
(TÜBİTAK-MAM) geçen yıl başlatılan çalışmayla Türkiye faunasında yer alan yaban hayvanlarına ait genetik kaynakların korunması amacıyla DNA ve hücre bankası oluşturuluyor.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi’nde (TÜBİTAK-MAM) geçen yıl başlatılan çalışmayla Türkiye faunasında yer alan yaban hayvanlarına ait genetik kaynakların korunması amacıyla DNA ve hücre bankası oluşturuluyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK-MAM ve Selçuk Üniversitesinin işbirliğiyle yürütülen ”Ulusal Biyoçeşitliliğin ve Gen Kaynaklarının Korunması Hedefleri Doğrultusunda Büyük Memeli Türlerinin Araştırılması, Korunması ve Yönetimi Projesi”nin birinci gelişme raporu toplantısı yapıldı.
Devamını oku…

Çevrelerine belirli tesirler yaydıklarına ve canlı organizmalar üzerinde hem psişik hem de fiziksel etkilerde bulunduklarına inanılan taşlara eski uygarlıkların kültürlerinde ve ezoterik çalışmalarda “Tılsımlı Taşlar” ismi verilmiştir. Ezoterik prensiplere göre bazı taşlar evrendeki ve yerküredeki birtakım güçleri çekme, biriktirme, dönüştürme ve yayma özelliklerine sahiptir. İnisiyatik çalışmalarda bu tür taşların enerjetik özelliklerinden yararlanmak, başlı başına bir araştırma konusuydu. Ve elimizdeki bu konuyla ilgili kayıtlar eskilerin bu konuda hayli ileri düzeyde bilgi sahibi olduklarını göstermektedir.
Ezoterizm’de taşlar dört ana grupta sınıflandırılmıştır:
Devamını oku…

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.
Peki bu oluşum içinde Ay’ın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve Dünya’nın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?
Dünya’daki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?
Devamını oku…

Aynı kuantum alanın kuantumları olan iki özdeş parçacığın ayırt edilmesi mümkün değildir. Çünkü Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre, bu özdeş iki parçacığın uzaydaki yerlerini bir ölçüde bulanık hale getirir ve ikisi birbirine biraz yaklaşıp sonra ayrılırlarsa hangisinin hangisi olduğuna karar verebilmek ilkesel olarak imkânsızlaşır. Bu yüzden de kütle, spin, elektrik yükü, momentum gibi tüm ölçülebilecek özellikleri aynı olan iki özdeş fermion, aynı kuantum durumunda bulunamazlar (bunlar fermi-dirac istatistiğine uyarlar). Bu yüzden bir atomun aynı enerji durumunda, biri yukarı diğeri aşağı spinli, sadece iki elektron bulunur ve bu durum diğerlerini de başka bir enerji durumunda (yani yörüngede) bulundurmak zorunda bırakır.
Devamını oku…

Yaşamının büyük kısmında göz sorunları yaşadığı bilinen Galileo’nun, gözlemlerinde tam olarak ne gördüğü ve göz kusurlarının çalışmalarına etkisi, ölümünden 367 yıl sonra bilinebilecek. Bunun için gökbilimcinin mezarı açılacak ve DNA örnekleri alınacak.
Devamını oku…

Akrep Takımyıldızı yönünde, kalabalık ve geniş bir yıldız alanına karşı karaltı halinde görülen bu tozlu uzay bulutu, bazılarının aklına uğursuz karanlık bir kule görüntüsünü getirmektedir. Aslına bakarsanız, yıldızları oluşturmak üzere çökmekte olan toz ve gaz molekülü yığınları, bu muhteşem teleskop görüntüsü üzerinde neredeyse 40 ışıkyıllık bir alanı kaplayan karanlık bulutsunun içerisine rahatlıkla saklanmış olabilir.
Devamını oku…

Fatih Sultan Mehmet’in “kardeşinin katledilmesi” emrini verdiğinin yazılı olduğu bir çeşit Osmanlı’nın devlet anayasası sayılan Kanunname-i Ali Osman belgesi üzerinde araş tırmalar yaptığını belirtti. Yurtsever, “Tarih kitaplarında Fatih’in kardeş katli maddesinin yer almasına kaynak gösterilen kanun defteri, 1614 yılında devlet katipler başı Bosnalı Hüseyin Bedayi Efendi tarafından Osmanlı Devlet Arşivi’nde bulunan asıl örnekten kopyalanmış. Adı geçen Kanunname-i Ali Osman defterinin kopyalanan örneğinin o dönem Osmanlı’nın
sürekli savaştığı Avusturya istihbaratı tarafından kaçırılarak Viyana’ya götürüldüğü bilgilerine ulaştım” dedi.
Devamını oku…

Türk dünyasının en büyük yazarlarından biri olan ve eserleri yüzlerce dile çevrilip milyonlarca kişi tarafından okunduğu hâlde hâlâ Nobel ödülü alamayan bir Kırgızistan Türkü‘nün, yani Cengiz Aytmatov‘un 1980 yılında yazmış olduğu “Gün Uzar Yüzyıl Olur” (Gün Olur Asra Bedel) adlı romanında yer verdiği bir Kırgız efsanesinde “mankurt” sözcüğü ve “mankurtlaştırmak” deyimi geçmektedir. Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri olan Cengiz Aytmatov tarafından bütün dünya dillerine ve edebiyatına olduğu gibi dilimize ve edebiyatımıza da kazandırılan bu sözcük ve deyimin bir öyküsü vardır.
Devamını oku…

Rüyaların ne anlatmak istediklerini anlamak için en güvenilir yöntemlerden birisi tabi ki bir rüyayı gördükten sonra hemen arkasından gerçekleşecek yaşantılarımıza dikkat etmektir. Dikkat etmek burada anahtar sözcüktür. Bizler bugüne kadar defalarca rüya gördük ve onlar da bize defalarca bir şeyler anlatmak ve yardım etmek istedi. Ama biz gördüğümüz rüyaya ve daha sonra yaşadıklarımıza dikkat etmediğimiz için çok daha fazla bilgi alabilecekken ya da daha fazla sembolümüzü çözebilecekken dikkat etmediğimiz ve haliyle farkına varmadığımız için bu fırsatı kaçırıyor olabiliriz. Rüyalarda semboller ve herkesin kendisine ait farklı sembollerinin olduğunun bilinmesi bilgiyi doğru almak açısından çok önemlidir. Bununla ilgili daha fazla bilgi vermeden önce Rüyanın ne olduğuna dair birkaç yoruma bakalım.
Devamını oku…

Canlılık konusu, aslında dünyayla sınırlı bir olgu değildir. Genel anlamda canlılık konusu evrensel bir olgudur. Bunu dünya gibi, evrende toz zerresi kadar olan bir uzaysal obje ile sınırlamak çok dar bir görüş olur. Çünkü bugüne kadar yapılan araştırmaların sonucunda elde edilen bilgiler, belgeler, gözlemler ve araştırmalar bunu söylemektedir. Kısaca uzaysal bilgilerimizi hatırlayacak olursak Galaktik ölçüleri veya Güneş sistemi ile ilgili ölçüleri göz önüne getirirsek bir de dünyanın boyutlarını göz önünde tutarsak görürüz ki, şu an üzerinde yaşadığımız dünya gezegeni bu boyutlar ölçüsünde hemen hemen hiç durumunda kalmaktadır. Dolayısıyla bu küçücük ölçüler içine canlılık gibi evrensel bir olguyu sığdırmak, sıkıştırmak ne kadar doğru olur? Çünkü şu anda dünya dışı canlılıkla ilgili pek çok belge, gözlem, araştırma ve hatta tarihsel bulgular bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında ortaya çýkan sonuç Evrende yalnız olmadığımız yönündedir. Dünya dışı canlılık konusu bir olasılık değildir. Dünya dışı canlılığın yaygınlığı söz konusudur. Evrenlere dağılmış olması söz konusudur. Hatta çok değişik şuur düzeylerindeki varlıklar evrenlere yayılmış vaziyettedir.
Devamını oku…

Ey Tanrıların büyük üstadı, ey yiğit Enlil!
Ben, büyük Tanrıların gizini açığa vurmadım! Bilge kişi haberi düşünde almış…
O, böylece tanrıların gizini öğrendi.
Şimdi onun için bir karar vermek sana düşer!
(Gılgameş Destanı’ndan)
Bir zamanlar Dünya üzerinde yaşanmış olan büyük tufandan bahseden en eski metinlerden biri, Sümerlilerin “Gılgamış Destanı”na aittir.
Gılgamış Destanı, Mezopotamya’daki Uruk Kenti’nin efsanevi rahip kralı Gılgamış üstüne yazılmış mitolojik bir metindir. Ve geçen yüzyıla gelinceye dek unutulmuş bir çağın ürünüdür. Yüzyılımızda arkeologlar yorulmak bilmez bir çalışmayla Ortadoğu’nun kumlara ve sırlara gömülü kentlerini birer birer ortaya çıkartmaya giriştiler. O döneme kadar Nuh ile İbrahim Peygamber arasında geçen uzun sürenin tarihi yalnız Tevrat’taki “Tekvin Bölümü”nün 6. ve 9. Babları arasında anlatılıyordu. Gılgameş Destanı, bizi yeniden o çağlara geri götürmektedir.
Devamını oku…