüntünün etrafında görülenler, 830 yılında kurulan ve bir zamanlar Benedictine Manastırı olan Hirsau Manastırı’nın avlusudur.

Yandan Görülen Gökada

Bizim Gökadamız da bu kadar ince mi acaba? Öyle olduğuna inanıyoruz. NGC 4565, büyük bir ihtimalle bizim kendi sarmal gökadamıza benziyor; ancak uzaktan bakıldığında tam kenardan görülmekte. Dar olan yandan görünüşü nedeniyle İğne Gökadası olarak da bilinen parlak NGC 4565, kuzey yarımküre göklerinde teleskopla yapılan pek çok gezintinin duraklarından biri olmaktadır.


Bu gökada soluk fakat düzenli takımyıldız Berenis’in Saçı içerisinde yer almaktadır.

Yukarıdaki net, renkli görüntü; gökadanın yaşlı, sarı yıldızlarından gelen ışığın baskın olduğu şişkin merkez çekirdeğini gözler önüne sermektedir. Bu çekirdek, NGC 4565’in ince gökada düzlemini dantel gibi saran örtücü toz şeritleri tarafından etkileyici bir biçimde kesilmiştir.NGC 4565, yaklaşık 30 milyon ışıkyılı uzaklıkta yer almakta olup, 100.000 ışıkyılının üzerinde bir çapa sahiptir. Bazı gökyüzü tutkunları, küçük bir teleskopla görülebilen NGC 4565’in Messier’nin atladığı önemli bir gökyüzü şaheseri olduğunu düşünmektedir.

Akrep Yüreği’ne Akan Karanlık Nehir

Pipo Bulutsusu’nu parlak yıldız Akrep Yüreği yakınında yer alan renkli bölgeye bağlayan şey, “Karanlık Nehir” lakabı ile resmin sol tarafından akıp gelen koyu renkli bir buluttur. Her ne kadar bulutsu büyük ölçüde hidrojen ve molekül gazları içerse de, Karanlık Nehir’in koyu rengine arka plandaki yıldız ışığını soğuran toz neden olmaktadır.

Etrafı tozla kaplı, kırmızı üstdev evresinde bir yıldız olan Akrep Yüreği (β Sco/Antares) tuhaf, parlak, sarımsı bir yansıma bulutsusu yaratmaktadır. Onun üzerinde, parlak mavi renkli çift yıldız Ro Yılancı daha sıradan duran mavimsi yansıma bulutsularından birinin içerisine gömülü durumda görülürken, kırmızı salma bulutsuları da bölgeye yayılmış durumda. 7000 ışıkyıllık mesafesiyle renkli bulutun çok daha gerisinde yer alıyor olsa da, küresel yıldız kümesi M4 Akrep Yüreği’nin hemen sağ üst tarafında görülebiliyor. Karanlık Nehir’in kendisi ise yaklaşık 500 ışıkyılı uzaklıkta yer almaktadır. Bu renkli gökyüzü manzarası, Akrep Takımyıldızı içerisinde yaklaşık 10 derece (20 dolunay) genişliğinde bir alanı kapsayan teleskop görüntülerinin birleşiminden oluşmaktadır.

Kategoriler:Astronomi - Uzay, Bilim
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: