Anasayfa > Astronomi - Uzay, Bilim > Big Bang Ve Bilimin Ötesi

Big Bang Ve Bilimin Ötesi

Evrenin yapısı ilk çağlardan bu yana merak konusu olmuştur. Yıldızlar, gök cisimleri insanların ilgisini çekmiş ve bu olan bitenle ilgili araştırma gereği duyulmuştur. Bilimin gelişmesi ile evrendeki sistemler daha da açıklayıcı bir anlatımla bilimde yer edindi. Bilim, kainattaki sistemi anlamaya çalışmakta ve bu düzenin arkasında çalışan fiziksel koşulları ortaya koymaktaydı.

Evreni anlama çabası ilk çağdan bu yana bilimsel anlamda materyalist çizgide ele alınmıştı. Bu görüşe göre evren sonsuzdan beri var idi ve sonsuza kadar var olmaya devam edecekti. George Politzer Felsefenin Başlangıç İlkeleri kitabında ilk insanların bilgisizliği nedeniyle evreni anlama çabasının yetersiz olacağından ve bu yüzden evrendeki sistemin İlahi Varlıkla açıklamasının yanlış olduğunu ve bilime aykırı olduğunu söylemekteydi.

Madenin sonsuz zamandan beri hep var olması fizik kurallarına ters gibi görünse de bu görüşe sıcak bakan materyalistler maddenin hiçlikten meydana gelmesi fikrine yaratılışa işaret ettiği dolayısıyla inanmak istememişti. Ünlü Fizikçi Fred Hoyle evrenin var olmasını açıklayan Big Bang yani Büyük Patlama fikrine karşı gelenlerdendi. Ian Barbour Bilim ve Din isimli kitabında bu konuda şunları söylemektedir:

“Kırk yıl önce, bazı kozmologlar sonsuz bir zaman aralığını varsayarak, bir yaratılış anı tartışmasından kaçınabileceklerini düşünüyorlardı. Onların sabit durum teorisi, hidrojen atomlarının yavaş yavaş ve sürekli olarak, sonsuz bir zaman ve mekan içinde var olmaya başladığını önerdi. Özellikle Fred Hoyle, çoğu meslektaşının bu teoriyi terk etmesinden uzun süre sonra dahi, onu savunmaya devam etti. Hoyle’ın yazıları, onun sabit durum teorisini bu kadar savunmasının nedeninin sadece bilimsel temeller değil, fakat kısmen de kendi ateist inançlarıyla uyuşan sonsuz zaman fikrini kabul etmesi olduğunu göstermektedir…”

Hayata imkan veren dengeler ise çok hassas biçimde ayarlanmıştı. Güneş’in Dünya’ya uzaklığı, Güneş sisteminin evrendeki yeri, oksijen oranının ideal rakamları bu hassaslığa verilecek Birkaç önemli örnekten sadece bir kaçıdır. Bu ”ince ayar” daki küçücük sapmalar bile her şeyin değişmesi anlamına geliyordu.

Dean L. Overman Düzen isimli kitabında “ince ayar” konusunda, grafit ucu üzerinde dikey olarak duran keskin bir şekilde açılmış kurşunkalem örneğini vermektedir.

Evrenin Başlangıcı: Büyük Patlama

Burada bir hatırlatma yapmakta yarar vardır. Big Bang (Büyük Patlama) parçalarının uzaya saçıldığı br bomba infilakına benzer bir patlama ile karıştırılmamalıdır. Çünkü Büyük Patlama ile kainat yaratılmıştır.

1920’li yıllarda astronominin gelişimi açısından çok önemli gelişmeler olmuştu. 1922’de fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein’in genel görecelik kuramına göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını hesapladı. Friedmann’ın bu gözlemlerinin önemini ilk fark eden kişi ise astronom Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, bu çözümlere dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini söyledi.

1929 yılında gözlemsel bir delil, bilim dünyasında büyük etki meydana getirdi. California Mount Wilson gözlemevinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Hubble, kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru kayan bir ışık yaydıklarını saptadı. Edwin Hubble’ın bu buluşu bilimsel anlayışı kökünden değiştirmişti. Edwin Hubble, çok geçmeden önemli bir şeyi daha keşfetmişti; birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Bu ise evrenin genişlemekte olduğunu açıklamaktaydı.

Bu keşifleri arkasından 1948 yılında George Gamow, Lemaitre’nin fikirlerini geliştirdi ve yeni bilimsel bilgiler öne sürdü. Buna göre eğer evren Büyük Patlama ile oluşmuşsa evrenin her yerine eşit miktarda dağılmış radyasyon olmalıydı.

1964 yılında Robert Wilson ve Arno Penzias bu bilimsel öngörüyü onaylayan bilimsel keşiflere imza attılar. Kozmik Fon Radyosyonu denen radyosyonu keşfettiler ve bu keşifle Nobel Ödülünü kazandılar. Bu radyasyon eşyönlüydü ve evrenin her yerine dağılmıştı.

1990 yılında Kozmik Arkaplan Işıma Uydusu’nun (COBE) verileri ise Penzias ve Wilson’ın bilimsel keşiflerini destekleyen deliller sundu.

Bütün bu delillerin gösterdiği bir gerçek vardı. Evren bundan yaklaşık 14 milyar yıl önce sıfır hacimden var edilmişti. Ünlü fizikçi Michio Kaku (Hyperspace 1992) bilimsel keşiflerin gösterdiği gerçekleri kısa ve özlü biçimde şu şekilde anlatmıştır:

“Cisimler hareketlidir, o halde bir ilk hareket ettirici vardır. Cisimler sebeplerle var olurlar,  o halde bir ilk sebep olucu vardır. Cisimler mevcuttur, o halde bir Yaratıcı vardır.”

Bilimsel keşifler arttıkça evrendeki bu harika sistemi anlama gayretimiz de artacaktır. Evren ve içindeki tüm dengeler hepsinin aynı anda var olması ile anlam kazanmaktadır. Bu dengeler listesinde herhangi küçük bir değişim bu yapının yok olması demektir. Bunu yapbozlara benzetmek mümkündür. Bu yapbozların bir parçasının eksik olması resmin tamamlanmaması demektir. Jean Guitton bu dengelerin harika yaratılışı ile ilgili şu yorumu yapmıştır:

Olanlar, başka türlü olamayacakları için oldukları gibidirler.

Yazar: Hakan TAŞ

İndigo Dergisi

https://insanveevren.files.wordpress.com/2011/10/evren-ve-insan-gif24.gif?w=600

Kategoriler:Astronomi - Uzay, Bilim
  1. 18 Kasım 2011, 22:58

    tarafsız bir akla sahip her bilim adamı tanrının varlığına ulaşmaktan başka bir sonuç eldemezler

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: