Anasayfa > Bilinmeyen, Tarih > Tufanlar Çağı – Suların Efendisi Nommo Günü

Tufanlar Çağı – Suların Efendisi Nommo Günü


SUYUN EFENDİSİ…

Kendisinden “Suyun Efendisi” diye söz edilen “Deniz Nommo’su (O-Nommo) ele alındığında, “deniz” ya da “sular” sembolü de açıklık kazanır. Dagon mitolojisinde ifade edilen sembol, genel olarak Nuh Tufanını ifade etmektedir.

Dagonlarda “O’Nommo” diye tabir edilen “Suyun Efendisi” yani Hz.Nuh adını çağrıştırmaktadır.
Nommo’nun gemisi tek, eşsiz ve üstündü, çünkü doluydu “Geminin 60 oyuğu karınca oyukları gibidir, denilirken, şu vazifeleri Nommo’nun (Nuh) yaptığını anlıyoruz. (Organize etmek, sevk ve idare etmek, denetlemek. Peygamberlerin sıfatlarını incelersek Adalet sıfatıyla bunların izahı doğrulanmış olmaktadır.)

Nommo’nun Alem Gemisinin Aşamaları:

Geminin inişi sırasında zincirin, atları sembolize ettiği, zürriyetler silsilesini gösteren bir sürü halkanın sıralandığı iki kat oluşturmaktadır.

Geminin Gerçekten iki katlı olduğu, diğer bir yaklaşım tarzına göre de, söz konusu bağ ile bugün kullandığımız “Radyoelektrik irtibat ve sevketme sistemleri” arasında bir benzerlik bulunduğu şeklindedir. Bilindiği gibi, bir titreşimli hareket bir karın ve düğüm dizisi meydana getirir. Diğer hareket biçimlerine kıyasla bu hareket, iki düğümü ayıran mesafenin ikili oluşuyla tanımlanır. Her halkanın tek başına bütünü temsil etmesini de açıklamış olur.
Bir başka anlatımla gemi iki katlı büyük, atalar zinciriyle donatılmış, yani (Gen Bankası) aynı zamanda kendi koordinatlarını tespit edebilmek için radyoelektrik sistemiyle donatılmış, Kuzey yıldızına ve Sirius yknomlarını tespit ediyordu. Nuh peygamber… Geminin salınım yapmasını ilişkin olarak

Dagonlar şöyle diyor:

Üst üste konulmuş (ikili) sandık (gemi) 8 dönem boyuna salınım yaptı. Sandık önce güneye, sonra yine kuzeye sarkarak salınım yapıyordu.
Dagon mitolojisinin aktardığı, Nommo: aynı zamanda vahiy kanalıyla “Kelam” nakledecek bir peygamberdir ibaresi vardır. Bu da bizim Nuh peygamberdir ifademizi doğrulamaktadır.
Mitoloji şöyle devam eder: Nommo, iniş sırasında gemiye yerleştirmiş “başkan kapları” vasıtasıyla zaman ve mekânı tespit ediyordu.

Gemi, Nommo’nun nemli topraktan olan bölgeye konması veya inmesi şöyle ifade ediliyor.
“Toprağa varan gemi, balçık üzerinde kaydı” denir.
Bir diğer deyişle toprak üzerine varan gemi “bulunan varlıkların sırasıyla inmesinden sonra” şeklinde bir ifade vardır. Bu da bize geminin Cudi dağına oturup oradan geminin içindeki varlıkların sırasıyla yeryüzüne inip dağıldığı gerçeğini hatırlatmaktadır:
Bunun yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şu ayeti kerimeyle belirtmektedir.

“Allah’ın emri olarak ‘Ey arz suyunu yut ve gök, yağmuru tut” denildi. Su çekildi ve işbitirildi. Gemide Cudi Dağı üzerinde kararlaştı ve “Zalimler helak olsun” denildi.
(Hûd/44…)

Dünya Mitlerinde Tufan:


Dagonlarda olduğu gibi diğer yeryüzü mitlerinde de Tufan’dan bahsetmektedir.

100’E YAKIN TUFAN EFSANESİ VAR…

Asya’da 13, Avrupa’da 4, Afrika’da 5, Avustralya ve Güney denizi adalarında 9, Amerika (Kuzey, Güney ve Orta Amerika’da 37 adet Tufan destanı vardır.
Sümerler, büyük Tufan tarihi realitesinde en ufak bir şüpheye dahi yer vermeden krallarının listesinde Mezopotamya hâkimlerini, tufandan önceki ve sonraki krallar diye ikiye ayırmaktadırlar. Bunların vakay-ı Nâme (kronik) lerinde daima:
“Ve sonra büyük tufan oldu ve tufandan sonra gökten tekrar krallar indi” diye geçer.

Destanlarla İlmi Araştırmalar İç İçe: (Gılgamış Destanı)

1872 yılında Kuyuncik’te yapılan kazılarda Ninova (Asurluların şehri) Kraliyet kütüphanesinin harabeleri bulundu. Bunlar arasında çivi yazısıyla yazılmış ve Şark tarihine “Gılgamış Destanı” olarak geçmiş bir Babil Destanı’nda vardı.
Merkezi resim Uruk Kralı Kahraman Gılgamış idi. Destanda belirtildiğine göre Gılgamış bir defasında şahidi olduğu büyük tufandan haber veren büyük babası “Uto-Napistim”e gitmek istemişti. Utanapistim, bazı almetlerle ikaz edilmiş, kendisi ile inananları (Nuh A.S.) dan bahsetmektedir. İçin sular çekilinceye kadar içinde barınacağı bir gemi inşa etmiştir. O da bir güvercin, bir kırlangıç ve bir karga salbış, karga geri gelmeyince ümmeti ile birlikte gemiyi terk etmiştir.

Eski şarkta, bundan birkaç bin yıl önce gerçekten bir tufa vuku bulduğu şüphe götürmez.
Asurlularda da, Babillilerdekine çok benzeyen bir tufan destanı mevcuttur. Kahraman Gılgamış yerine burada Izdubarı atası Uta-Napistim yerine de Hasis-Adra veya (Xisuthros) vardır. Babil Hilla ile Bağdat yolunun ortasında bugünkü Abu-Habba tepesindeki eski (Akla Ziggurat bilgisindeki ckiminansi gökle yerin birleştiği yer-kelimesini çağrışım yapmaktadır.)
Şuruppak şehrinin yok olması şeklinde zuhur etmiştir. Babil metinlerinden anlaşıldığına göre geminin kalıntıları, Ararat (Ağrı) dağının güney tarafındadır.

Azteklerin bildirdiğine göre tufanın müddeti 5 gün ile 52 yıl arasındadır. Sebep olarak muazzam miktardaki yağışlar dışında kar fırtınaları da göstermektedirler. Ayrıca buzul erimesi (Edda) yağmurlu fırtına, zelzele, girdaplı tayfun fırtınası (Dagonlarda da Dolambaçlı Nommo, yağmur, suyun efendisi kelimeleriyle paralellik arzetmektedir.) zelzele ve deniz baskınlarını da bir arada zikredebiliriz.
Çinliler sebep olarak kötü ruh Kung-kung’un gazabı esnasında gökyüzünü taşıyan direklerden birini, bir kafa darbesiyle devirmesini gösterirler. Her yeri sular altında bırakmıştır. Ayrıca Güney Amerika’daki Thıahuanac bölgesinde de bir tufandan bahsedilmektedir:
Sümerler, büyük tufan tarihi realitesinde en ufak bir şüpheye dahi yer vermeden krallarının listesinde Mezopotamya hâkimlerini, tufandan önceki ve soraki krallar diey ikiye ayırmaktadırlar. Bunların vakayı-name (kroniklerinde) daima “Ve sonra büyük tufan oldu ve tufandan sonra gökten tekrar krallar indi.” diye geçer. Akla birinci olarak inananların geminin çok yükselmesini ve gökten tabiri yapılarak (İnsana göre dağ yücedir. Yüksektir.) yer sathıyla geminin sularını üstündeki yüksekliği anlatılmasını ifade ediyor. İkinci olarak da, bizim tarih anlayışımızın artık değişmesi gerektğidir, dolayısıyla çağların ikiye ayrıldığı

 

 

 

a) Tufandan önceki çağlar,
b) Tufandan sonraki çağlar diye belirtmemiz gerektiği vurgulanıyor.

1922den 1929’a kadar İngiliz Arkeolog Wooley tarafından yapılan Ur’daki kazılarda ancak muazzam bir afatın geride bırakabileceği muhakkak olan 2.5 metre kalınlıkta bir kil tabakasına rastlandığıdır. Bunun birikebilmesi için, muazzam yükseklikte bir suyun bu bölgede uzun zaman bulunması gerekli idi. Bunun da manası, Irak çöllerinden Eleam tepelerine, eski Babil’den İran körfezine kadar bütün memleketin su altında kalması demekti.

İlim çevrelerince Tufan gerçeğini apayrı iki araştırma dikkatleri kendine çekmektedir. Bunların birisi 11.600 sene önce yaşamış küçük bir deniz mahlûkunun kabuklarının jeologlarca incelenmesi, ikincisi ise 8000 yıl kadar önce bir adamın elinden çıkan yazıların arkeologlar tarafından araştırılmasıdır.

Asurluların başşehri Ninova harabelerinde 1850 yılında Amatör bir İngiliz arkeologu Sir Henry Layard, bozulmamış binlerce kil tableti bulmaya muvaffak oldu. Tabletler Londra’daki British Museum’a gönderildi. Hayatını bu işe adayan ilim adamları, günümüze kadar gelebilen bu garip kama şeklinde kile basılmış çivi yazılarının şifrelerini çözmeye başladı. Bunlardan George-Smith, bir gece tam o gün temizlenmiş olan bir tablet parçasını eline aldı ve gittikçe artan bir şaşkınlık içinde Asurî dilinde su baskınının bir haberini okumaya başladı. Smith’in okuduğu parça “Gılgamış Jestanı’nda anlatılan tufanın Babilce tercümesi idi. O-Uta-Nahistim (Nuh A.S.) adında bir kişiden söz ediyor ve cihan şümul tufandan kurtulanlardan olduğunu anlatıyordu. Nuh’un kıssası ile bunun benzerliği hayret vericiydi ve tesadüf olmasına pek ihtimal yoktu…

1877’de Pennsylvania Üniversitesi (ABD) Mezopotamya’da yapılacak bir kazı için para ayırmaya karar verdi. Sümerlilerin eski Nippur şehrindeki kazıdan 50.000 tablet çıkarıldı ki, bunlar halen incelenmektedir. Bunların arasında 3700 yıllık bir tablet parçasında Gılgamış Destanı’nda kaydedilmiş olan Tufan’ın başka bir haberine rastlardı.

Mezopotamya’daki yapılan bu kazılardaki Mikroskobik analiz temiz milden kalın bir tabakanın eski Sümer Medeniyetini yok edecek kadar geniş ölçüde, bir tufan tarafından meydana getirildiğini ortaya koyuyordu. Burada büyük su baskınının tarih kitaplarındaki an’ane ile tıpatıp uygun ve tartışılamayacak kadar gerçek jeolejik delil ortaya çıkıyordu. İlim adamlarına göre ilahi kitapta (Kur’an’da) yazılı olan tufan artık tamamıyla gün ışığına çıkıyordu. Gılgamış Destanı ile Nuh’un (A.S.) kıssası Mezopotamya çölünde kazıların bir kuyuda ortak bir kaynakta birleşmiş oluyordu. Belki de Körfez Harbi hatırlanırsa (Bağdat ve Basra arası bombalandığı zaman kimbilir bu çalışmalarda tarih’in derinliklerine gömülmüştür.)

Öbür taraftan aynı jeolojik çalışmalar, 1960’lı ve 1970’li yıllarda iki Amerikalı tarafından Meksika Körfezinin dibinde başlamıştır. Körfezin dibinden ince uzun silindir şeklinde kaplarla tortuları yukarı çektiler. Bunların içinde mini mini bir hücreli foraminifer adı verilen Plantktonik organizmalar buldular. Satıhta yaşarken bu organizmalar kabukları içinde suyun sıcaklık ve tuzluluğunun kimyevi “kayıtlarını” tutmuşlardı. Üreme zamanında kabuklar çıkarılıyür ve denizin dibine düşüyorlardı. Bu durum, zemindeki tortuyu meydana getiriyordu.

Bir kesiti 100 milyon yıldan fazla eskiye giden iklimlerin kaydını yapıyordu. Ler inç (2,5 cm) iki bir tortu silindiri yeryüzünün geçmişinin 1000 yıl kadarını sergileyebiliyordu.
Bu çokeltiler, Miami Üniversitesinden Cesare Emoliani ile Rohde Island Üniversitesinden James Kennett ve Combridge Üniversitesinden Nicnola Chacki-kon’dan kurulu iki ayrı ekip tarafında incelendi. Her iki ekip, tuzlulukta dramatik bir değişiklik tespit ettiler. Bu da Meksika körfezine muazzam bir tatlı su baskını olduğunu ispatlıyordu. Radyoaktifme odu kullanılarak Jeokimyacı jeery stupp (Miami Üniversitesi) bu su baskınının aşağı yukarı” 11600 sene önce olduğunu tespit etti.

Emiliani, tartışmaya dahi yer vermeden, muazzam suların Meksika körfezine akmış olduğunu ifade ediyor. “Biz bu biliyoruz” diyor. Çünkü foraminifer (çoğu denizlerde, çok az türü de tatli sularda yasayan sevimli kabuklu canlilar) kabuklarının oksijen İzotop oranları Meksika körfezinin suyunun tuzluluğunda geçici bir azalma meydana geldiğini göstermektedir. Bu açıkça, 12000 ile 11600 yılları tufanın esas dönemine rastlamaktadır. Böylece hiçbir şüphe ve tereddüde mahal bırakmadan Tufan hakikati ilim âlemince de tespit edilmiştir…

Araştırmaların Işığı Altında Olayın Meydana Geldiği Yerler:

1) Kur’an’da zikredilen Cudi, bir dağ silsilesidir. Ancak şimdiki bulunan gemi kütlesinin bulunduğu yer bir silsile içinde en çok dikkatleri çeken bir bölgedir. Araştırmalar burada yoğunlaşmaktadır.

2) Kur’an-ı Kerim’de sefine yerine kullanılan “Fülk” kelimesi fark iki kıratı (okunuşu) göre hem cemi, hem de müfret (tekil) manaya gelmektedir. Cemi manasında (Çoğul olarak) bu bir donanma filosudur. Dagon’ları anlatırken geçen ve Atlantis uygarlığının çöküşünde geçen geminin anlatımlarında her ne kadar bir adet gemiden bahis varsa birden fazla olabileceği de belirtilmiş. Böylece müfret manaya alınırsa gem bir tane olduğu ortaya çıkıyor. Ancak bu gemi vahye müsned inşa edildiği için en modern özelliklere sahiptir.

3) Kelime yapısındaki incelikler ve olayın meydana geldiği yerler o dönemin sosyal hadiseleri mütehassıslar tarafından yeniden ele alınmalıdır.

a) Kur’an geçmiş ve hadiseyi şu hususiyetlerle ele alır. Tevrat, İncil ve diğer semavi kitaplardaki peygamberlerin mühim hadiselerini, o kitapların tasdiki altında kuvvet ve ciddiyetle haber veriyor.
b) İttifak ettikleri noktalar da onlara muvaffak ediyor.
c) İhtilaf ettikleri konularda hatlarını tashih ederek hadisenin aslını ortaya koyuyor.

 

Nuh’un Gemisi’nin Bulunduğu Bölgenin Özellikleri:

1) Nuh’un gemisi yakınındaki Mahşer Köyü’nün Tufan kurtulanların kurdukları ilk yerleşin yeri olduğu tahmin edilmektedir.
2) Halk arasında ve çevresinde yaşayanlar bu dağa Cudi diyorlar.
3) Bir zamanlar bu köyde zeytin yetiştiği söylenmektedir.
4) Gemi kütlesi içinden çıkan örneklerde silisleşmiş ağaç kırıkları ve bazı örneklerin içerisinde saf demir oksitten ibaret paçalar gözlenmiştir.
5) Ağrı Dağı külliyesini en iyi bu tepeden görmek mümkündür.
6) Ülkemizde ve özellikle Anadolu’da en iyi canlı heyelan burasıdır. Bu heyelan bilim açısından önemlidir.
7) Bu yörede yapılmakta olan jeolojik araştırmalarda elde edilen veriler, bölgede bir tufanın meydana geldiğini teyid eder niteliktedir.
8 ) Çevresini oluşturan toprak malzemesine kıyasla, gemi kütlesinin malzemesi daha yüksek fiziksel mukavemete sahiptir…
9) Temeli oluşturan kaya türleri incelenmiş, 25.000 ölçekli jeoloji haritaları çıkarılmıştır.
10) Yeraltı radarları ile jeofizik araştırmaları yapılmıştır. Geminin kütlesinde yüzeyde 1.5 metre ve 6–9 metre kadar derinliklerde iki ayrı seviyede elektromanyetik özellikler farklı olan malzemeler belirlenmiştir.
11) her şeyden önce bu kütlenin biçimi insanoğlunun inşa ettiği ilk gemilerle tamamen benzerlik göstermektedir. Son derece mükemmel simetriğe sahiptir. Ön kısım geniş arkaya doğru giderek daraltmaktadır. Ayrıca boyut olarak ölçüsündedir…

 

 

İLMİ ARAŞTIRMALAR  VE TUFAN GERÇEĞİ

Jeolojik malzemeler bütün dünyayı saran bir tufanı desteklemektedir. İlim adamlarının tahminine göre arz sathının katmanlarının yüzde 75’den fazlası taş yapılıdır. A.B.D. de Kaliforniya ve Colorado platosunda büyük tabakalar mevcut olup, en çok bilinen yığılma tabakaları, 1800 m. Derinlikte Hindistanda’dır. Jeologlar Tufanı ispatlar keyfiyet de ve hemen hemen dünyanın her yerinde, değişik iklim ve coğrafik bölgelerden taşınmış hayvan ve bitki fosilleri bulmuşlardır. Bütün bi fosiller, canlıların taşınarak büyük bir sel neticesinde buralarda fosilleştiğinin açık bilgesidir.

Kuzey Rocky Dağlarında denizde yaşayan hayvanlardan TRİLOBIT ve yapıları bozulmamış böceklerin fosilleri bulunmuştur. Yapılarının bozulmayışı bu canların yavaş yavaş değil aniden öldüklerini göstermektedir. Hatta balık fosilleri, tabakalar arası da hiç bozulmadan kalmıştır. Kılçıkları dahi üzerindedir. Büyük bölgelerde milyarlarca balıktan müteşekkil balık sürüsü fosilleri de bulunmaktadır. Jiolog H. Moller, Britanya adalarının büyük bir kesimini kaplayan çok eski devirlerinden kalma fosiller hakkında şunları söylemektedir.

Tarihin herhangi bir döneminde korkunç bir afet 150 km.lik bir şeritte balıkların ani ölümün eyol açmıştır. Orkney adalarında ve Cormarty’de aynı manzara görülmektedir. Buradaki balık fosilleri büyük bir ölümün izlerini taşımaktadır. Vücutları kırılmış ve eğri şekildedir. Kuyrukları bazen kafalarına kadar kıvrılmış ve eğri şekildedir. Bu sahneye ancak kramptan ölen balıklarda rastlanır…
Moller’in tasvir ettiği bölge 51.800 km2 lik sahayı kapsamaktadır. Bölge yok edici bir kuvvetin tahribatının izlerini taşımaktadır. Jeolog Harry S. Ladd’da, Kaliforniya Santa Barbara’da 15–20 cm. uzunluğunda balıkların kapladığı 10 km2 lik bir sahadan bahsetmektedir. Soru şudur? Balık fosilleri bataklık olan bir kara parçasına nasıl gelebildiler?

Paleonotologların bahsettikleri bir başka yerde A.B.D. ayaleti Jyonming’dedir. Bu bölge şimdi turistik bir yerdir. Çok çeşitli balık ve bitki fosilleri bu arada bulunmaktadır. Bölgede 2,5 m uzunluğunda balıklarla 1,20 m. Uzunluğunda palmiye yaprakları bulunmuştur. Ayrıca yengeç, kaplumbağa, timsah, sazan, kuşlar, memeliler hayvanlar ve böceklere ait birçok fosil bulunmuştur. çeşitli iklim ve bölgelere ait fosil karışımları en büyük fosil yataklarındadır. Batlık denizi Bernstern’de bulunan böceklerde PREHİSTORİK devirdekilerden daha yenidir ve Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelmiştir.

Jeolog Heribert Nilson bazı yapraklardan klorofilin, böceklerde de yumuşak doku kısımlarının ve pigmentlerin yani renk maddelerinin korunduğuğunu, bununda bu canlıların ani ölümlerinin işareti olduğunu bildirmektedir. Aslında bu kısımlar ölümden hemen sonra birkaç gün içinde yok olmaktadır. Bu da Tufanı destekleyen bir başka delildir. 1851’de Dorc Hester’de kayalar dinamitlenirken etrafa uçan taş parçaları arasında işlenmiş bir metal kap bulmuştur. Üst kısmı gümüş kakma bir çiçek demeti bulunduruyordu. Alt kısmı da ustaca, çiçeklerle işlenmiştir. Bu da o dönemde kavimlerin metal işçiliğindeki ustalıklarını göstermektedir.

Eğer bir tufan aracılığıyla olmasa bu madeni kap oraya nasıl girebildi? Bir başka sır da Pennysilvalya’da Norristun’da taş kırma esnasında 20 metre derinlikteki bir mermer blokta bulunmuştur. Mermer, tabrikada parçalara ayrıldığında üzerindeki eski yazılar otaya çıkmıştır. 1889’da İdaho’da bir artezyen kuyusu açılırken 90 m derinlikde bir kadını tasvir eden heykel çıkarılmıştır. (Suva pulo olabilir) bütün dünyanın alakasını çeken bu heykel 90 m. Derinliğine nasıl inebilmiştir. Şimdi müzede gösterilmektedir.

Astronomik tufan delilleri de vardır. Adelaid Rasathanesi idarecilerinden George P. Dodwell 1960’larda Prof. Arthur J. Brandenburger’e gönderdiği mektubunda 26 yıldır güneş yörüngesi üzerinde çalıştığını ve geçmiş devirlerde EKLİPLİK eksinin 23,5 den bir ara 26,5 e döndüğünü (tufan esnasında) ve 1850 yıllarında da tekrar yine 23,5 e döndüğünü yazmaktadır.
Tufan’ın en kuvvetli delilerinden biri de Dünyanı en yüksek Dağı olan Everest’de buluna fosillerdir. Burada çok çeşitli salyongoz kabukları, balık yüzgeçleri bulunmuştur. Bundan başka diğer zirvelerde böyle buluşlar olmuştur.

 

VAN GÖLÜ VE TUZ GÖLÜ

Jeologlar Ağrı Dağından deniz hayvanlarının kabuklarını getirmişlerdir. Ağrı bölgesindeki iki gölde tuganın izlerini taşımaktadır. Van gölü deniz sathından 1714 m. Yükseklikte olup, % 022,4 nisbetinde tuz ihtiva eder. Bu haliyle deniz hususuyeti göstermektedir. İran’daki Urmiye gölü ise 1489 m yüksekliktedir. 144 km uzunlukta ve 48 km genişliktedir. Hiçbir yeri de 6 m den daha dedin değildir. Taş nisbeti de % 23’tür.

 

Birkaç yıl evvel Türk Hava Kuvvetleri Ağrı Dağı yakınlarında gemiye benzer bir nesnenin resmini çekmiştir. Bu açıkça Nuh’un gemisini andırmaktadır.

 

 

 

KUTSAL KİTAPLARDA GEMİNİN ÖLÇÜLERİ

Tevrat’ta Nuh’un gemisi ve Tufan ile alakalı kısımlar, şöyle belirtilmektedir. “Geminin uzunluğu 300 arşın, genişliği 50 arşın ve yüksekliği 30 arşın olacaktır. Gemiye ışıklık yapacaksın ve onu yukarı doğru bir arşın tamamlayacaksın. Ve geminin kapısının yan tarafına koyacaksın, alt, ikinci ve üçüncü katlı olarak yapacaksın, “(Genesis s. 6–15–16)

“Ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşayan, bütün beden sahibi olanlardan her nevinden ikişer olarak gemiye getireceksin. Erkek ve dişi olacaklar. Cinslerine göre kuşlardan ve cinslerine göre sığırlardan ve cinslerine göre toprakta her sürünenden, her nev’inden ikişer olarak saklamak için sana gelecekler. Ve sen yeniden her yemekten kendine al ve yanına topla sana ve onlara da yiyecek olacaktır. Ve Nuh, Allah’ın kendisine emrettiği her şeye göre yaptı. Öyle yaptı. (Genesis, 6, 19–22)

“Ve kendisinde hayat nefesi olan her bedenden ikişer ikişer gemiye Nuh’un yanına girdiler. Ve girenler Allah’ın emrettiği gibi beden sahiplerinden, erkek ve dişi olarak girdiler ve Rab onun üzerine kapıyı kapadı. Ve yer üzerinde kırk gün tufan oldu ve sular çoğalıp gemiyi kaldırdılar ve yerden kalktı. Ve sular yükseldiler ve yer üzerinde ziyadesiyle çoğaldılar ve gemi suların yüzü üstünde yürüdü. Ve yer üzerinde sular çok yükseldiler ve bütün gökler altında olan bütün yüksek dağlar örtüldüler. Sular onbeş arşın daha yükseldiler ve dağlar örtüldülre. Ve yer üzerinde hareket eden bütün beden sahipleri, gerek kuşlar, gerek sığır ve hayvanlar ve yer üzerinde her sürünün ve her adam öldü. Bütün karada olanlardan burunlarında hayat ruhunun nefesi olanların hepsi öldüler. Ve adamlar sığırlara kadar, sürünenlere kadar ve göklerin kuşlarına kadar, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silindi ve yeryüzünden silindiler ve yalnız Nuh ve kendisiyle beraber gemide olanlar kaldılar. Ve yüz elli gün sular yeryüzünde yükseldiler. (Genesis 7. 15–24)

“Ve gittikçe sular yerden çekildiler ve yüz elli gün bittikten sonra sular azaldıla. Ve gemi yedinci ayda, ayın onyedinci gününde, arar dağları üzerine oturdu.” (Genesis 8, 3–4)

 

KUR’ÂN’DA HZ.NUH’UN GEMİSİ

“Su çekildi iş bitirildi (ve gemi gelip) Cudi’ye aram eyledi.” Hud Suresi.
Nuh Peygamber ve Tufan ile ilgili olarak 15 ayet tespit edilmiştir. Tefsirleri de çıkartılarak fiziksel verilerle birlikte bu ayetlerin uygunluğu mukayese edilmektedir. Bu kütlenin Ağrı Dağı yerine başka bir dağda bulunması ve bu yörede CUDİ isimli bir tepinin bulunması Kur’ân ayetlerinin doğruluğunu bir kez daha ispatlamaktadır.

HZ. KATEDE: “Bu Ümmetin İlkleri O’nu Gördü”
Kur’ân-ı Kerim’de Nuh’un Gemisi hakkında şöyle buyurulur. “Şanım yüce hakkı için biz o gemiyi bir ayet, (alamet, işaret, ibret) olarak bıraktık. (Kamer/15)
Katade’den Hz. Nuh’un Gemisi’nin enkazı Cudi Dağı’nda kaldı hatta bu ümmetin ilkleri onu gördü diye rivayet edilmiştir.
ELVAH: Levhin çoğuludur.
LEVH: İse tahta gibi yassı şeye denir veya bu günkü çelik levhalardır.
DÜSÜR: Disar’ın çoğuludur. Perçin çivileri manalarına gelir.
DİSAR: Çivi, Perçin çivisi, Dolayısıyla
Akla şöyle bir düşünce geliyor: “Gemi’nin (İskeleti, çelik) “Levhalarla” “perçinlenerek” tamamlandı. “Böyle düşündüğümüz de kelimeler manalarını buluyor. Aynı Yunus suresi 12. ayetinde olduğu gibi “Kevkaben” kelimesi aslında arabça yazılışta orjinaldir, oysa meal tercümelerde “Yıldız” diye geçmektedir. Oysa “Kevkaben” gezegen denince doğru bir şekilde yorumlanmış olmaktadır. Dolayısıyla buradada aynı düşünce hâkim oluyor. Geminin hareket etme anı şöyle ifade edilmektedir.

“Emrimiz yerine bulup TENNUR FEVARAN etti, 3 – Hud/40
TENNUR: Ocak ve fırın manasına gelir.
FEVERAN: Kuvvet ve şiddetle kaynamak, fışkırmak manasına gelir.
Isınan suların buharlaşıp, reaktördeki hazneyi doldurup, jeneratörlerin çalışarak hareket etmesini akla getiriyor. Orjinaline sadık kalıp cümleyi kurarsak şu mana çıkıyor. “Gemi Levhalarla perçinlenerek tamamlandı. Emrimiz yerine bulup, Emir üzerine tamamlanan geminin Kazan dairesi (veya ocağı, fırını) kuvvetv e şiddetle kaynayarak, (Reaktör çalışarak, ısınmış suyu tazyikle fışkırtarak, “motor”hareket etti.)

 

Veya “Geminin-Ocağı-Kaynayarak-fışkırtarak-hareket etti.
Kanaatimiz odur ki; “Teknik olarak çok az bir “nükleer yakıt” (yani fizyo reaksiyonu verebilen bir madde) ile özellikle küçük boyutlu bir reaktörü epey uzun süre çalıştırmak suretiyle küçük boyutlu bir reaktörler nükleer denizaltı görülerinde oludğu gibi Nuh A.S.’ın “Su üstü iki katlı” gemisinde kullanılmıştır.”

 

 

TENNUR/FIRIN

Tennur kelimesi Kur’ân-ı Kerim’de gördüğümüz gibi nakletmeye çalıştık. Bunu bir İslam klasiğinde ele almaya çalışalım. “Adı Kutsal olan yüce Allah C.C. TENNUR’dan su fışkırmasını kendisiyle Nuh A.S. arasında bir işaret kılmıştır. Bu Tennur (fırın) Havva’ya ait olup taştan yapılmıştı. Bu fırın sonradan Hz. Nuh’un mülküne geçti. “ibaresiyle yer almaktadır. Gene aynı eserde başka bir ravi şöyle naklediyor.” Ebu Muhammed’den naklen: “Bu Tennur (fırın) taştan yapılmış olup, fışkıran suyun, Yüce Allah tarafından Nuh A.S. için bir işaret yapılmış olduğu Tennur’un nerede bulunduğu hakkında türlü rivayetler nakledilmektedir. Bu rivayet göre bu Tennur (fırın) Hind’de bulunuyordu. Hep batıya gidildiğinde Hindistana varılır fikri İslam bilginlerince biliniyor olması, dünyanın yuvarlak olduğunu bildiklerini vurguluyor. Ve aynı zamanda bütün ezoterik ilimlerin, Hindistandan çıktığını saplantısı göz önüne alınırsa böyle düşünülüyor olması, “Tennur” Hindistan’ dadır. Arzlı ifadesi bizce yanlış düşünce tarzı oluyor, doğrusu Atlantistedir, fikridir. Çünkü Atlantis bahsinde geçmişti. Marmaş’ın* bugünkü bilinen enerji anlayışımızın çok daha gelişmiş savı nedeniyle.)

* MARMAŞ: Eski efsaneler, bilinen uygarlıklar ve Taş Devirlerinden daha önce yer alan ve iki uygarlık arasında geçiş dönemi oluşturan bir devirde, Atlantis diye bir kıtanın varlığından söz ederler. 850,000 yıl önce meydana gelen (bazı kaynakların, Marmaş’ın yani bugün bilinen yöntemin aksine, enerjinin maddeye dönüştürülmesinden elde edilen atom enerjisinin kontrol edilemez kullanımına atfettikleri) bir dizi korkunç afet sonucunda, gezegenimizin çehresinde ve ekliplik düzlemine göre eğik olan ekseninde büyük değişimler meydana gelir. Büyük Atlantis, Hinduların Ruta ve Daitya dedikleri iki kıtaya bölünür ve dünyanın eksenindeki değişiklik nedeniyle And Sıradağları, Amerika ve bugün tanıdığımız şekliyle Avrupa’nın bir kısmı çıkar ortaya.

Devamla, Mücahid’in naklettiğine göre, fırında su kaynayıp taştı cümlesi yer almaktadır.
Yukarda ayeti kerimeyi izar ederken geçtiği üzerine, burada da görüldüğü gibi fırında (tennur bir taştır, nakli olduğu gibi göz önüne alınırsa, su kaynayıp taştı. Cümlesi bize “Uranyum 235’inde bir maden yani TAŞ olduğu çağırışımı yapmakta yani –Tennur- “fırın” ile özdeşleştiğini ifade etmektedir. Yukardı naklettiğimiz ayetin çeviri cümlesiyle “Geminin- (Ocağı-fırını) Kaynayarak-fışkırtarak hareket etti. Ve orjinaline sadık kalarak mücahid hazretlerinin naklettiği cümle arasında anlam birliği kurulmuş oluyor. Böylece fırında su kaynayıp taştı “cümlesindeki fırının kelime manasındaki orjinalin muafazasında ki ilginç paralellik meydana çıkmaktadır. Zira “Atomla çaışan Reaktör için merkezi irade ederken “Reaktör fırını” tabirleri kullanılmaktadır.

Bu basit gibi görülen tabirlerin bile nasıl orijinal kelimeler arasında irtibatlandığını gözler önüne serilmesi açısından bize çok enterasan gelmektedir.
Böylece Nuh Aleyhisselamın A.S. gemisini, ateşi yanarak, kazanı kaynayarak hareke ettiği, ısınan suların müterakim bulut tabakalarının yanı su buharının devir daimi neticesinde, hemen akla Radyoaktif maddenin ortada durup, kaynar su reaktörlü çalıştığı Natilüs Atom denizaltısının varlığının benzerini çağrışım yapıyor. Kur-ân-ı Kerimin bir mucizesi daha günümüzden takriben 11.680 sene evvel Nuh A.S.’ın gemisi yüce Kitabımızda böyle tarif ediliyor. Sanki Modern bir tersanede günümüzde ki teknolojiyle yapılan –Besleme Sulu- Reaktör Uçaklı- sisteminden kesitlerv erir gibi gözümüzün önüne serilmektedir.
Bu arada diğer bir manada düşünürsek şöyle bir anlam ortaya çıkmaktadır.
“O günkü tufanın anı anlatılarak” levhaların fışkırması ısınan suların buharlaşıp, müterakim bulut tabakalarının çeşitli ve sonra görülmedik şekilde bardaktan boşanırcasına yağmurun yağması” şeklinde yorumlanabilir. Fakat bize göre birinci mana daha akla gelmektedir, zira dikkat edilirse gemiden bahsedilmektedir. Düşünülecek olursa her ikiside doğru ve ayrı ayrı yorumlamalardır.

 

“Nuh’un gemisi nerede?” tartışması

AKP’li Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman, “Nuh’un gemisi Cudi Dağı’nda” iddiasının araştırılmasını istiyor, “Kuran’da da böyle bir ayet var” diyor. 10 Ağustos 2006

“TBMM’de “Nuh’un Gemisi” tartışması yaşanıyor. Gencay Koç adlı vatandaşın Cudi Dağı’nda Nuh’un Gemisi araştırması istemesi, (dönemin) Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ile Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı AKP Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman arasında krize neden oldu. Olay, Kocaeli’nin Derince ilçesinden, 38 yaşında, malulen emekli olan Gencay Koç adlı bir vatandaşın, TBMM Dilekçe Komisyonu’na iki ay önce gönderdiği dilekçeyle başladı. Koç, dilekçesinde Nuh’un gemisinin Cudi Dağı’ndaki yerini ayrıntılarıyla anlatıp, bir de şema çizerek, “Cudi Dağı’nın tepesinde ‘örümcek tasviri’ olarak bilinen bir yerin 25-30 metre yakınındaki yerde iki farklı kaya görünümündedir. 1-1.5 metre boyunda granit kaya şeklindedir. Bunların üzerine vurulduğunda altlarından tunç halkalar çıkacaktır. Oradaki büyük yapı taşlaşmış gemidir” dedi. Koç’a göre, geminin boyu 45-50 metre, kamarası da 10-15 metre ve büyük tufanda gemi Cudi Dağı’nda alüvyonların üzerine battı.

 

 

KOÇ: ELEMANIM YOK

TBMM Komisyonu, sözkonusu dilekçeyi (dönemin )Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’a gönderdi. Ancak Bakan Koç, dilekçeyi inceledikten sonra TBMM Komisyonu’na gönderdiği cevabi yazıda, “eleman yetersizliği” gerekçesiyle Cudi’de araştırma yapılamayacağını bildirdi.

 

KUR’AN’DA DA VAR!

Koç’un cevabına tepki gösteren Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman ise, araştırmanın yapılması konusunda ısrarlı davranacağını söyledi. Akman, “Kültür Bakanı ciddiyetle durmalı. ‘Elemanım yetersiz’ demek yeterli bir gerekçe değil. Bölgenin kültürel zenginliğini ortaya çıkarak bir iştir bu. Durup iyice düşünmek lazım. Kur’an’da bile Cudi Dağı adres gösteriliyor.” Akman’ın sözünü ettiği, Kuran’daki Hud Suresi’nin 44. ayeti, Diyanet mealine göre şöyle: Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu, denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdoturdu ve zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun, denildi” dedi.

 

ASKERLER ARAŞTIRSIN

Meclis’e yazdığı dilekçe ile Nuh’un Gemisi’ni gündeme oturtan vatandaş Gencay Koç, gelişmelerle ilgili soruları yanıtlarken, iddialı konuştu: “Nuh’un gemisi Cudi’de çıkmazsa istedikleri cezayı verebilirler. Ben Hz. Adem’den büyük tufana kadar olan tüm simge ve sembolleri okuyorum. Gemi, Cudi’nin tepesindedir” dedi. Koç, bakanlığın bu işle ilgilenmemesi durumunda askerlerin devreye girebileceğini söyledi, “Bölge hassas, biliyorum. Ama, Şırnak’ta görev yapan askerler daha yakından ilgilenebilirler” dedi. (DenizHaber.Com)

 

CUDİ DAĞI

1977 yılından beri Nuh A.S. gemisinin Doğu Beyazıtta Cudi Dağı üzerinde Amerikalı bilim adamı Ronald Wyatt, geminin kalıntısını bulduğunu açıkladı.
Wyatt’ın açıklamalarına göre, Nuh’un gemisi muazzam Tufan fırtınalarına dayanabilecek özelliklerde yapıldığını söylemiştir.
Amerikalı Arkeolog, deniz seviyesi ve dağlar üzerinde yaptığı hesaplamalardan sonra, Nuh’un gemisinin CUDİ dağından başka bir yerde olamayacağını anladığını, nitekim araştırmaları sonucunda gemi oluşumunu bulduğunu açıkladı.
Böylece Hz. Nuh’un gemisinin aram ettiğinin yani kararlaştırıldığının yerinin Kur’anı Kerimde geçen CUDİ dağı olduğu ve Yüce Kitabımızın bir mucizesinin de ispatlanarak gözler önüne serildiğidir.

Kur’an-ı Kerimde Hûd Suresinde şöyle buyurulmaktadır.

36–37–44–48 Ayetler

—Nuh’a şöyle vahyolunmuştu. “Haberin olsun, önceden iman edenlerden başka, kavminden hiçbirisi asla iman etmeyecek. O halde yaptıkları şeylerden ötürü kederlenme” Ayet – 36.

—“Nezaretimiz altında ve vahiy gereğince gemi yap. Hem o zulmeden hakkında, azabın kendilerinden kaldırılması için, bana dua etme, çünkü onlar, suda boğulacaklardır.” Ayet – 37.

—“Allah’ın emri olarak: “Ey arz, suyunu yut ve ey gök, yağmuru tut.” Denildi. Su çekildi ve iş bitirildi. Gemi de Cudi Dağı üzerinde kararlaştı ve “Zalimler helak olsun.” denildi. Ayet –44.

—Şöyle denildi: “Ey Nuh, sana ve gemide sininle beraber bulunan mü’minlere (veya soylarına) bizden bir selamet ve bereketlerle (gemiden) in. Onlardan bir takım kâfir ümmetler olacak ki, biz onları dünyada rızıklarla faydalandıracağız. Sonra da ahirette kendilerine, bizden acıklı bir azap dokunacaktır.” Ayet – 48.

Kaynak
HAKAN YILMAZ ÇEBİ- AHMET BATTAOĞLU

http://www.hakanyilmazcebi.com/?sayfa=oku&id=135


Kategoriler:Bilinmeyen, Tarih
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: