Anasayfa > Bilinmeyen > Dünyadışı Mimarlık

Dünyadışı Mimarlık


En gözalıcı ve teknik incelikler içeren yapılardan bazıları binlerce yıllıktır. Klasik bilim büyük Maya tapınaklarını, piramitleri ve Angkor Wat ‘ı araştırmış ve yapım tarihleri hakkında bilgiler sunmaya çalışmıştır. Fakat diğer bir çok önemli soruları yanıtlayamamaktadır. Yapıların formatları ve harika görünüşleri kafaları karıştırmaktadır. Birde buna, bunları yapanların ilkel topluluklar olduğu bilgisi eklenince soru işaretleri dahada artıyor. Bunun yanısıra yapım teknikleri dışında yıldızlara ve güneş sistemlerine atfen yapılmış olamalarıda buna tuz biber ekiyor. Hatta bazıları dünyadışı ziyaretçiler için bir fener niteliği taşıyor olabilir.

Anlayamadığımız diğer bir nokta ise, bu kadar gelişmiş bir teknik bilgi neden insanlık tarihinde bu kadar erken dönemlerde ortaya çıkıyor. Mezopotamya’da yani bugünkü Irak’ ta, ilk yerleşim merkezleri olarak Sümerliler 5000 yıl önce birden bire büyük ve karmaşık şehirler olarak ortaya çıkmaktadır. Hemde kütüphaneleriyle, iyileştirme merkezleriyle, detaylı ve karışık takvimleriyle ve yıldız gözlem evleriyle birlikte. İnsanlık birden bire tekerleği icat ediyor, yazıyı bululuyor, çok ağır cisimleri taşıyabiliyor ve madenleri eritebiliyor.

Erich von Daniken, insanlığın bir çok kez “dışarıdan” yardım aldığı iddiasını ortaya atan ilk kişidir. Bu iddiasıbasında yer aldıktan sonra bir çok kişi geçmişimizin bu karanlık devirlerini araştırmaya koyuldu. Tabiki araştırmacıların bir bölümü insanlığın dışarıdan yardım aldığı sonucuna ulaşmadılar. Bazılarına göre ise klasik tarihleme yanlışlarla doludur.

Günümüz araştırmalarında ortaya çıkan sonuca göre Machu Picchu gibi bazı yapı gurupları astronomi bilgisiyle e belirli bir uzaysal amaç için inşa edilmişlerdir. Eski uygarlıkların ayrıntılı takvimlere ihtiyacı neden olsun ki? Buna rağmen Mayalar’ın kullandığı takvim bugünkünden daha hassastı. Uzaysal zaman onlar için neden bu kadar önemliydi? Acaba gök tanrıları bir gün geri gelecekleri sözünümü vermişlerdi? Gözlem evleri bu tanrıları izlemek içinmi kullanılmışlardı? Bu tip yapılar ne zaman önyargısız bir şekilde araştırılırsa belki o zaman gerçek kendini gösterecektir.

MACHU PICCHU

Peru’daki bu inanılmaz şehir ancak 1911 yılında keşfedildi. Bu İnka şehri, çok şükürki insanlık tarafından daha önceden keşfedilmediği için yağmacıları elinden kurtulmuş ve bir çok ayrıntısıyla sadece doğaya direnmek durumunda kalmıştır. Bu yüzden bakire bir antik şehir diyebiliriz.  Gelişmiş yapı gurupları, tapınaklar ve gözlem evleri yüzden fazla basamak (taraça) şeklinde yapılmış olup hiç bir yapı harcı kullanılmamıştır. Ayrıca su depoları ve itina ile yapılmış tarım alanları vardır.

Araştırmacı Maurice Chatelain’ e göre Machu Picchu’ nun yüksek dağların tepelerine yapılmasının (bu bir çok yapı için geçerlidir) 3 önemli nedeni vardır.

1.     İnsanlık buz çaı sebebiyle gezegenin orta kısımlarına doğru göç etmiştir.

2.     İnkalar’ın çok iyi bildiği astronomik bir sebebi vardı.

3.     Çünkü “ uzay gemileri” kutup alanı yerine Ekvator kuşağında bir yere daha kolay iniş yapabilecektir.

Machu Picchu 1460 ve 1470 yılları arasında yapılmış olabilir. Deniz yüzeyinden 2700 metre yükseklikte kurulmuştur. Kesin olan şey burasının bir inanç merkezi olduğuydu. Ve güneş tanrısı İnti ‘ye atfedilmişti. Bazı araştırmacılar, yapıların bir kısmının M.S. 100 yıllarına ait olduğuna inanıyorlar. Eğer bu doğruysa, neden bu kadar her şeyden uzak ıssız bir yeri yapılarını kurmak için seçmişlerdir?

KAILASA TAPINAĞI

Kailasa Tapınağı, 8 ve 9. yüzyılda yapılmış olup, orjinalinde beyaza boyanmıştı.Bu rengin seçiliş amacı, dağların karlı doruklarını çağrıştırmak istenmesi olabilir. Eğer Mısır’ın büyük piramidinin beyaz kireç taşı dış cephesinin uzaylılar için bir fener vazifesi gördüğünü düşünürsek Kailasa Tapınağı içinde aynı şeyi düşünemezmiyiz?

Hindistan’ın Bombay ( bu günkü adı Mumbai’dir) şehri sınırları içinde bulunan Kailasa Tapınağı, muhtemelen dünyadaki tek parça kayadan yapılmış en büyük yapıdır. Tapınak yaklaşık 800.000 metre kare alana yayılmış ve adını üzerinde bulunduğu Kailasa dağından almıştır. Bu dağ, Tibet platosunda piramit şeklindedir. Eski Hint yazılarına göre burası uzayın orta noktası ve Tanrı Şiva’ nın oturduğu yerdir.

Tapınağın anlamı, yapımında gerektirdiği işçilik kadar büyüktür. Von Daniken, içinde, gökten uçan araçlarıyla (vimana) gelen tanrıların konu edildiği eski hint kitabelerini araştırdı. Bu eski yazılara göre, atalarımız samanyolundan bir yıldızdan gelmişlerdi. Bir çok hindu tapınağında olduğu gibi buradada, tapınak taban planı bir kozmoz’u (uzay) anlatmaktadır. Tapınağın orantısı ancak yukarıdan bakıldığında anlamını kazanıyor gibi. Taki gök tanrıları geri gelince bu yapı kendini belli edecek. Kimbilir bunun için yapılmıştır belkide.

KİTABELER TAPINAĞI

Kitabeler tapınağı bilmecelerle doludur. Araştırmalar sırasında arkeologlar, buldukları mezar odasından, tapınağın iç kısmına giden bir merdiveni takip ettiklerinde tapınağın taban kısmına geldiler. Kimse bu gizli yolun ne amaçla yapıldığını çözemedi ancak bazılarına göre, Mısır Piramitlerindeki gibi mistik anlam içeren gizli yollarla benzerlik gösteriyor.


Palenque’ deki en meşhur Maya piramidi, en büyük sırrını 1952 yılında Meksikalı arkeolog Alberto Ruz Lhuillier ‘e gizli bir bölmede gösterdi. Kazılar sırasında ünlü lahit odası ortaya çıktı. Tapınağın yapısı dikkat çekicidir.Şu anda 25 metre olan tapınak o zamanlar çatısında 13 metre yüksekliğinde tarak şeklinde bir eklentiye sahipti. Anlaşılan uzaktan görülmesi için yapılmıştı.

Bu basamaklı tapınaklar, gök tanrılarının sunduğu bilgilere dayanılarak bire bir yapılmıştı. Bunun sonucunda bir çok astronomik ve matematiksel olgular ortaya çıkmıştır. Örneğin her basamak 52 yılı sembolize ediyordu.Von Daniken’in düşüncesine göre Mayalar bu gelişmiş şehirleri terk etmişlerdi çünkü yapıların inşası bittiğinde gök tanrıları geri geleceklerdi. Ancak o gün gelip, gelen gidenin olmadığını görünce inançlarını yitirip oraları terketmişlerdi.

EL CASTILLO TAPINAĞI

Hala bir çok insan, burayı, yılan tanrısının gökten piramidin gölgesi aracılığıyla nasıl geldiğini görmek için ziyaret etmektedir. Bu tanrıları mistik kişilikler olarak görüyoruz ancak her geçen gün, dünya dışından ziyaretçilerin gelip eski kültürleri etkilediğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Meksika – Chichen Itza’ nın önde gelen piramidi dikkati çeken bir Maya astronomi bilgisini yansıtıyor. ( Daha sonra bu bölgede yaşamış olan Azteklerin kana susamış gizemli tanrılarıyla karşılatırıldığında, birbirinden ne kadar farklı iki kültür oldukları anlaşılıyor.) Eski efsanelere göre, birzamanlar gök tanrıları Jaguar gibi vahşi hayvanları insanların üzerine salıyorlardı. Alan Alford’ın iddiasına göre El Castillo, vahşi hayvanlara karşı olan korkuyu simgeliyor. Ve yılan tanrısının dramatik bir şekilde dünyaya inişi ve tekrar ayrılışı konu edimiş. Şu saptamayı yapmış kendisi:

“ İlkbahar ve sonbahar zamanlarında saat 17:00 ‘de piramitten yere dogru ielerleyen yılana benzer gölge belirir. Bu gölge yere ulaşınca tekrar basamaklardan yukarıya doğru çıkar. ”Bu teori piramidin içinde bulunan jaguar sunağı tarafından da desteklenmektedir. Eğer tapınak insanların tanrılara karşı olan korkularını ifade ediyorsa bu görevini layıkıyla yapıyor. Sadece güneşe olan bağlantısı ile değil, insan kurban etmeler ilede bu tapınak ilginçtir.


Tapınaktaki freskler

ANGKOR WAT

Angkor Wat 1860 yılında tanrıların gökyüzünün bir kopyası olarak yaptığı eski şehir hakkındaki duyumları alan Fransız Henri Mouhot tarafından yeniden keşfedildi. Sık yağmur ormanları tarafından saklanmış olan bu yapı bir çok soru işaretlerinide beraberinde getiriyor.

Angkor Wat Kamboçya’ da bulunan, 12. yüzyılda Khmer uygarlığı tarafından inşa edilmiş, dünyanın en büyük tapınak topluluğudur. Ayrıca gelmiş geçmiş en büyük inşaat emeği olarakda kabul edilmektedir. 4.Yapı Suryavarman II zamanında yapılmıştır. Hindistan’daki Hindu tapınaklarıyla büyük benzerlikler göstermektedir. Tapınak gökyüzünü simgelemektedir, aynı zamanda göktanrılarının oturduğu yer olan Maru dağının fizik ve ruhsal gücünüde temsil etmektedir.

Bir çok yapı gibi burası da çeşitli gizemler sunmaktadır bizlere. Çünkü Khmer topluluğu gelişmiş depo sistemlerine, kanallara ve halka açık binalara sahipken birden bire ortadan yok olmuşlardır. Angkor Wat yüzlerce yıl yağmur ormanlarının içinde ıssız bir şekilde öylece durmuştur. Buranın yerini bilen tek topluluk, buranın tanrılar tarafından yapıldığına inanan Budist Moniklerdi. Onların bu konuda haklı olup olmamaları bir yana burası bir çok gizemi barındırmaktadır.

VENÜS RASATHANESi

İsabetli astronomik saat olan Venüs rasathanesi, araştırmacı Maurice Chatelain’in araştırmalarına ışık tutmuştur.  Chatelain şu sonuca varmıştır : Binlerce yıl önceki atalarımızın astronomi bilgisi, 300 yıl önceki astronomların bilgisiyle karşılaştırıldığında ortaya devasa bir uçurum çıkıyor. Nasa uzmanı olan bu araştırmacı şunuda ekliyor ; Bir şey çok açık. Atalarımızın bu kadar geniş bir astronomi bilgisine sahip olması, kesinlikle kendi imkanlarıyla olmuş olamaz.

Maya inanç merkezi Chichen Itza’nın ortasında bugükü modern rasathanelere benzeyen Venüs gözlemevi bulunmaktadır.İçeride küçük merdivenle çıkılan kare pencereleri olan gözlem odası bulunmaktadır. Pencerelerin her biri çeşitli yıldız ve gezegenlere odaklanmıştır. Ve öyle sıralanmışlardırki güneşin mevsimlere göre hareketi rahatlıkla izlenebilmektedir.

Bir çok araştırmacı ortak bir soruyu kendilerine sormaktadırlar: Neden Mayalar bu kadar karışık ve isabetli bir takime ihtiyaç duysunlar? Bir görüşe göre bu takvim tarım için önemliydi. Fakat, onların gezegen hareketleriyle ilgili bilgileri açıklanamayacak kadar geniş ve dünya yılının hesaplanması bizim hesaplamamızdan dahada isabetliydi. Maya astronomları gökyüzünü bilimsel bir mantıkla incelemişlerdi.Acaba dünyadışı tanrıların tekrar gelecekleri günü doğru olarak hesaplamakmı istiyorlardı?

Erich Von Daniken gerçeği görmenin pek zor olmadığını iddia ediyor ve bu gerçeğin hikayesel tanrılar yerine, gerçek dünya dışı ziyaretçilerin olduğunu söylüyor. Mayalar bundan okadar emindilerki, bugün Mars’ tan elde edilen veriler ışığında bu teori o kadarda inanılmaz değil.

ANASAZI YERLİLERİNİN KAYA EVLERİ

Bazı kızılderili mitolojilerine göre askerler ve kız çocukları yıldız tanrılarından etkilenmişlerdir. Ayrıca ekin çemberleri konusunda bunarın yıldız insanları tarafından yapıldıklarına inanırlar.

Anasazi’ nin anlamı “ eski” dir. Bu isim Navajo yerlilerinin soyundandır. Bu eski topluluk 1300 yıllarına kadar Colorado’ da varlıklarını sürdürmüşlerdir.  Anasaziler, içinde gerçek bir sosyal topluluğu bir arada barındıran, gelişmiş kaya evleri yapmışlardır. Yerli inancına göre onların geldiği yer eski bir uygarlığın olduğu merkezinde güneş bulunan bir yerdi. Bir çok geleneksel hikayeye göre yıldız insanları yeryüzüne bir çok işaret getirmişlerdi. Hemen hemen her kabile “gökyüzü ipleriyle” dünyaya gelen ziyaretçiler hakkında hikayelere sahiptir.

Kuzey Amerika’nın en erken yerleşimcileri hakkında çok az bilgiye sahip olmamız bütün bu konular hakkındaki soruları cevaplamamızı engelliyor. Tabiki diğer kültürlerde karşımıza çıkan insan – dünya dışılı ilişkisi buradada göze çarpıyor.

TIWANAKU ‘ NUN SU KANALLARI

Tiwanaku denizden 5000 metre yükseklikte bulunmaktadır. Bir çok kişi şu soruyu soruyor. Uçları hiçbir su kaynağına gitmeyen ( yakında su kaynağıda yoktur) bu su kanallarını insan neden yapsın? Bölgeyi tanımıyorlarmıydı? İlk defa mı buraya gelmişlerdi?

Bolivya – Tiwanaku arkeoloji alanında, arkeologlar, gelişmiş depo sistemleri, kanallar ve su kanalları gün ışığına çıkardılar. Eserlere bakıldığında bu günkü teknik olanaklarla yapılanlar kadar iyiydirler.
Bu eserlerin tarihlenmesi konusu, tarih biliminde tartışmalara yol açmaktadır. Bazılarına göre burası dünyanın ilk yerleşim yeridir.Bazı güçlü göstergelere göre Olmekler, Tiwanaku kültüründen etkilenmişlerdi.
Olayın tartışma merkezi bulunan sanat eserleri hakkında değil, bazıları çifter çifter yerleştirilmiş kanallarla ilgilidir.

Bu konuda çeşitli fikirler vardır. Daniken’e göre bu kanalların içinden “enerji kabloları” geçiyordu. Bununla tanrılar gelişmiş araçlarına enerji sağlıyorlardı. Bu vatandaş bazen gerçekten uçuyor gibi gelsede biz konuya devam edelim.
Ancak gerçekten bazı bulgular gösteriyorki, bu kültür elektriği biliyordu. Bir çok kalıntının arasında bulunan atılmış parçalar, bu insanların lehim yapabildiğini gösteriyor. Ayrıca maden eritimi ve gümüşle kaplama tekniklerinide biliyorlardı. Bu bilgi nasıl ortaya çıktı ve kaynağı nedir hala cevaplanmayı bekleyen sorular arasındadır.

CAJAMARQUILLA

Her ne kadar en göz alıcı dünyadışılıların izleri olmasada, yazı dizimizi Peru’nun başkenti Lima’da bulunan bu yere kazınmış garip izlerle bitirmek istiyorum. Kimler tarafından ve ne amaçla yapıldığı bir sır. Orada yaşayan yerli halk turistlere buranın bir buğday ambarı olduğunu söylüyor. Fakat buğdayları bir kaç büyük çukurda taplamak yerine neden bu kadar çok ve küçük çukurlar açılsınki. Bu çukurlar 21.yüzyılda olduğumuz halde hala ne olduğunu bilmediğimiz bir anlam taşıyorlar.

Hangi amaca hizmet etti bu çukurlar? Neden bu kadar çok sayıda çukra ihtiyaç duymuşlar? Ne anlam ifade ediyorlar? Bilim, tarihimizin derinliklerini aydınlatamadığı sürece bunun gibi sorular cevapsız kalacak. Ön yargısız bir kafayla, dünyadışı bir uygarlık veya uygarlıklar tarafından etkilendiğimizi kabul etmek o kadar zormu? Bilimadamları, (olmayan) maymundan insana geçiş yaratığını bulmak için uğraşsınlar veya evrim şarlatanları ürete dursunlar, geçmişimizi gerçekten anlamak için önyargılarımızdan kurtulmamız şart.

ufonet.be

Kategoriler:Bilinmeyen
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: