Anasayfa > Bilim, Bilinmeyen, Diğer > Korkunç Bir Bilimkurgu Senaryosu Stratejik Enzimler: Paraoksonazlar

Korkunç Bir Bilimkurgu Senaryosu Stratejik Enzimler: Paraoksonazlar

Birçok Organofosfat bileşikler günümüzde sinek ve haşere ilacı (insektisit) olarak kullanılmaktadır. İnsektisit kimyasalları aynı zamanda insan sinir sistemini etkileyen ajanlardır. Dünya genelinde her yıl 3 milyondan fazla kişide insektisit ve pestisit zehirlenmesi görülmekte ve bunların yaklaşık 250 bini ölüm ile sonuçlanmaktadır.
ABD de 90’lı yıllarda üretim patlaması yapan bu kimyasallar arasında yaklaşık 5 milyon ton ile diazinon 1,5 milyon ton ile klorpyrifos ve 1.5 milyon ton ile paration yer almaktadır. Asıl tehlike bu İnsektisitlerden çok daha öldürücü olan kimyasal silah olarak kullanılan sinir gazlarındadır.

Soman ve Sarin gibi sinir gazlarının üretimi insanlık için son derece büyük bir tehlikeyi oluşturmaktadır. Bu gazların ilk ortaya çıkış yeri Avrupa’dır Alman kimyager Gerhad Schrader 1936′ da, böcek ilacı üzerinde çalışırken Tabun gazını buldu. Gerhad Schrader iki yıl sonra daha da zehirli olan Sarin gazını keşfetti fakat almanlar bu gazı saldırı amamçlı hiç kullanmadılar. ABD Sarin için büyük ölçekli üretime girdi Ruslar, Soman üretimine de başladılar.

 

 

Resmi olarak kullanılmadı denilse de birçok yerde kimyasal silah kullanıldığına dair kanıtlar mevcuttur. Nitekim körfez savaşından sonra tam olarak anlaşılamayan ve savaşa giren ABD askerlerinde sinir sistemini bozan bir hastalık tablosu meydana gelmiştir. Özellikle kolinestraz enzim inhibitörü 6 kimyasal ajan bu sendromun oluşumunda suçlanmıştır ki bunların çoğu organofosfat bileşiklerdir. Japonya’da Aum Shinrikyo adlı mezhebin Tokyo metrosuna karşı giriştiği saldırı ise, kimyasal silahların terörist amaçla kullanımına yakın tarihimizden bir başka örnektir

Sarin gazının kimyasal formülü

Kimyasal ajanların İnsan vücudun da etkisizleştirilmesi: Bu gibi kimyasal silah olarak kullanabilecek organofosfat bileşiklerin insan vücudunda parçalanmalarını yani detoksifikasyonunu ‘Stratejik Enzimler’ olarak adlandırdığım ve dünyada ilk defa benim tarafımdan bu adla anılan bir grup enzim ailesi yapmaktadır. Genel isimleri Paraoksonaz (PON)olan bu ailenin 3 üyesi vardır. PON ailesi oldukça enteresan bir enzim olup fizyolojik substartı hala bilinmemektedir.

 

PON1 yapısı


Paraoksonazın PON1 formu halk arasında iyi kolesterol olarak bilinen HDL-kolesterolün yapısında yer alır ve gerçektende iyi huylu kolesterolün neden iyi olduğunun bir cevabını verir.
İnsektistleri oluşturan parathion, klorpyrifoller ve diazinonlar kanda bulunan kolinesteraz enzimi inhibitörleridir. Bu kimyasalların toksik oxon formları PON1 enzimi tarafından hidrolize edilerek detoksifiye olurlar. Bu enzim ailesi aynı zamanda son derece zehirli kimyasal silahlar olan Sarin ve Soman gazlarını da etsizleştirir.
İşin enteresan yanı bu enzimlerin polimorfik olamaları yani insandan insana ırk dan ırka aktivitelerinde farklılıkların olmasıdır.

 

 

 


Mesela Arg192 (R192) izoformu parakson maddesini hızlı parçalar. Tam tersine Gln192 (Q191)izoformu paraksonu çok yavaş parçalar.
Bunun pratik anlamı her insanın aynı kimyasal silaha farklı cevap verebileceğidir.
Fare modellerinde yapılan çalışmalarda PON1 enzimin dışarıdan enjekte edilmesi ile organofosfat zehirlenmelerinin engellenebildiği görülmüştür.
Bu deneylerin bir iyi tarafı bu kimyasal maddelerle yapılan terörist bir saldırıda zehirlenen insanlara bu enzimin şırınga edilmesi yoluyla hayatlarının kurtarılabileceği gerçeğidir.
Fakat madalyonun öteki tarafı çok korkunç ve ürkütücü olabilir. Şimdi bir film senaryosu yazalım.
Bu senaryolarda genellikle dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü niyetli kişiler ve onlara karşı koymaya çalışan kahramanlar vardır.
Film gereği bu kötü niyetli kişiler (genellikle bilim adamlarıdır) sıklıkla çok ileri teknoloji kullanabilen, akıllı ve zengin insanlardır. Tek amaçları dünyayı ele geçirmektir. Fakat nasıl?

 

 

Konvansiyonel silahlar ile bunu gerçekleştiremeyecek kadar az sayıdadırlar. Bu amaca nükleer silahlar da çok yardımcı olamaz nükleer silahların yaptıkları tahribat çok büyük olup yüzlerce yıl süren etki yapmaktadırlar kullanıldıkları toprakları ‘no man land’ yapmaktadırlar. Üstelik saldırdıkları toplumdaki kendi taraftarlarını da öldürmektedir.
O halde film de kahramanlarımız biyolojik saldırı yapıp hedef kitle biyolojik saldırı ile yok edilecektir. Bunun provaları film içinde birçok defa yapılmaktadır fakat biyolojik silahlar çok kontrol edilememektedir. Ve maalesef insan ırkları arasında genetik farklılık çok az olup(%99,9 aynı) kendi taraftarlarını bu biyolojik saldırıdan çok fazla koruyamama tehlikesi vardır.

 



Film kahramanlarına artık gelişen teknolojik buluşlar sayesinde kimyasal silah üretimi ve saldırısı daha uygun gibi durmaktadır. Fakat günümüze kadar yapılan deneylerde maalesef bu silahlarda kişi ayırt etmeden öldürmekte veya zarar vermekteydi. Bu sorunu çözmekte Paraoksonaz ailesi bir umut olabilirdi belki!
Bu amaçla Rekombinant mutant PON1 üretilmeli ve yandaşlarını kimyasal silah sinir gazlarına karşı kısa sürede koruma altına alacak bu buluş yapılmalı idi ve günümüzde yapıldı…
Bu amaçla bir çok ileri teknolojik araştırmalar yapıldı ve genetik mühendislik kullanılarak yapılan mutasyonlar sonucu elde edilen mutant Paraoksonazlar (HuPON) çok zehirli soman ve sarin gazlarına karşı yandaşlarını ve askerlerini artık kimyasal saldırıya karşı koruyabilmekteydi.

 

Şimdi artık film senaryosu bize aklın ve bilimin karanlık yönlerini göstermektedir, kötü niyetli kişiler ve teröristler(ülkeler) ele geçirmek istedikleri şehre veya ülkeye saldırı öncesi kendi yandaşlarını koruyucu mutantPON1 enjektörlerini el altından dağıtmaya başlamışlardır bile…
Bu mutant PON enjektörleri kullanılması kolay tasarlanmış kimyasal saldırı başladığında hemen enjektörler insülin gibi yapılacak ve diğer insanlar sinekler gibi ölürken onlar hayatta kalacaktır. Asıl önemlisi 72 saat süren kimyasal saldırı etkisi bittiğinde tüm şehir veya ülke onların olacaktır.
Hiç tahrip olmamış parasal açıdan tüm doğal zenginlikleri ile birlikte.
Düşünmesi bile korkunç bir senaryo… Gerçekte şu an teknik olarak yapılabilir düzeyde! Son yıllarda nedense film senaryoları hep bir bir gerçekleşmektedir. Umarım bu gerçekleşmez.

—————-

Yazar : Prof. Dr. Necat Yılmaz

YAZAR HAKKINDA
Prof. Dr. Necat Yılmaz: 1964 Ankara doğumluyum. Liseyi Mersin’de bitirdim. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Aynı üniversitede Klinik Biyokimya uzmanı oldum. Gaziantep Üniversitesi’nde Profesör oldum. Halen Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefiyim. Onlarca uzmanlık öğrencisi ve yüksek lisans öğrenicim oldu. Son yıllarda bilimsel çalışmalarımın yanı sıra aktüel konular ile ilgilenmeye başladım.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Şefi

http://indigodergisi.com/66/n-yilmaz.htm


Kategoriler:Bilim, Bilinmeyen, Diğer
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: