Anasayfa > Bilinmeyen, Tarih > Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels: “Sonumuz, tüm evrenin sonu olacaktır…”

Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels: “Sonumuz, tüm evrenin sonu olacaktır…”

Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels:
“Sonumuz, tüm evrenin sonu olacaktır…”

Hitler yandaşlarına göre Nazizm yenildi ama ölmedi. O, yenilgiye uğrayan bir evren anlayışıydı. Neydi tüm bunlar? Yoksa evrensel kötülük ve iyilik güçlerinin dünya üzerindeki bir savaşı mı söz konusuydu?

1923 SONBAHARI’NIN bir gününde Almanya’nın Münih kentinde garip biri öldü. Şair, tiyatro yazan ve gazeteci olan Dietrich Eckardt adındaki bu kişi, Nazi Partisi’nin 7 kurucusundan biriydi. Eckardt, aşırı alkolden komaya girmeden önce, siyah renkte bir gök­taşının önünde dua etmişti. Bu siyah göktaşı için şöyle diyordu: “Benim Hacer-ül Esved’im.” Bu taşı sonradan roketçiliğin önde gelen adlarından Hermann Obeıth’e bıraktı.

Dietrich Eckardt ölürken şöyle demişti: “Hitler’in ardından gidiniz. O dans edecektir ama müziği besteleyen benim. Ona, ‘onlarla’ ilişki kurma olanaklarını verdik. Benim ardım­dan ise üzülmeyiniz. Çünkü tarihi en çok etkileyen Alman ben olacağım.” Eckardt, sonraları Vril Cemiyeti’nin bir uzantısı olarak ortaya çıkan Thule Grubu’nun bir üyesiydi. Thule’nin diğer üyeleri arasında Hitler, Rudolf Hess, Kari Haushoffer ve Alfred Rosenberg de vardı.

Thule efsanesinin kökeni, kayıp bir uygar­lığa dayanır. Thule de, Atlantis gibi sulara gömülmüş bir uygarlıktı. Eckardt’a göre ise Thule’nun tüm sırlan henüz kaybolmamıştı. İnsanoğlu ile “dış zekâlar” arasında bulunan aracı yaratıklar, bu sırra erişmiş kişiler için öyle bir güç kaynağı hazır tutuyorlardı ki, bu, Almanya’yı dünyaya egemen kılacaktı. Yine bu güç kaynağı, geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktı. İşte Nazi felsefesinin iki önemli kurucusu Dietrich Eckardt ile Alfred Rosenberg’in Ari ırk öğretilerinin temeli buydu.

Normalötesi yetenekleri vardı
Partinin 7 kurucusundan ve Thule’nin üyele­rinden biri olan Kari Haushoffer’in de birta­kım normalötesi yeteneklere sahipti. Belirtildiğine göre Haushoffer son derece ileri düzeyde bir önceden bilme yeteneği vardı. Sözgelimi, düşmanın saldıracağı saati, mer­milerin düşeceği noktaları önceden biliyordu. Dahası, hakkında hiçbir şey bilmediği ülke­lerdeki siyasal gelişmeleri de önceden söyleye-biliyordu. Benzer şekilde Hitler’in de aynı yeteneğe sahip olduğu anlaşılıyor. Hitler, Alman birliklerinin Paris’e gireceği tarihi ve ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in 1945’te öleceğini önceden bilmişti. Tüm bunlar bu kişilerin kendilerine ait bir yetenek miydi, yoksa ilişkide olduklan birtakım esrarengiz kişilerden mi bunlan öğrenmişlerdi? Bu, tam olarak bilinemiyor.


Nazi Partisi yöneticilerinin normalötesi yetenekleri olduğu öne sürülüyor. Hitler’in de geleceği görme yeteneği olduğu söyleniyordu

Gamalı haçın kökeni


Kırmızı zemin üzerinde siyah ve beyaz renklerden oluşan gamalı haç Ari ırkın tüm dünyaya egemen olacağı inancını vurguluyordu

Nazi felsefesinde her rengin ve her işaretin ayrı bir önemi vardı. Örneğin, en önemli üç renk siyah, kırmızı ve beyazdı. Onlara göre siyah ve beyaz renkler başlangıcı ve sonu, kırmızı ise egemenliği simgeliyordu. Tüm bunlar bir araya geldiğinde ise Ari ırkın, tüm insanlık tarihinin (başlangıçtan sona kadar) tek egemen ırkı olduğu sonucu çıkıyordu. Nazizmin dünyaya tanıttığı gamalı haç(swastika) bir anlamda insanlığın kaderinin değiştirileceği anlamını vurguluyordu.


Gamalı haçın çok eski geçmişine üç örnek: Kafkaslar’da bulunan gamalı haç motifli bir obje

Urartular’a ait bir el işi bel kemerinin ortasında kullanılan gamalı haç görülüyor

Gamalı haç insanlığın kullandığı en eski sembollerden biridir. Dünyanın hemen hemen her yerindeki eski kültürlerde bu sem­bole rastlanır. En eski izine Transilvanya’da, cilalı taş devrinden kalma bazı eşyalarda rast­lanmıştır. Bundan başka Truva’da M.Ö. 8. yüzyılda Urartu Krallığı’nda, Kafkaslar’da da kullanıldığı anlaşılıyor. M.Ö. 4. yüzyılda, Hindistan’da, M.S. 5. yüzyılda ise Çin’de ortaya çıkar. Bir yüzyıl sonra ise Japonya’da Budizmin sembolü olarak kabul edilir.

İşin ilginç yanı Sami halkların uygarlık kurdukları yörelerde, gamalı haça hiç rastlan­maz. Gamalı haç eski Mısır’da, Kalde’de, Asur Krallığı’nda ve Fenike’de kullanılma­yan bir işarettir. Bunun son derece anlamlı olduğunu öne sürenler, gamalı haçın sadece Ari ırka ait bir sembol olduğunu vurgularlar.

Hitler, anlamını çarpıttı
İnsanlığın en eski sembollerinden biri olan gamalı haç konusunda tüm araştırmacılar ve yazarlar ortak bir noktada birleşiyor: Swas-tika hareketi simgeler, asla bir hareketsizlik belirtisi değildir. Hatta öyle ki, Hindular gamalı haçın insanın yeniden doğumlarını simgelediğine inanırlardı. Çeşitli uygarlıklar tarafından da Güneş’in sembolü, yaşamın ve verimliliğin sembolü, gök gürültüsünün ve Tanrısal gazabın bir belirtisi olarak kabul edilmiştir. Gamalı haç bazı toplumlar için de yaşamı, ışığı, mutluluğu ve yaşamın mükemmelliğe doğru gidişini ifade ederdi.

Sonuç ola­rak mistik bir işaretti.”Araştırmacı-yazar Jean-Michel Angebert, Hitler tarafından kul­lanılmaya başlanmasından sonra bu mistik işaretin olumlu anlamını yitirdiğini, artık yıkıcılığı ve ölümü simgelediğini belirtiyor.Angebert şöyle diyor: “Gamalı haç Hitler tarafından, orijinal dönüş yönünün tersine çev­rilmiştir. Budizmdeki gamalı haç sağdan sola bir hareket izler, ki bu da insanın yaşamlar zincirini, dolayısıyla kaderini simgeler. Oysa Hitler bu dönüş yönünü soldan sağa çevirmiştir.

Bu açıkça bir kara büyüdür. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Hitler beşeriyetin mükemmelliğe doğru giden genel kaderini kozmik üstatların­dan aldığı emir uyarınca değiştirmeyi amaçlı­yordu. Eskiden ışığı ve mutluluğu simgeleyen gamalı haç böylelikle karanlığı ve felaketi sim­geler hale gelmiştir.”

Kan, tarih boyunca tüm halklar tara­fından muazzam bir psişik potansiyeli olan, büyüsel bir cevher olarak yorumlan­mıştır. Kan dökerek kurban etme, tüm majik kültlerde rastlanılan bir uygulama­dır. Babilliler, eski Yunanlılar ve diğer eski halklar, şeytanların, dökülen kanın koku­suna, özellikle de şiddet içerisinde katledil­miş canlıların bedenlerinden çıkan kana cezbolduklarına inanırlardı.
Kurban edi­len hayvanların ya da insanların kanlarının, astral mekânın alt katmanlanndan, oralarda yerleşik olan karanlık güçleri, aşağı çektiği düşünülür. Bir inanca göre de, bazı karanlık bedensiz varlıklar, dökülen kandan yayılan enerjiden yararlanarak fantomlar (hayaletler) inşa etmekte ve kendilerini görünür bir hale getirmektedirler. Dolayı­sıyla kara büyü ayinlerinde, astral seviye ve oralardaki şer güçleri ile doğrudan doğ­ruya irtibat kurmak için kan dökme uygu­lamaları yapılmaktadır. Bu iğrenç ve insanlık dışı pratiğin, tarihte kitlesel katli­amlar şeklinde gerçekleştirildiği de olmuş­tur. Bunun en belirgin örneği Naziler’in yaptı klan katliamlardır. Hitler her şeyi kaybettikten sonra bile, bu tür uygulama­ları gerçekleştirmekten kaçınmamıştır. Hatta Silahlanma Bakanı Albert Speer’e, “Eğer savaşı kaybedersek, Alman ulusu da yok olacaktır” dediği bilinmektedir.


Nazizm’le ilişkili okült grup Thule’nin üyelerinden ve Nazi felsefesinin kurucularından Alfred Rosenberg (üstte).
Thule’nin bir diğer üyesi Dietrich Eckardt, “Hitler’in ardından gidin” diye vasiyette bulunmuştu (altta).


“Gezegen altüst olacaktır”
Nitekim Hitler, Angebert’in bu sözlerini doğ-rularcasına daha 1925’lerde şöyle diyordu: “Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsunuz. Parti arkadaşlarım bile, beni hiç bırakmayan o hayaller ve öldüğüm zaman en azından temel­leri atılmış olacak o görkemli yapı hakkında en küçük bir düşünceye sahip değiller. Dünya bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Sizler anlayamaz­sınız ama bu gezegen altüst olacaktır. Olup bitenler yeni bir dinin doğuşunu çoktan aşmaktadır.”

Ve yenilgi…
Fakat Hitler’in sözünü ettiği o “görkemli yapı” 1941 Kış’ında büyük bir darbe aldı. Çok kısa zamanda birçok ülkeyi ele geçiren Nazi birlikleri Rusya’da soğuğa yeniliyor­lardı. Hitler ise, “Soğuk benim isimdir, saldırın!” diyordu. Hitler’in “Ölümsüzlerim” adını taktığı Alman askerlerinin büyük bir bölümü yok olmuştu. 1942 İlkbahan’nda Almanlar tekrar saldırarak Kafkasya’yı ele geçirdiler. Burada üç SS dağcısı garip bir tören yaptılar. Kafkasya’nın en yüksek dağı­nın doruğuna çıkarak, buraya gamalı haçlı bayraklarını diktiler. Böylece Naziler için yeni bir çağın başladığına inanıyorlardı. Artık ateş, buzu yenecekti ve binlerce yıl egemen olacaktı. Gerçi bir yıl önce herkes düş kırıklı­ğına uğramıştı ama bu kozmik efendilerin bir sınamasıydı. Bu kış mutlaka zafer kazanıla­caktı.

Oysa meteoroloji yetkilileri 1942 Kış’ının 1941 kışından daha çetin geçeceğini söylüyor­lardı. 1942 Kış’ında Almanlar kuzeye Stalingrad’a doğru yürüdüler ve bu yürüyüş onların sonlan oldu. Almanya’da ulusal yas
ilan edilmişti. Gazeteler siyah başlıklarla çıkı­yordu. Hitler’in Propaganda Bakanı Goeb-bels şöyle diyordu: “Anlıyor musunuz, yenilgiye uğrayan, bütün bir düşünce, bütün bir evren anlayışıdır.”

Yine de direniyor
Her şeyin sona erdiği apaçık ortadayken bile, Hitler umutsuzca direnmeyi sürdürüyordu. Belki de Hörbiger yandaşlannın öngördüğü tufanı bekliyordu. Durum beşeri olanaklarla belki düzeltilemezdi ama bir yol vardı: Tanrı­ları gazaba getirmek. Yeni bir tufan tüm insanlık için bir ceza olarak gelecekti. Karan­lıklar dünyayı saracak ve her şey sular altında kalacaktı. Hitler her şeyi de kendisiyle birlikte yok etmek için, bile bile uğraşıyordu. Artık kendi yaşamının sonunu her şeyin sonu ola­rak kabul ediyordu. Almanya’nın baştan başa yakılıp yıkılmasını emrediyor, esirleri kitleler halinde idam ettiriyordu. Hatta yenik düşen Alman askerlerinin bile kitleler halinde öldü­rülmesini istiyordu.

Evrenin sonu mu?
Hitler, Goebbels ile birlikte Alman ulusunu kentleri, fabrikaları yıkmaya, kanalları ve köprüleri havaya uçurmaya, demiryollannı imha etmeye çağırıyordu. Onlara göre kaza­nanlar Almanya’nın düşmanlan değil, dün­yayı boğmak, insanlığı cezalandırmak için harekete geçmiş olan evrensel güçlerdi. İnsanlık cezalandınlacaktı çünkü buzun, ateşten daha baskın çıkmasına göz yumul­muştu. Gökler mutlaka öcünü alacaktı. Goebbels bir yeraltı sığınağında intihar etme­den önce, “Bu nasıl olsa olacaktı” diyerek, facianın dünya değil, evren çapında oynandı­ğını öne sürüyordu. Son sözü ise “Sonumuz tüm evrenin sonu olacaktır” idi.

Kaynak:
Bilinmeyen, Sayı:67

Evren ve İnsan Facebook Page

_________________________

Kategoriler:Bilinmeyen, Tarih
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: